(1479 S. K. m. 24, 79) (4247 S. K. m. 3)
Dava: Davacı 15.12.1975-16.5.1997 tarihleri arasında Bağ-Kur sigortalısı olduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davalılardan Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Hacer Pat tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
Karar: Davacı, 15.12.1975 ila 16.5.1997 tarihleri arasında zorunlu Bağ-Kur sigortalısı olduğunun tespitini istemiştir.
Mahkemece istek aynen hüküm altına alınmış ise de bu sonuç usul ve yasaya uygun değildir.
Gerçekten 1.4.1972 tarihinde yürürlüğe giren 1479 sayılı Yasa'nın 24. maddesine göre bir kimsenin zorunlu Bağ-Kur sigortalısı olması için meslek kuruluş kaydı ile birlikte kendi adına ve hesabına bağımsız çalışması gerekmektedir. Öte yandan 20.4.1982 tarihinde yürürlüğe giren 2654 sayılı Yasa ile değişik 1479 sayılı Yasa'nın 24. maddesinde zorunlu Bağ-Kur sigortalısı olmak için ticari kazanç veya serbest meslek kazancı dolayısıyla gerçek veya götürü usulde gelir mükellefi olması, gelir vergisinden muaf olanlarında meslek kuruluşuna kayıtlı olması hükmü yer almaktadır. Yine 22.9.1985 tarihinde 3165 sayılı Yasa ile getirilen düzenleme ile de kendi nam ve hesabına çalışanlardan vergi mükellefi olan esnaf siciline veya meslek kuruluşuna kaydı olanların Bağ-Kur sigortalısı olacağı belirtilmiştir.
Davacının vergi kaydı nedeniyle, 28.11.1987'de resen 20.4.1982'den itibaren tescil edildiği, vergi kaydını sildirdiği 22.12.1986 tarihinden sonra Bağ-Kur yasasının 24. ve 25. maddelerinde aranan şekilde kendi adına ve hesabına bağımsız bir çalışması olmadığı gibi Esnaf ve Sanatkarlar sicili veya ihtilafsız Kanunla kurulu meslek kuruluşu kaydı da bulunmayan davacının kurumca bu döneme ilişkin sehven alınan primleri-ekstralarına göre fazla ödeme gösterilerek değerlendirmeye alınmamıştır. Davacının çekişmeli dönemde düzenli prim ödemesi ve kaydı söz konusu olmadığından isteğe bağlı sigortalılık yönetmeliğinin 5/c maddesinden yararlanması olanaksız olduğu gibi 1479 sayılı Yasa'nın 79. maddesine 3396 sayılı Yasa'nın 16. maddesi ile eklenen fıkraya göre sonradan ödenen primlerinin isteğe bağlı sigorta süresi olarak değerlendirilmesi de mümkün değildir. Yukarıda belirtilen açıklamalar doğrultusunda; davacının 15.12.1975-20.4.1982 tarihleri arasında Bağ-Kur sigortalısı sayılması yönünden ; 1479 sayılı Yasa da 506 sayılı Yasa'nın 79/8 maddesine koşut geçmiş sigortalı hizmetlerin tespitine yönelik bir düzenlemenin mevcut olmadığı açıktır. Davacının 1479 sayılı Yasa'nın ek geçici 13. maddesinin sağladığı olanaktan süresinde başvurmak suretiyle yararlanmadığı da açıktır. Hal böyle olunca geçmiş bu dönemin tespitine yasal olanak olmadığı açık iken bu döneme ilişkin tespit kararı verilmesi yerinde değildir.
Davacının 22.12.1986-16.5.1997 tarihleri arasında Bağ-Kur sigortalısı sayılması yönünden ise; davacının Oltu Esnaf ve Sanatkarlar oda kaydının geçersizliği Kurum ve oda yetkilileri tarafından tutanakla belirtilmiş ve davacı da dava dilekçesinde dahi bu hususu kabul etmiştir. Bu halde davacının 22.12.1986'dan itibaren yasal olarak Bağ-Kur sigortalı statüsünde olmadığı ortadadır. Bu döneme ilişkin olarak davacının 4247 sayılı Yasa gereğince primlerinin ödenmiş olması da bu statüyü oluşturmaz.
Çünkü; 4247 sayılı Yasa yasal olarak statüde olan ancak primlerini düzenli ödemeyen sigortalılar ile ilgilidir. Anılan Yasa'nın 3. maddesi hükmü gereğince "..... 2.9.1971 tarihli 1479 sayılı Yasa'nın Esnaf ve Küçük Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu'na göre prim gecikme zammı ve faiz borcu bulunan sigortalılar ile ölen borçlu sigortalıların hak sahipleri ...." 4247 sayılı Yasa'nın kapsamı gösterilmiştir. Davacının 22.12.1986-16.5.1997 tarihleri arasında yasal olarak Bağ-Kur sigortalısı statüsü oluşmadığına göre bu döneme ilişkin prim borcunun olamayacağı da ortadadır.
Kurum'un sigortalılık koşullarını taşımadığı dönem için davacıdan hatalı olarak 4247 sayılı yasadan yararlandırılması suretiyle geriye yönelik olarak toptan prim tahsil edilmesi davacı yararına kazanılmış hak oluşturmaz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 25.12.2002 gün ve E:2002/21-1062, K.2002/1098 sayılı kararı da bu doğrultudadır.
Yapılan açıklamalar doğrultusunda davanın reddi yerine yerinde olmayan bilirkişi görüşüne ve gerekçeye göre yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalı Kurum'un bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 27.2.2003 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy