(506 S. K. m. 24, Ek m. 38)
Dava: Davacılar, murisinin iş kazası sonucu ölümünden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemişlerdir. Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir. Hükmün taraf vekillerince temyiz edilmesi ve davacılar vekili tarafından da duruşma talep edilmesi üzerine ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan ve temyiz konusu hükme ilişkin dava, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 438. maddesinde sayılı ve sınırlı olarak gösterilen hallerden hiçbirine uymadığından Yargıtay incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasına ilişkin isteğin reddine karar verildikten sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
Karar: Davacılar, murisleri Mehmet'in iş kazası sonucu ölümünden doğan maddi ve manevi tazminatların ödetilmesine karar verilmesini istemişlerdir. Mahkemece yazılı şekilde hüküm kurulmuş ise de, verilen hüküm eksik inceleme ve araştırmaya dayalı olup aşağıda açıklanan nedenler gereğince yerinde değildir.
Dava nitelikçe Sosyal Sigortalar Kurumu tarafından karşılanmayan zararın giderilmesi istemine ilişkindir. Bu nedenle haksız zenginleşmeyi ve mükerrer ödemeyi önlemek için kurum tarafından hak sahiplerine bağlanan gelirin Peşin Sermaye değerinin belirlenen tazminattan düşürülmesi gerektiği Yargıtay'ın oturmuş yerleşmiş görüşlerindendir. Bu bakımdan, davanın niteliği gözönünde tutularak öncelikle hak sahiplerine Sosyal Sigortalar Kurumu tarafından iş kazası nedeniyle gelir bağlanıp bağlanmadığının araştırılması, gelir bağlanmış ise, bildirilen miktarın tazminattan düşürülmesi, gelir bağlanmamış ise bu yön, hak sahibinin tazminat hakkını doğrudan etkileyeceğinden hak sahibine; gelir bağlanması için Sosyal Sigortalar Kurumunu davaya dahil etmesi için önel verilmesinde yasal zorunluluk olduğu açıktır.
Başka bir anlatımla, hak sahibi tarafından Kurum aleyhine açılan davada, 506 sayılı Yasanın 24. maddesinin öngördüğü koşulların oluşmadığının saptanması durumunda; hak sahibine, gelir bağlanamayacağı giderek, hak sahibinin destekten yoksun kalma tazminat isteme hakkına sahip olamayacağı açık-seçiktir. Somut olayda, hak sahibi anne ve baba yönünden yukarıda açıklanan doğrultuda inceleme ve araştırma yapılmadığı Sosyal Sigortalar Kurumuna davacı anne ve babanın müracaatının sağlanmadığı ve açıklanan şekilde dava da söz konusu olmadığı halde, yerinde olmayan gerekçe ile maddi tazminat taleplerinin reddi yerinde değildir.
2-Zararlandırıcı sigorta olayına maruz kalan sigortalının hak sahiplerinin tazminatının hesabında hüküm tarihine en yakın tarihte belli olan asgari ücretin esas alınması zorunludur. Öte yandan asgari ücret kamu düzenine yönelik olduğundan hakim bu hususu resen gözönünde tutmakla yükümlüdür. Somut olayda, hüküm tarihine en yakın tarih olan 1.1.2003 tarihinde yeni asgari ücretin yürürlüğe girdiği ortadadır. Mahkemenin 4.4.2001 tarihinde yürürlükte olan asgari ücreti esas alarak maddi tazminatları belirlemesi yerinde değildir.
3-Hükme esas alınan hesap raporunda, davacılar murisinin kusurunu belirleyen ve davacılar tarafından da kabul edildiği anlaşılan 15.5.2002 günlü kusur raporuna göre muris kusurunun %10 oranında olduğu dikkate alınmadan Asliye Ceza Mahkemesi tarafından tespit edilen kusur raporunda saptanan orana itibar edilmesi yerinde değildir.
2. ve 3.bentler yönünden yapılacak iş; hüküm tarihine en yakın tarihte belli olan asgari ücret ile 15.2.2002 günlü ekli kusur raporu ve oranları dikkate alınarak yeniden yöntemince uzman bilirkişiden hesap raporu almak ve sonucuna göre karar vermekten ibarettir.
4-Dava niteliği gereği; mükerrer ödemeyi ve haksız zenginleşmeyi önlemek için 4447 sayılı Yasa ile eklenen Ek 38. madde gereğince hesaplanan ve sigortalı yada hak sahiplerine bağlanan gelirdeki artışların Kurumdan sorulmak sureti ile tazminattan indirilmesi gerektiği açıktır. Oysa, açıklanan doğrultuda işlem yapılmaksızın hak sahiplerinin ayrı ayrı değil de, toptan ödenecek miktara ilişkin tüm gelirin peşin sermaye değer toplamının hesaplanan tazminatlardan indirilmesi de yerinde değildir.
Bu yönden yapılacak iş; 4447 sayılı yasa ile eklenen Ek 38. maddesi gereğince hüküm tarihine en yakın tarihte belli olan verilere göre hesaplanan peşin sermaye değeri Kurumdan sorulmak ve bildirilen miktarlar hüküm tarihine en yakın tarihte belli olan veriler nazara alınarak hesaplanan tazminattan indirilmek ve sonucuna göre karar vermekten ibarettir.
5-Eş ve çocuklar yararına hüküm altına alınan kıdem tazminatlarına, uygulanan faizin, banka mevduat faiz oranı olduğu dikkate alınmadan yasal faize hükmedilmesi yerinde değildir.
6-Olayın oluş şekline, müterafik kusur oranlarına, davacıların duyduğu elem ve ızdırabın derecesine, tarafların sosyal ve ekonomik durumuna, 26.6.1966 gün ve 1996/7-7 sayılı İçtihadı Birleştirme kararının içeriğine ve öngördüğü koşulların somut olayda gerçekleşme biçimine ve hak ve nesafet kurallarına göre, davacılar lehine takdir edilen manevi tazminatların açıkça az oluğu da ortadadır.
7-Yargıtay'ın yerleşmiş uygulamasına göre, maddi zararların Sosyal Sigortalar Kurumunca bağlanan gelirle karşılanması halinde davalı vekili yararına vekalet ücreti takdir edilemez. Mahkemenin aksine kabul ile davalı vekili lehine vekalet ücreti takdiri yerinde olmayıp bozmayı gerektirir.
8-Bu dava dosyası ile birleştirilmesine karar verilen, birleşen 2001/331 Esas sayılı dava hakkında olumlu veya olumsuz bir karar verilmesi gerekirken bu dava hakkında hiçbir hüküm oluşturulmaması da usul ve yasaya aykırıdır.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, tarafların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde taraflara iadesine, 4.12.2003 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy