(1086 S. K. m. 17)
Dava: Davacı kuruma prim borcu olmadığının ve hizmet süresi ile basamağının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin görev yönünden reddine karar vermiştir.
Hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Nurten Mursal tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
Karar: Dava, nitelikçe Bağ-Kur'a prim borcu olmadığının ve hizmet süresi ile basamağının tespiti istemine ilişkindir. Öte yandan, bu işlemlerin Bağ-Kur Genel Müdürlüğü tarafından yerine getirildiği tartışmasızdır. Davalı Kurumun yöntemince, yetki itirazında bulunduğu ve Düzce'de, davalı Genel Müdürlüğün şubesinin olduğu, Kurum avukatlarının Genel Müdürlüğü temsilen şubenin bulunduğu yerde davaya girdikleri uyuşmazlık konusu değildir. Uyuşmazlık, hükmü şahsın şubesinin bulunduğu yerde dava açılabilmesi için, uyuşmazlığın dava açılan şubenin muamelesinden kaynaklanmasının gerekip gerekmeyeceği noktasında toplanmaktadır.
Bu yönüyle davanın yasal dayanağı, 5521 sayılı Yasa'nın yollamada bulunduğu Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 17. maddesidir. Anılan maddede, hakiki veya hükmi bir şahsın muhtelif mahallerde şubeleri bulunduğu takdirde, o şubenin muamelesinden dolayı, o şubenin bulunduğu mahalde dahi davanın ikame edilebileceği hükmü öngörülmüştür. Maddede, öngörülen şube muamelesinden amaç Genel Müdürlük adına işlem yapmaktır. Başka bir anlatımla, "muamelenin doğrudan şube işleminden kaynaklanması zorunlu olmayıp genel müdürlük adına işlem yapmak üzere dava ikame edilen yerde şubenin bulunması yeterlidir". Zira, Anayasa'nın 141/son maddesi gereğince hakim en az giderle ve en kısa sürede davayı sonuçlandırmakla yükümlüdür. Esasen, şubenin bulunduğu yerlerde, davalara, Genel Müdürlüğü temsilen Kurum avukatlarının katıldığı da söz götürmez.
Ayrıca dava dilekçesinde dava Asliye Hukuk Hakimliğine açılmış ise de Düzce'de ayrı bir İş Mahkemesi olmadığı ve 6.8.2004 tarihli Hakim havalesinde "İş Mahkemesi sıfatıyla" davaya bakılacağının belirtildiği dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca, davanın yetkili ve görevli mahkemede açıldığı kabul edilerek işin esasına girilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya uygun değildir.
O halde, davacının bu yönü amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 23.5.2005 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy