(1479 S. K. m. 24, 25) (506 S. K. m. 79)
Dava: Davacı, davalı Kurum işleminin iptaliyle Bağ-Kur sigortalısı olduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Zehra Ayan tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
Karar: Davacı, 20.9.1956 tarihinden itibaren Bağ-Kur sigortalısı olduğunun ve kesilen yaşlılık aylığının yeniden ödenmesi gerektiğinin tespitini istemiştir. Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş ise de, bu sonuç usul ve yasaya uygun değildir.
Gerçekten, davacının tespitini istediği süreç, Bağ-Kur'luluk statüsü yönünden, değişik yasal dönemleri içermektedir. Her uyuşmazlığın, dayandığı işlem veya olayların meydana geldiği tarihte yürürlükte olan yasal kurallara göre çözümlenmesi gerekeceği ilkesinden hareketle, her dönem için geçerli olan yasal koşulların ayrı ayrı ele alınarak Bağ-Kur'luluk statüsünün ortaya konması gerekir. Davanın yasal dayanağını oluşturan 1479 sayılı Yasanın 24. ve 25. maddeleri, Bağ-Kur'luluk koşulları ile kimlerin bu Yasa kapsamında olduklarını ve Bağ-Kur'luluk statüsüne karine sayılacak olguları açıkça belirlemiş bulunmaktadır. Bu arada sözü geçen maddeler, tespiti istenilen dönemde üç kez değişikliğe uğramış ve yasal karineler yönünden farklı kurallar öngörülmüştür. Ne var ki, bir kimsenin Bağ-Kur'lu sayılabilmesi yönünden ön koşul veya temel ilke, yasanın kabulünden bugüne kadar varlığını sürdürmektedir. Anılan Yasanın 24. maddesinin ilk fıkrasında yer alan esas ilkeye göre, Bağ-Kur'luluk statüsüne girebilmesi için bir kimsenin, kendi ad ve hesabına bağımsız çalışmasının varlığı gerekir. Belirtilen ana koşulun gerçekleşmesinden sonra, ancak, yasanın öngördüğü diğer unsurların bulunması halinde, zorunlu ve yasal statü kendiliğinden oluşur.
1.4.1972 tarihinde yürürlüğe giren, 1479 sayılı Yasanın 24. maddesi ilk şekliyle, çalışma olgusunun gerçekleşmesi yanında, sigortalılığın oluşumu için, ayrıca, kanunla kurulu meslek kuruluşlarına kayıtlı olma koşulunu da aramıştır. Bu kuruluşlara kayıt tarihi ise, sigortalılığın başlangıcı yönünden, yasal karine kabul edilmiştir. 4.5.1979 tarihinde yürürlüğe giren 2229 sayılı Yasa, Bağ-Kur'lu olabilme yönünden, söz konusu 24. maddenin öngördüğü meslek kuruluşlarına kayıtlı olma koşulunu kaldırmış, sadece yasanın temel ilkesi olan kendi ad ve hesabına çalışma koşulunun gerçekleşmesi durumunda, sigortalılığın oluşacağını yeterli görmüştür. Buna karşın, 20.4.1982 tarihinde yürürlüğe giren 2654 sayılı yasa bağımsız çalışanların sigortalı olabilmeleri yönünden vergi yükümlülüğünü öngörmüş, vergiden muaf olanların da kanunla kurulu meslek kuruluşlarına kayıtlı olmaları durumunda yine sigortalı sayılacaklarını kabul etmiştir. Nihayet, 22.3.1985 yürürlük tarihli 3165 sayılı Yasa, sigortalılığa karine yönünden vergi kaydının, bu kaydın bulunmaması veya vergiden muaf olunması halinde, esnaf ve sanatkâr sicili veya kanunla kurulu meslek kuruluşu kayıtlarının esas alınacağını belirlemiştir.
1479 sayılı Yasanın 79. maddesine göre isteğe bağlı sigortalılık ise, sigortalının tescil talebinin Kuruma intikal ettiği tarihte başlar. Ancak ayı içinde primi yatırılmış süreler sigortalılık süresine dahil edilir.
Somut olayda, davacının celeplik işinden dolayı 20.9.1956-27.3.1978 ve kalaycılık işinden dolayı 27.3.1978-30.12.1984 tarihleri arasında vergi kaydı bulunduğu uyuşmazlık konusu değildir. Uyuşmazlık, davacının vergi kaydı dışında kalan sürelerde, Tokat Demirciler Kalaycılar Odasındaki 19.9.1970-23.1.2002 tarihleri arasındaki kaydı ile Tokat Terziler Odasındaki 1.1.1972 tarihinden itibaren devam eden kaydına dayanarak Bağ-Kur sigortalısı sayılıp sayılmayacağı noktasında toplanmaktadır. Bağ-Kur Tokat İl Müdürlüğünce mahallinde tutulan 17.4.2002 ve 4.6.2002 tarihli tutanaklarda, Tokat Terziler Odasının üye kayıt defterinde davacının ismine rastlanmadığı; Tokat Demirciler Kalaycılar Odasındaki üye kayıt defterinde ise davacının sadece isminin yazılı olduğu, diğer kimlik bilgilerinin yazılmamış olduğu tespit edilmiştir. Bu durumda, uyuşmazlık konusu dönemde, davacının vergi kaydı, esnaf ve sanatkâr sicil kaydı veya usulüne uygun kanunla kurulu meslek kuruluş kaydı bulunmadığı ortadadır. Ayrıca, isteğe bağlı sigortalı olabilmek için Kuruma tescil talebinde bulunmadığı gibi, düzenli prim de ödememiştir. Başka bir anlatımla, 1479 sayılı Yasa sistemine göre zorunlu ve isteğe bağlı sigortalılık koşullarını taşımamaktadır.
Öte yandan, 1479 sayılı Yasada 506 sayılı Yasanın 79. maddesine koşut geçmiş Bağ-Kur hizmetlerinin geriye yönelik tespitine ilişkin bir düzenleme de mevcut değildir. Hal böyle olunca, geçmiş Bağ-Kur hizmetlerinin istem gibi kabulüne karar verilmesine yasaca olanak bulunmamaktadır.
Yasal olarak sigortalı olunmayan ve uzun yıllar prim ödenmemiş sürelerin geriye yönelik toplu ödeme yapılmak suretiyle değerlendirilmesi mümkün değildir. Davacının sigortalılık koşullarını taşımadığı dönem için kurumun hatalı işlem sonucu geriye yönelik prim yatırması yararına kazanılmış hak oluşturmaz. Ancak, fazla prim ödemeleri, ödeme tarihinden itibaren isteğe bağlı sigortalı olarak değerlendirilebilir. (YHGK. 20.11.2002 gün ve 21/892-990 S. K.)
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın davanın reddi yerine kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 27.02.2003 gününde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy