(506 S. K. m. 9, 79) (1086 S. K. m. 388, 389)
Dava: Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde 1.1.1991 - 1.10.2000 tarihleri arasında geçen çalışmalarının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davacı ile davalılar vekillerince temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Hacer Pat tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
Karar: Davacı, davalıya ait işyerinde hizmet akdine dayalı olarak sürekli çalıştığının tespitini istemiştir. İstek, tanık sözlerine dayanılarak hüküm altına alınmıştır.
Gerçekten, davacının,işyerindeki çalışmaları işe giriş bildirgelerine, aylık ve üç aylık bordrolara dayanılarak Kuruma kısmi olarak bildirilmiş ve bildirime uygun olarak da primleri ödenmiştir. Öte yandan işe giriş bildirgesi ve bordrolar davacı çalışmalarının işyerinde kesintili geçtiğinin karinesidir. Karinenin tersinin ise eşdeğerdeki belgelerle kanıtlanması gerektiği söz götürmez. Başka bir anlatımla yazılı belgelerin varlığı halinde tanık sözlerine itibar edilemez. Dairemizin, giderek Yargıtay'ın oturmuş ve yerleşmiş görüşleri de bu doğrultudadır.
Yapılacak iş, davacının tespitini istediği sürelerle ilgili olarak, dosyaya ekli davalı işverenin ücret bordrolarında davacının imzası olanlar saptanarak, imzasını içeren bordrolara geçmiş sürelerin dışındaki sürelerle ilgili olarak istemin reddine, imzalı olmayan bordrolarda ki süreler yönünden ise dinlenmiş olan bordro tanık beyanları ve tüm deliller takdir edilip sonucuna göre karar vermekten ibarettir.
Kabule göre de; HUMK.'nun 388 ve 389. maddelerine aykırı olarak, "... ihtilaflı konular hakkında toplanan deliller, delillerin tartışması ret ve üstün tutma nedenleri, sabit görülen vakıalarda bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebep ile "verilen karar ile iki tarafa tahmil ve bahşedilen vazife ve haklar şüphe ve tereddüde yer vermeyecek surette gayet sarih ve açık yazılmalıdır" hükmü ile özellikle 388. maddenin son fıkrasına aykırı şekilde oluşturulan karar bu yönü ile de usule aykırı olup bozmayı gerektirir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın eksik incelemeye dayalı hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, tarafların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 1.7.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy