(818 S. K. m. 46, 47) (4857 S. K. m. 77) (1086 S. K. m. 409) (YHGK 25.09.1996 T. 1996/21-397 E. 1996/637 K.) (YHGK 13.10.1999 T. 1999/21-684 E. 1999/818 K.) (YHGK 26.04.1995 T. 1995/11-122 E. 1995/430 K.)
Dava: Davacılar, iş kazası sonucu maluliyetinden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemişlerdir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi B. Mustafa Şimşek tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
Karar: 1- Zararlandırıcı olaya maruz kalan işçinin, olay günü işyerinde, şoför olarak çalıştığı sevk ve idaresindeki 34 NU 737 plakalı tankerle seyir halinde iken aracın arıza yapması nedeniyle araçtan inip karşıya geçmek isterken 34 CZF 31 plakalı aracın çarpması iş kazası sonucu % 58 oranında meslekte kazanma gücünü yitirdiği dosya içerisindeki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır.
İnsan yaşamının kutsallığı çevresinde işveren, işyerinde işçilerin sağlığını ve iş güvenliğini sağlamak için gerekli olanı yapmak ve bu husustaki şartları sağlamak ve araçları noksansız bulundurmakla yükümlü olduğu İş Kanununun 77. maddesinin açık buyruğudur.
25.6.2000 günlü bilirkişi raporunda; olayda 34 CZF 31 plakalı araç sürücüsü Güven Karaman'ın % 40, işçinin ise % 60 oranında kusurlu olduğu belirtilmiştir.
Oysa, hükme dayanak alınan bilirkişi raporunda; bilirkişiler, İş Kanunu'nun 77. maddesinin öngördüğü koşulları göz önünde tutarak ve özellikle işyerinin niteliğine göre, işyerinde uygulanması gereken işçi sağlığı ve iş güvenliği tüzüğünün ilgili maddelerini incelemek suretiyle, işverenin, işyerinde alması gerekli önlemlerin neler olduğu, hangi önlemleri aldığı, hangi önlemleri almadığı, alınan önlemlere işçinin uyup uymadığı gibi hususlar ayrıntılı bir biçimde incelemek suretiyle kusurun aidiyeti ve oranı hiç bir kuşku ve duraksamaya yer vermeyecek biçimde, saptamadıkları anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca, kusur raporunun, İş Kanunu'nun 77. maddesinin öngördüğü koşulları içerdiği giderek hükme dayanak alınacak nitelikte olduğu söylenemez.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın ve özellikle, inandırıcı güç ve nitelikte olmayan, 77. maddenin öngördüğü koşulları içermeyen kusur raporunu hükme dayanak almak suretiyle yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz olmuştur.
2- Dava, işkazası sonucu %58 oranında meslekte kazanma gücünü yitiren işçinin duymuş olduğu acı ve üzüntünün karşılığı bulunan manevi tazminat istemine ilişkindir. Davacının İstanbul 5. İş Mahkemesine 1997/633 E. sayılı dosya ile fazlaya ait haklarını saklı tutmak suretiyle 900.000.000. TL manevi tazminat davası açtığı davanın İİK. Yenilemeden sonra birden çok takipsiz kaldığından HUMK'nun 409. maddesi uyarınca açılmamış sayılmasına karar verildiği, kararın kesinleştiği uyuşmazlık konusu değildir. Uyuşmazlık manevi tazminatın bölünüp bölünmeyeceği noktasında toplanmaktadır.
Gerçekten, hukuka aykırı bir eylem yüzünden çekilen elem ve üzüntüler, o tarihte duyulan ve duyulması gereken bir haldir. Başka bir anlatımla üzüntü ve acıyı zamana yaymak suretiyle, manevi tazminatın bölünmesi, bir kısmının dava konusu yapılması kalanın saklı tutulması olanağı yoktur. Niteliği itibariyle manevi tazminat bölünemez. Bir defada istenilmesi gerekir. Yargıtay HGK'nun 25.9.1996 gün ve 1996/21-397-637 karar ile 13.10.1999 gün ve 1999/21-684-818 sayılı kararı da bu doğrultudadır.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın ve özellikle manevi tazminatın bölünmezliği nazara alınmadan İstanbul 5. İş Mahkemesine 1997/633 E. Dosyada açıklanan maddi zarar miktarını asar biçimde yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.
3- Davacı, Sevim Karakurt kocasının geçirdiği iş kazası sonucu % 58 iş göremez duruma gelmesi nedeniyle manevi tazminat talep etmiş mahkemece dava kabul edilmiştir.
Borçlar Kanunu'nun 47. maddesine göre manevi tazminat isteme hakkı doğrudan doğruya cismani zarara maruz kalan kişiye aittir. Yansıma yoluyla ayni eylem nedeniyle manevi üzüntü duyanlar manevi tazminat isteyemezler. Hal böyle olunca doğrudan doğruya cismani zarara maruz kalan yalnızca maddi sağlık bütünlüğü ihlal edilen kişimidir. Cismani zarar kavramına (B.K. 46 ve 47) ruhsal bütünlüğün ihlali, sinir bozukluğu veya hastalığı gibi hallerin girdiği bu maddelerde sadece maddi sağlık bütünlüğünün değil ruhsal ve sinirsel bütünlüğünde korunduğu doktrinde ve Yargıtay kararlarında kabul edilmektedir. Öyleyse, bir kişinin cismani zarara uğraması sonucunda, onun (ana, baba, karı, koca gibi) çok yakınlarından birinin de aynı eylem nedeniyle hukuken korunan ruhsal ve sinirsel sağlık bütünlüğü ağır şekilde bozulmuşsa onlarında manevi tazminat isteyebilecekleri kabul edilmelidir. Bu durumda olanların zararları ile haksız eylem arasında uygun illiyet bağı mevcut olduğundan, yansıma yoluyla değil, doğrudan zarara maruz kalma söz konusudur. Kaza sonucu ağır yaralanan ve 2 kez ameliyata rağmen iyileşmeyen çocuklarının durumu sebebiyle ruhsal bütünlüğü bozulan anne ve babanın (HGK 26.4.1995 gün ve 1995/11-122, 1995/430) ve haksız eylem sonucu ağır yaralanan ve iktidarsız kalan kocanın karısının manevi tazminat isteyebileceklerine (HGK 23.9.1987 gün ve 1987/9-183 1987/655) ilişkin Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararları aynı esaslara dayanmaktadır.
Somut olayda, 20.1.1996 olay tarihinde 38 yaşında olan davacının kocası Nesimi'nin geçirdiği iş kazası sonucu her iki femur kırığı sonucu % 58 oranında iş göremezlik hale geldiği dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır. Kocasının vücut bütünlüğü ihlali olayının davacı kadının ruhsal ve sinirsel sağlık bütünlüğünün ağır biçimde bozulduğu ispatlanamamıştır.
Açıklanan maddi ve hukuki olgular nedeniyle, davacının B.K.nun 47. maddesine dayanan manevi tazminat isteği yönünden olayda uygun illiyet ve hukuka aykırılık bağı koşullarının gerçekleşmediği davacı Sevim Karakurt doğrudan manevi zarara uğradığını kanıtlayamadığı gözetilmeden yazılı şekilde manevi tazminat isteminin kabul edilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.
O halde davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine 16.03.2004 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy