(506 S. K. m. 79) (HGK. 26.02.2003 T. 2003/21-43 E. 2003/97 K.)
Davacı davalılardan işverene ait işyerinde 16.6.1986-26.2.2001 tarihleri arasında geçen çalışmalarının tesbitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
1- Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı yasanın 79/8 maddesi gereği bu tür davaların 5 yıllık hak düşürücü süre içinde açılması gerekir. Mahkemenin de kabul ettiği üzere davacının davalı işyerinde ilk defa 5.10.1987 tarihli işe giriş bildirgesi ile işe girdiği, davalı işyerinden 20.11.1987 tarihinde çıkışının verildiği daha sonra işe giriş bildirgesi ile 1.1.1989 tarihinde yine davalının işyerinde işe girdiği, aynı şekilde 26.3.1990 tarihinde çıktığı 27.4.1990 tarihinde girdiği, 12.5.1990 tarihinde çıktığı 1.9.1990 tarihinde giriş yaptığı anlaşılmaktadır. Şu duruma göre çıkış-giriş dönemlerinden son olarak hizmetin sona erdiği 31.12.1990 tarihinden davanın açıldığı 23.1.2003 tarihine göre 5 yıllık hak düşürücü süreye tabi olduğu açıkça belli olmaktadır. Başka bir anlatımla aynı işyerinde aralıklarla çalışma hak düşürücü sürenin işlemesine engel olmamaktadır. Ne var ki; Yargıtay Hukuk Genel kurulunun 26.2.2003 gün ve 2003/21-43, 2003/97 Karar sayılı kararı gereğince, işe giriş bildirgelerindeki imzaların davacıya ait olup olmadığı (davacının imzaları kabul etmemesi halinde) konusunda uzman bir bilirkişiden rapor alınarak belirlenmelidir. Şayet bu inceleme sonucunda işe giriş bildirgelerindeki imzaların davacıya ait olmadığı tespit edilirse hizmet akdi kesintisiz olarak devam ettiğinden hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilemez. Aynı şekilde 5.2.1991-11.11.1999 döneminde çalışma kesintisiz devam etmemiş ise tesbiti istenen ve çalışmaya ara verilen hallerde hak düşürücü süre yönünden değerlendirilmelidir. Dosya içerisinde bulunan, davacının Valilik Makamına verdiği dilekçe içeriğine göre 8.1.1994 tarihinde daha önce ayrıldığı işyerine yeniden işe gireceğini bildirdiğinden, davacının 5.2.1991 çıkış ve 8.1.1994 işe yeniden giriş döneminde geçtiğini ileri sürdüğü hizmetler yönünden de hak düşürücü sürenin geçtiğinin kabulü gerekir.
2- Davacı 1986-2001 yılları arasında hizmet aktine dayalı olarak sürekli çalıştığının tesbitini istemiştir. İstek tanık sözlerine ve işçilik hakları dosyasına dayanılarak hüküm altına alınmıştır. İşçilik haklarına ilişkin kesinleşmiş hüküm davanın tarafı olamayan SSK yönünden bağlayıcı değildir. Ancak, güçlü delil niteliği taşımaktadır.
Gerçekten, davacının işyerindeki çalışmaları 5.10.1987 tarihli davacının imzasını taşıyan işe giriş bildirgesi ve sonraki işe giriş bildirgeleri ile Kuruma kısmi olarak bildirilmiş ve bildirime uygun olarak da primleri ödenmiştir. Öte yandan işe giriş bildirgeleri davacının çalışmalarının işyerinde bildirgede belirtilen tarihte başladığının karinesidir. Karinenin tersinin ise eşdeğerdeki belgelerle kanıtlanması gerektiği söz götürmez. Başka bir anlatımla yazılı belgelerin varlığı halinde tanık sözlerine itibar edilemez. Dairemizin giderek Yargıtay'ın oturmuş ve yerleşmiş görüşleri de bu doğrultudadır.
Mahkemece ifadeleri hükme dayanak alınan tanıklar davacı ile birlikte çalışan ve kayıtlara geçmiş kişiler olmadığı gibi aynı çevrede benzer işi yapan işverenlerin çalıştırdığı ve bordrolara geçmiş kişiler değildir. Bu bakımdan tanık sözlerinin inandırıcı güç ve nitelikte olduğu söylenemez.
Yapılacak iş; işe giriş bildirgelerindeki imzalar ile işyerinden tüm ücret bordroları ve puantajlar getirtilerek bu belgelerdeki imzaların davacı eli ürünü olup olmadığını uzman bilirkişi raporu ile saptanarak imzasını içeren bordrolara geçmiş sürelerin dışındaki sürelerle ilgili olarak istemin reddine, imzalı olmayan bordrolardaki süreler yönünden de işverenin bordrolarında kayıtlı tanıklar saptanarak, gerektiğinde benzer işi yapan işverenlerin kayıtlarına geçmiş kimselerin tespit edilerek bu tanıkların bilgilerine başvurmak ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre hüküm kurmaktan ibarettir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmadan eksik inceleme ve araştırma ile hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalıların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 12.04.2004 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy