(1475 S. K. m. 77) (1136 S. K. m. 169)
Davacılar, murisinin sonucu ölümünden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemişlerdir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve ,aşağıdaki karar tespit edildi.
Dava, iş kazası sonucu ölüm halinde hak sahiplerinin uğramış olduğu zararın giderilmesi ile murisin vefat ettiği tarihte yürürlükte bulunan toplu iş sözleşmesi hükümlerine göre daire verilmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece, işverenin kusuru bulunmadığı gerekçesiyle maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddine ve toplu iş sözleşmesi ile taahhüt edilen dairenin davacılara devrine karar verilmiş ise de varılan bu iki sonuç da usul ve yasaya uygun bulunmamaktadır.
Zararlandırıcı olaya maruz kalan muris, Marmara Bölgesi'nde meydana gelen deprem sonrası oluşturulan yardım ekibi içinde şoför olarak 7.9.1999 tarihinde Adapazarı'nda görevlendirilmiş, uyuduğu kamyon içinde beyin kanaması geçirerek ölmüştür. Tanıklar, murisin geceleri kullandığı kamyon içerisinde kaldığını, kamyon un kapı ve pencerelerini sıkı sıkıya kapattığını, olay günü, kilitli olan kamyon un kapısını açtıklarında aracın içinin sıcak, havasız ve bunaltıcı nitelikte olduğunu ve murisi ölü olarak bulduklarını beyan etmişlerdir.
İnsan yaşamının kutsallığı çerçevesinde işveren, işyerinde işçilerin sağlığını ve iş güvenliğini sağlamak için gerekli olanı yapmak ve bu husustaki şartları sağlamak ve araçları noksansız bulundurmakta yükümlü olduğu İş Kanunu'nun 77. maddesinin açık buyruğudur.
3.7.2003 günlü bilirkişi raporunda, olayda işveren ya da üçüncü kişilere bir kusur atfedilmesinin uygun görülmediği belirtilmiştir.
Oysa, hükme dayanak alınan bilirkişi raporunda, bilirkişilerin, ölen sigortalının sıcak havada kamyon içinde yatıp kalkmasına müsaade edilmesini, tahsis edilen çadırlarda kalması konusunda işveren tarafından gereğinin yapılmamasındaki ihmalkarlığın nedenleri üzerinde durulmadığı ve İş Kanunu'nun 77. maddesinin öngördüğü koşulları göz önünde tutarak ve özellikle işyerinin niteliğine göre, işyerinde uygulanması gereken işçi sağlığı ve iş güvenliği tüzüğünün ilgili maddelerini incelemek suretiyle işverenin, işyerinde olması gerekli önlemlerin neler olduğu, hangi önlemleri aldığı, hangi önlemleri almadığı, alınan önlemlere işçinin uyup uymadığı gibi hususları ayrıntılı bir biçimde incelemek suretiyle kusurun aidiyeti ve oranını hiçbir kuşku ve duraksamaya yermeyecek biçimde saptamadıkları anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca, kusur raporunun, İş Kanunu'nun 77. maddesinin öngördüğü koşulları içerdiği giderek hükme dayanak alınacak nitelikte olduğu söylenemez.
Öte yandan, davalı işveren ile Türkiye Belediyeler ve Genel Hizmetler İşçileri Sendikası arasında imzalanan 1.3.1999-29.2.2000 yürürlük süreli Toplu İş Sözleşmesi'nin 48/5. maddesinde işçinin iş kazası nedeniyle ölümü halinde kusur oranına bakılmaksızın işçinin hak sahiplerine işveren tarafından 100 metrekareyi aşmamak kaydıyla ve işverenin uygun göreceği bir semtte, daire verileceğinin kararlaştırıldığı ve ayrıca bu haktan yararlanabilmek için mirasçılarının işveren aleyhine tazminat davası açmamaları şartının getirildiği anlaşılmıştır. Toplu İş Sözleşmesinin bu hükmü ile hak sahiplerinin yasal tazminat davası açma hakları önlenmiş olmadığı gibi, hak sahipleri yararına seçimlik bir hak tanınmıştır. Gerçekten, hak sahipleri, iş kazasının oluşumunda murislerinin kusurunun fazla olması veya işverenin kusurunun bulunmaması hallerinde tazminat davası açmak yerine işverenden bir daire isteyebilecekler, aksi halde, yani işverenin ağır kusurlu olması durumunda bir daire bedelinden daha fazla tazminat alabilecekleri kanısında oldukları takdirde, tazminat davası açabileceklerdir. Somut olayda, davacı mirasçılar ikinci yolu tercih ederek daire isteme haklarından vazgeçerek tazminat talep etmeyi yeğlemişlerdir.
Mahkemenin, davaya konu toplu iş sözleşmesinin 45. maddesini bir bütün olarak değerlendirmesi gerekirken bir kısmına itibar edip bir kısmını göz ardı etmesi usul ve yasaya uygun düşmemiştir.
Kabule göre de, karar tarihinde yürürlükte bulunan avukatlık asgari ücret tarifesinin 10/3. maddesinde öngörülen manevi tazminat davasının tamamen reddi durumunda, avukatlık ücretinin maktu olarak hükmedileceği hükmüne aykırı şekilde davacı eş yönünden reddedilen manevi tazminat için anılan davacı aleyhine fazla vekalet ücretine hükmedilmesi de isabetsizdir.
Yapılacak iş, işçi sağlığı ve iş güvenliği konularında uzman bilirkişi heyetine konuyu yeniden yukarıda açıklandığı biçimde inceletmek, verilen rapor, dosyadaki bilgi ve belgelerle birlikte değerlendirilerek sonucuna göre tazminat davası hakkında bir karar vermek ve toplu iş sözleşmesi hükmüne göre daire verilmesi istemine ilişkin davanın ise reddine karar vermektir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, tarafların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA), temyiz harcının istek halinde temyiz eden taraflara iadesine 25.12.2003 gününde oybirliği ile karar verildi.
YKD TEMMUZ 2004
Full & Egal Universal Law Academy