(506 S. K. m. 2, 3, 85) (4721 S. K. m. 2)
Dava: Davacı, 1.5.1992 tarihli bildirgeye istinaden 1 gün çalıştığının ve bu tarihin sigortalılık başlangıcı olduğunun tespitiyle, 1.7.1992-30.1.2000 tarihleri arasındaki isteğe bağlı SSK'lı sigortalılığının geçerli olduğunun ve 1.2.2001 tarihinden itibaren yaşlılık aylığına hak kazandığına karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Hacer Pat tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
Karar: Dava, 1.5.1992 tarihinde işyerine işe giriş bildirgesi verildiğini ve 1.7.1992 tarihinden itibaren isteğe bağlı sigortalı olduğunun tespiti ile Kurum sataşmasının giderilmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmiş ise de davacının muvazaa yolu ile Kurum değiştirme işlemine geçerlilik tanıyan bu hüküm yerinde değildir.
Gerçekten davacının uzun yıllar Bağ-Kur sigortalısı olarak Bağ-Kur kapsamında bulunduğu tartışmasızdır. Buna karşın davacı Kurum değiştirmek için kendisini 1.5.1992 tarihli bildirge ile işveren Cafer K.'a ait "mobilya imalathanesi" işyerinden sigortalı göstermiş ve akabinde isteğe bağlı sigortalı statüsüne geçerek yaşlılık aylığı şartları oluşuna değin prim ödemiştir. Oysa, sözü edilen işyerinde ki çalışmasının fiili olmadığı bizzat davacının Sosyal Sigortalar Kurumu Müfettişine vermiş olduğu beyan ile ortaya çıkmaktadır. Ekli rapor ve beyanlardan davacının işyerini hiç görmediği sonucu çıkmaktadır. Çünkü işyeri mobilya imalathanesi olup, iki tane de bordrolu çalışan işçi olduğu halde, davacı buranın mobilya satım yeri olup, hiç işçi görmediğini söylemektedir. Çay ve temizlik işini yaptığını ileri sürdüğüne göre çalışan bordro tanıklarını görmemesi mümkün değildir. Bu durumda dinlenen bordro tanıklarının beyanlarının da samimi olmadığı ortadadır. Yine davacının işyerinin fiili özelliklerine ait vermiş olduğu bilgiler de bizzat işverenin beyanı ile çelişmektedir.
Öte yandan davacının çalışma iddiası işyeri ücret bordrosu ya da benzer belgeler ile belgelenememekte olup söz konusu döneme ilişkin iki ayrı imzasız ücret bordrosu düzenlenmesi de davacının sırf SSK'lı statüye geçebilmesi için yapılmış işlemleri göstermektedir.
Açıklanan bu maddi olgular yanında, yıllarca kendi adına bağımsız çalışması bulunan bir kişinin çok kısa bir süre için iddia edildiği şekilde çay-temizlik işinde çalıştığının kabulü davacının anılan yıllar da 50-51 yaşlarında olduğu gerçeği de dikkate alındığında hayatın olağan akışına aykırıdır. Üstelik davacının başka bir yerde çalışmadığı da açıktır. Bu halde, bir gün süre ile çalıştığının kabulü bu çalışmanın gerçek ve fiili olmadığı ortada iken mümkün değildir.
Sosyal güvenliğe ilişkin konularda mahkemenin doğrudan soruşturmayı genişletmesi kamu düzeni gereğidir. Mahkemenin belirtilen olguları nedeni ile ortaya çıkan yasa dışı bir uygulamayı göz ardı etmesi ve özellikle HGK'nun 29.11.2000 gün ve 2000/21-1705 Esas, 2000/1750 Karar sayılı ilamında belirtilen ilkeleri dikkate almaması usul ve yasaya aykırıdır.
Gerçekten bu HGK kararında da belirtildiği üzere,
Sistemimize göre; çalışanlar muhtelif gruplarda toplamak suretiyle her bir topluluk için belli Sosyal Güvenlik Kuruluşları öngörülmüştür. Kişiler, gerçek statü ve koşullarına göre; bu Kurumlardan birinin kapsamına; iradelerine bakılmaksızın girerler ve o Kurumun sigortalısı olurlar. Nitekim; 506 sayılı Sosyal Sigortalar Yasasında kimlerin Yasa kapsamında olduğu 2.maddesinde açıkça ortaya konmuş, koşulları belirlemiştir. Giderek, kimlerin de Yasa kapsamına giremeyeceği kapsamlı biçimde; 3.maddesinde açıklamıştır.
Öte yandan; aynı Yasa 85.maddesinde isteğe bağlı sigortalılık koşullarını belirlemiş ve 506 sayılı Yasa kapsamında sigortalıların başka bir Sosyal Güvenlik Kuruluşu kapsamında bulunmamaları koşuluyla; isteğe bağlı sigortalı olabileceklerini hükme bağlamıştır.
Şu duruma göre; 506 sayılı Yasa yönünden; isteğe bağlı sigortalı olabilmek için öncelikle; Yasanın öngördüğü sigortalılığın gerçekleşmesi gerekir. Yasanın öngördüğü sigortalılıktan amaç ise; biçimsel olarak ortaya çıkan salt, Kurum değiştirme amacına yönelik yasaya karşı hile yoluyla göstermelik bir sigortalılık değil, gerçek anlamda hizmet akdine göre oluşmuş bir sigortalılıktır. Bu tür bir sigortalılığın olup olmadığı ise hizmet akdinin koşulları ve eylemli çalışmanın varlığının açıkça ortaya konması durumunda mümkündür. Kişinin, çalışma hayatının bir bölümünde hizmet akdine göre çalıştığı ve yaşamını bu yolla idame ettirmek isteği, eylemli biçimde ortaya çıktığında; kişi, 506 sayılı Yasa kapsamında sigortalı kabul edilir. Hizmet akdine dayalı çalışanlar dışında, başka Güvenlik Kurumu kapsamındaki kişilerin, yapay yöntemlerle 506 sayılı Sisteme dahil edilmesi bu sistemi zaafa uğratır ve Sosyal Güvenlik ve sistemin amacının gerçekleşmesini de engelleyici olur. Çünkü 506 sayılı Yasa sistemi; sigortalı ve işverenlerin katkılarıyla oluşan temelde, bir fon oluşturma ve buradan, risklerin gerçekleşme durumuna göre, sigortalıları güvenceye kavuşturmayı amaçlar. Kısaca; 506 sayılı Yasa sistemi hizmet akdine göre çalışanların işveren katkılarıyla oluşturdukları sosyal nitelikli bir ortaklıktan ibarettir. Bu sisteme; dışardan, zorlama, hile ve yapay yollarla katılımlar; gerçek sigortalıların güvenliklerini önemli ölçüde daraltır. Bu nedenledir ki her Sosyal Güvenlik Yasası kendi kapsam ve alanını belirlemiş, sigortalılarını, kendi bünyesi içinde tutmak istemiştir. Kuşkusuz; bir sistemden, diğerine geçmek mümkündür. Ancak bu geçişin muvazaa veya yapay bir geçiş dahası Yasaya karşı hile'yi amaçlamayan bir olguya dayanmaması gerekir. MK'nun 2.maddesinde ifadesini bulan evrensel nitelikte dürüstlük kuralları bu tür bir eyleme engel olduğu gibi Anayasal Sosyal Güvenlik Sistemimizi, oluşturan Sosyal Sigorta Yasaları da kabul ettikleri temel ilke ve esaslarıyla buna müsait değildir. Açıklananların ışığında somut olaya bakıldığında; yıllarca Bağ-Kur statüsünde sigortalı olan davacının, çok kısa süre için, en önemlisi nitelik ve kapsamı ortaya konmayan kuşkulu ve hayat deneyimlerine uygun düşmeyen olgulara dayanmak suretiyle bu defa Sosyal Sigortalar kurumunda isteğe bağlı sigortalı olmak istemesi yerinde görülemez.
Mahkemece, yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular nazara alındığında talebin reddi gerekirken, aksine düşünce ve kanaat ile davanın kabulüne karar vermiş olması usul ve yasaya aykırıdır.
O halde, davalı Kurumun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 20.2.2003 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy