(506 S. K. m. 79, 80, 84, 140) (4792 S. K. m. 19) (2004 S. K. m. 72) (2709 S. K. m. 36) (6183 S. K. m. 58)
Dava: Davacı, ödeme emrinin iptaline karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.
Hükmün taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Zehra Ayan tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
Karar: Dava, idari para cezası ve ek prim borcunun ödenmesi için 6183 sayılı Yasa uyarınca yapılan takibin iptali istemine ilişkindir.
Mahkemece, idari para cezası ile ilgili itirazın inceleme merciinin Sulh Ceza Mahkemesi olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine ve prim borcuna ilişkin davanın ise, bir aylık dava açma süresi geçmesi nedeniyle süre yönünden reddine karar verilmiş ise de varılan bu iki sonuç da usul ve yasaya uygun bulunmamaktadır.
Gerçekten, davacı hakkında 506 sayılı Yasa'nın 140. maddesinde öngörülen koşulların oluşması nedeniyle idari para cezası tahakkuk ettirildiği, idari para cezasının anılan maddede belirtilen prosedür çerçevesinde kesinleştiği, uyuşmazlık konusu değildir. Birinci uyuşmazlık, idari para cezasının idari aşamada kesinleşmesinden ve özellikle 6183 sayılı Yasa uyarınca borçluya gönderilen ödeme emrinden sonra borçlu olmadığının tespiti ve ödeme emrinin iptali veya istirdat şeklinde dava açılması durumunda görevli mahkemenin saptanması noktasında toplanmaktadır.
Davanın yasal dayanağı 3995 sayılı Yasa'nın 4. maddesiyle değişik 4792 sayılı Yasa'nın 19. maddesinde Kurum gelirleri kapsamına 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'na göre alınan idari para cezalarının dahil edildiği ve süresi içinde ödenmeyen gelirlerin Kurum alacağına dönüşeceği ve 506 sayılı Yasa'nın 80. maddesine göre gecikme zammı uygulanacağı hükmü öngörülmüştür. Öte yandan, Sosyal Sigortalar Kanunu'nun 80. maddesinde 3917 sayılı Yasa'nın 1. maddesi ile yapılan değişikliğe göre kanuni süresi içinde ödenmeyen prim ve diğer alacaklarının tahsilinde 21.7.1953 tarih ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümleri uygulanır. Kurum alacaklarının tahsilinde 21.7.1953 tarih ve 6183 sayılı Kanun'un uygulanmasından doğacak uyuşmazlıkların çözümlenmesinde alacaklı Sigorta Müdürlüğünün bulunduğu yer İş Mahkemesi yetkilidir. Somut olayda, davacı, 6183 sayılı Yasa uyarınca yapılan takibin iptali ile ödeme emrinde belirtilen miktarda idari para cezası ve gecikme zammı borcu olmadığının tespitini istediğine göre, uyuşmazlığın belirgin bir biçimde 506 sayılı Yasa'nın 80. maddesinden kaynaklandığı açık-seçiktir. Hal böyle olunca, uyuşmazlığın çözüm yerinin Sulh Ceza Mahkemesi olmayıp alacaklı Sigorta Müdürlüğünün bulunduğu yer İş Mahkemesi olduğu ortadadır.
İkinci uyuşmazlık ise, ek prim borcunun 506 sayılı Yasa'nın 79. maddesindeki prosedüre göre idari aşamada kesinleşmesinin davacının yargı yerine başvurmasına engel oluşturup oluşturmayacağına ilişkindir. Davacı işvereni bu tür bir yasal olanaktan mahrum bırakmak 506 sayılı Yasa'nın 84. ve Genel Yasa durumunda bulunan İİK'nun 72. maddesine aykırı düştüğü gibi, Anayasanın kişilere hak arama özgürlüğünü veren 36. maddesine de aykırı düşer. 506 sayılı Yasa'nın 79. maddesi anlamında kesinleşme, salt sözü edilen madde çerçevesinde değerlendirilir ve primlerin Kurumca tahsili olanağını sağlar. Oysa, yargı yerine gidilmeksizin ve bu alanda kesinleşme olmaksızın her zaman için borcu olmadığının tespiti ve yapılan Yasa dışı ödemeleri geri alma hakkını ortadan kaldırmaz. Kaldı ki, 6183 sayılı Yasa'nın 58. maddesi uyarınca kendisine ödeme emri tebliğ olunan şahıs böyle bir borcu olmadığı veya kısmen ödediği veya zamanaşımına uğradığı hakkında tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içinde itirazda bulunabilir. Somut olayda, ek prim borcunu içeren ödeme emri davacıya 15.3.2002 tarihinde tebliğ edilmiş, temyize konu dava ise, yedi günlük yasal süresi içinde, 20.3.2002 tarihinde açılmıştır. Davacı, anılan madde hükmüne göre de borcu olmadığını kanıtlayabilme olanağına sahiptir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, tarafların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 20.11.2003 gününde karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy