(506 S. K. m. 3) (1479 S. K. m. 24)
Dava: Davacı yaşlılık aylığı bağlanması gerektiğinin tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.
Hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Demet Kurtuluş tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
Karar: Dava, 1.10.1991 tarihinden itibaren SSK'lı çalışmalarının geçerliliği ile yaşlılık aylığı bağlanması talebinin reddine ilişkin olup, mahkemece, şirket yöneticisi olan davacının, işçi olarak çalışmasının düşünülemeyeceğinden bu nedenle yöneticilik sıfatına öncelik verilmesi gerektiğinden bahisle davanın reddine karar verilmiştir.
Yapılan incelemede, davacının 1971 ila 1979 yılları arasında fasılalı olarak SSK'lı çalışmasının bulunduğu 1.10.1991 tarihinden itibaren 1995 yılı sonuna kadar da sürekli SSK'lı çalışmasının bulunduğu açıktır. Yine davacının 1985 ile 1987 yılları arasında 506 sayılı kanun kapsamında olan ve 25.4.1993 tarihinden sonra kurulan ve halen faal olan bazı Anonim şirketlerin yönetim kurulu üyesi ve temsilcisi olduğu görülmektedir. Aynı zamanda davacının SSK'lı olduğu işyerlerinin, davacının yönetim kurulu üyesi ya da temsilcisi olduğu şirketlerle bir ilgisinin bulunmadığı ortadadır.
Yukarıda görüldüğü gibi davacı SSK'lılığının yeniden başladığı 1.10.1991 tarihi itibariyle davacının Bağ-Kur sigortalısı olmasını gerektiren bir durum yoktur. Davacının AŞ'ye yönetim kurulu üyesi ve temsilcisi olduğu 15.4.1993 tarihi itibariyle Bağ-Kur sigortalılık koşulları oluşmakta olup, bu tarihten itibaren çakışan sigortalılık durumu ortaya çıkmakta ise de Sosyal Güvenlik mevzuatımız gereğince çifte sigortalılık mümkün değildir. Bu gibi hallerde önceden başlayıp devam eden sigortalılığa üstünlük tanınması gerektiği Yargıtay'ın yerleşik uygulamaları gereğidir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2001/21-627 Esas 2001/659 karar sayılı 3.10.2001 tarihli kararı da bu yöndedir.
Bu durumda davacının 1.10.1991 tarihinden itibaren SSK'lı çalışmasına geçerlik tanımak ve yaşlılık aylığı tahsis talep tarihi itibariyle aylık koşullarının oluştuğu da anlaşılmakla davanın kabulüne karar vermek gerekir.
Mahkemece yukarıda belirtilen maddi ve hukuki olgular dikkate alınmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 30.9.2004 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy