(818 S. K. m. 41, 45, 53)
Dava: Davacılar, iş kazası sonucu maluliyetten doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemişlerdir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davacılar ile davalılardan A H Ş ve Arkadaşları vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi H P tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
Karar: 1-Davacılar temyizi yönünden;
Hükmün tefhiminin HUMK'nun 489.maddesinin yollamada bulunduğuaynı Yasa'nın 388.maddesindeki unsurları içerir biçimde yapılmadığı anlaşıldığından davacıların temyiz talebinin süresinde olduğunun kabulü ile işin esasının incelenmesine geçildi.
a ) Dava, iş kazası sonucu davacı Rumetullah Balin'de oluşan beden gücü kaybına dayalı maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
Mahkemece, davacı R B için 8.000.000.000 TL manevi tazminata hükmedilmiş ise de, olayın oluş şekline müterafik kusur oranlarına davacının duyduğu elem ve ızdırabın derecesine tarafların sosyal ve ekonomik durumuna 26.6.1966 gün ve 1966/7-7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının içeriğine ve öngördüğü koşulların somut olayda gerçekleşme biçimine % 100 maluliyet oranına, hak ve adalet kurallarına göre, davacının manevi tazminat isteminin tamamının kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde kısmen manevi tazminata karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
b )Davacı eş Y B, kocasının geçirdiği iş kazası sonucu % 100 malül hale gelmesinden dolayı manevi tazminat istemiştir. Mahkemece talebi reddedilmiş ise de bu sonuçta yerinde değildir.
Borçlar Kanununun 47. maddesine göre manevi tazminat isteme hakkı doğrudan doğruya cismani zarara maruz kalan kişiye aittir. Yansıma yoluyla ayni eylem nedeniyle manevi üzüntü duyanlar manevi tazminat isteyemezler. Hal böyle olunca doğrudan doğruya cismani zarara maruz kalan yalnızca maddi sağlık bütünlüğü ihlal edilen kişimidir? Cismani zarar kavramına ( B.K 46 ve 47 ) ruhsal bütünlüğün ihlali, sinir bozukluğu veya hastalığı gibi hallerin girdiği bu maddelerde sadece maddi sağlık bütünlüğünün değil ruhsal ve sinirsel bütünlüğünde korunduğu doktrinde ve Yargıtay kararlarında kabul edilmektedir.
Öyleyse, bir kişinin cismani zarara uğraması sonucunda, onun ( ana, baba, kan, koca gibi ) çok yakınlarından birinin de aynı eylem nedeniyle hukuken korunan ruhsal ve sinirsel sağlık bütünlüğü ağır şekilde bozulmuşsa onlarında manevi tazminat isteyebilecekleri kabul edilmelidir. Bu durumda olanların zararları ile haksız eylem arasında uygun illiyet bağı mevcut olduğundan, yansıma yoluyla değil, doğrudan zarara maruz kalma söz konusudur. Kaza sonucu ağır yaralanan ve 2 kez ameliyata rağmen iyileşmeyen çocuklarının durumu sebebiyle ruhsal bütünlüğü bozulan anne ve babanın ( H.G.K. 26.4.1995 gün ve 1995/11-122, 1995/430 ) ve haksız eylem sonucu ağır yaralanan ve iktidarsız kalan kocanın kansının manevi tazminat isteyebileceklerine ( H.G.K. 23.9.1987 gün ve 1987/9-183 1987/655 ) ilişkin Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararları aynı esaslara dayanmaktadır.
Somut olayda, 21.5.2000 tarihinde 19 yaşında ve henüz 1 yıllık evli olan davacının kocası R'ın geçirdiği iş kazası sonucu felç olarak ömür boyu başkasının bakımına muhtaç yatalak hale geldiği iş göremezlik oranının % 100 olduğu dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır Kocasının bu derecede ağır vücut bütünlüğü ihlali dayanının davacı kadının gözleri önünde cereyan etmesi ve ömür boyu devam edecek olması karşısında ruhsal ve sinirsel sağlık bütünlüğünün ağır biçimde ihlal edildiği kabul edilmelidir.
Açıklanan maddi ve hukuki olgular nedeniyle, davacı eş Yemen'in B.K.'nun 47. maddesine dayanan manevi tazminat isteği yönünden olayda uygun illiyet ve hukuka aykırılık bağı koşullarının gerçekleştiği ve doğrudan manevi zarara uğradığı ve davanın da zamanaşımı süresi içinde açıldığı gözetilmeden yazılı şekilde manevi tazminat isteminin reddedilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.
Davalılar temyizi yönünden;
Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici nedenlere göre davalıların aşağıda açıklanan bentlerin dışındaki sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
Dava nitelikçe Sosyal Sigortalar Kurumunca karşılanmayan zararın giderilmesi istemine ilişkindir. Bu bakımdan mükerrer ödemeyi ve haksız zenginleşmeyi önlemek için 4447 sayılı Yasa'nın Ek.38.maddesi gereğince hesaplanan ve sigortalıya bağlanan gelirdeki artışların Kurumdan sorulmak suretiyle tazminattan indirilmesi gerektiği açıktır. Oysa, davacı R B yönünden açıklanan doğrultuda işlem yapılmadığı, hesaplanan tavan zarardan, Sosyal Sigortalar Kurumu tarafından işveren aleyhine açılan rücü dava dilekçesinde gösterilen miktarın peşin sermaye değeri olarak indirilmek suretiyle maddi tazminata karar verildiği ortadadır.
Bu yönden yapılacak iş; hüküm tarihine en yakın tarihte belli olan asgari ücret göz önünde tutularak yeniden uzman bir bilirkişiden hesap raporu almak, alınacak hesap raporunda, davacının ilk hesap raporuna itiraz etmediği de dikkate alınarak tavan zararı belirledikten sonra, yukarıda açıklanan şekilde Kurumdan 4447 sayılı Yasanın Ek: 38.maddesi gereğince hesaplanan peşin sermaye değerini isteyerek hesaplanan en son tavan zarardan indirilmek ve sonucuna göre bir karar vermekten ibarettir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde tarafların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz edenlere iadesine 27.10.2004 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy