(2004 S. K. m. 97/a)
Dava: Yukarıda tarih ve numarası yazılı kararın temyizen tetkiki davalı ( alacaklı ) vekili tarafından istenmiş, merciice ilamında belirtildiği şekilde isteğin kabulüne karar vermiştir.Temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okundu, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Karar: Uyuşmazlık, 3.kişinin, takip hukukuna dayalı istihkak davasıdır.
Davacı 3. kişi borçlunun eşi olup haciz birlikte oturdukları evde yapılmıştır. Bu durumda İİK'nun 97/a maddesinde öngörülen mülkiyet karinesi borçlu, dolayısıyla alacaklı yararınadır. Ancak bu karinenin aksi kesin, inandırıcı ve güçlü delillerle kanıtlanabilir.
Davacı 3.kişi haczedilen ev eşyalarını, borçlu kocası aleyhine bir başka şahsın yaptığı icra takibi sırasında, ihaleden satın aldığını ileri sürmüştür. Merciice satın alma ile davacının malik olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Gerçekten uyuşmazlık, 15.3.2002 tarihinde yapılan haczin, daha önce usulüne uygun cereyan eden icra satışı sonucu davacı eşin kazanmış olduğu mülkiyet hakkı karşısında geçerli ve bağlayıcı olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Yargıtay HGK'nun 2002/15-917 Esas ve 2002/1041 karar sayılı ve 11.12.2002 günlü kararında belirtildiği gibi hangi türü olursa olsun haciz nedeniyle istihkak davalarından amaç, mülkiyet hakkının tespiti değildir. Amaç, dayanılan hakkın kapsamına uygun eylemli bir durum yaratmak ve hacizli malın iadesini sağlamaktır. Bu sağlamak içinde haczin dayanılan hak karşısında bağlayıcı olup olmadığına bakmak gerekir. Davacı eş bir işte çalıştığını ve geliri olduğunu kanıtlamış değildir. Dolayısıyla hacizli eşyaları ihaleden hangi parayla satın aldığını açıklayamamıştır. Geliri olsa dahi kocasının borcunu ödeyecek yerde, sanki yabancı bir kişinin mallarını satın alıyormuş gibi, ihaleye katılması hayatın olağan akışına aykırı olup mal kaçırmak amacına yöneliktir. Yani mülkiyet şeklen kazanılmış olup, yapılan haciz geçerlidir.
Ayrıca, davacı ile borçlunun, hacizden sonraki tarihte gerçekleştirdikleri boşanma işleminin de danışıklı işlem olduğu açıkça anlaşılmaktadır.
O halde, davanın reddine karar vermek gerekirken yazılı gerekçe ile kabulüne karar verilmesi doğru olmamış ve kararın bozulması gerekmiştir.
Kabule göre de; 4684 sayılı Bazı Kanun ve Kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılmasına dair Kanun'un geçici 4.maddesine göre alacaklı T.E.A.Ş.'ye harç yükletilemeyeceğinden bu husus gözardı edilerek ilam harcının davalı alacaklıdan tahsiline hükmedilmesi doğru görülmemiştir.
Sonuç: O halde, davalı alacaklının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 16.9.2003 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy