(3201 S. K. m. 6) (YHGK 06.10.1999 T. 1999/10-661 E. 1999/810 K.)
Dava: Davacı Kurum işleminin iptaliyle 3201 sayılı yasaya göre yaptığı borçlanmasının geçerli olduğunun ve başlangıçtan itibaren yaşlılık aylığına hak kazandığının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.
Hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi B.Mustafa Şimşek tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Karar: Dava 3201 sayılı yasaya göre borçlanması da dikkate alınarak 1.9.1994 tarihinden itibaren bağlanan yaşlılık aylığının tahsis talep tarihinde yurda kesin dönüş yapmadığından bahisle iptaline ilişkin Kurum işleminin iptali ile Kurum sataşmasının giderilmesine ilişkindir.
Davacının 18.6.1969 ile 10.4.1992 tarihleri arasındaki yurt dışı çalışmalarını 3201 sayılı yasaya göre borçlandığı ve 19.8.1994 tarihli tahsis talebi dikkate alınarak 1.9.1994 tarihinden itibaren aylık bağlandığı uyuşmazlık konusu değildir. Uyuşmazlık tahsis talep tarihinde davacının yurda kesin dönüş yapıp yapmadığı noktasında toplanmaktadır.
Bu yönüyle davanın yasal dayanağı 3201 sayılı yasa'nın 6. maddesidir. Anılan maddede de, bu kanuna göre değerlendirilen sürelere istinaden aylık tahsisi yapılabilmesi yurda kesin dönüşülmüş olması tahakkuk ettirilen döviz borcunun ödenmesi ve yazılı talep de bulunulması gerektiği düzenlenmiştir. Görüldüğü gibi madde de aylık bağlanması için öncelikle yurda kesin dönüş yapılması koşulu getirilmiştir.
Bu nedenle öncelikle bu kavramın hukuki amaç ve kapsamı ile sonuçlarının üzerinde durulması zorunludur.
Yurda kesin dönüş yapma yurtdışında çalışan Türk Vatandaşlarının çalışma hayatına yönelik tüm ilişkilerini, gerek çalıştığı işyerleri ve gerekse ilgili olduğu tüm Sosyal Güvenlik Kuruluşları yönünden sona erdirerek yerleşmek ve sosyal güvenliklerini de burada sağlamak üzere Anavatan'a dönüş yaptığını, ifade eder. Yurt dışındaki işçi sıfatıyla, çalışma hayatıyla ilgili tüm bağlarını ve ilişkisini bitirmeden, geçici sürelerle yurda giriş yapmak ve Alman Sosyal Güvenlik Kuruluşlarından yardım almak kesin dönüş yapıldığı anlamında kabul edilemez. Bu genel açıklamadan sonra yurt dışında çalışan Türk Vatandaşlarının yurt dışındaki çalışma hayatına özellikle Sosyal Güvenlik Kuruluşlarıyla olan bağlantıları ile sonuçta hasıl olan hukuki statüleri üzerinde durmaya sıra gelmiştir. Bunları üç ana noktada toplamak mümkündür.
a) Geçici işgöremezlik yardımı: Bu durum iş akdi feshedilmeksizin, aktif sigortalılığın devam ettiği zaman kesitinde, sigortalının hastalanması halinde istirahatlı kaldığı sürelere ilişkindir.
b) İşsizlik Sigorta Yardımı: Gerçekten özellikle Alman sistemine göre işsizlik yardımı kendine özgü bir sosyal yardım olarak öngörülmüştür. Belirli koşulların varlığı halinde, Federal Almanya Cumhuriyeti işsiz kalanlara İş ve
İşçi Bulma Kurumu aracılığı ile işsizlik parası ödemektedir. Bu yardımdan yararlanan kimseler, yardım süresince, İş ve İşçi Bulma Kurumu tarafından kendilerine teklif edilen işleri kabul ve işe başlama zorunluluğu altındadırlar.
c) Malulen Emeklilik Durumu: Bu ahvalde, sigortalı fiziksel çalışma gücünü belli bir oranda yitirmiş ve iş akti fesh edilerek malullük aylığına hak kazanmış ve malulen emekli olmuştur.
Az yukarda (a) ve (b) bentlerinde açıklanan hukuki statü içinde bulunan işçinin yurtdışında (olayımızda Almanya'da) ikamet ettiği ve iş ilişkisinin devam edegeldiğinin kabulü kaçınılmazdır. Diğer bir anlatımla bu iki durum kişinin yurt dışında oturduğuna ve yurda kesin dönüş yapmadığına kuvvetli bir delil ve karine oluşturur. Ancak bu karinenin aksi somut olayın özellikleri içinde belirlenecek aynı güçte delillerle kanıtlanabilir. Davacı yargılamada bu karineyi çürütücü kanıtlar ortaya koyamamıştır.
Ne var ki, yukarda belirtilen "Malulen Emeklilik" durumunda ise (a) ve (b) bentlerinde izahı yapılan ve kabul edilen sonuç kabul edilemez. Zira "Malülen Emeklilik"te belirtildiği üzere, iş akdi fesh edileceği için başkaca bir koşul aranmaksızın 3201 sayılı Yasanın (3) ncü maddesinin özü ve sözüne uygun kesin dönüş koşulunun yerine geldiği bunun tabii bir sonucu olarak ta işçinin borçlanma talebinde bulunabileceği kabul edilmelidir.
Görüldüğü üzere, (a);(b) ve (c) bentlerinde belirlenen durumların 3201 sayılı Yasanın 6. maddesi gereğince aylık bağlanabilmesi yönünden hukuki sonuçları tamamen farklılık arz etmektedir.
Bu durum karşısında uyuşmazlık çözümlenebilirken diğer bir anlatımla anılan Yasa maddesi yorumlanırken açıklanan hukuki olguların gözden kaçırılmaması ve bunlara göre sonuca gidilmesi zorunludur. Somut olayda davacının Alman Sigorta kurumunca gönderilen hizmet cetveline göre 10.4.1991 tarihine kadar fiilen çalıştığı 11.4.1991 ile 13.4.1995 tarihleri arasında işsizlik hastalık sigortasında ödeme yapıldığı 13.4.1995 tarihinden sonra aylık bağlandığı anlaşılmaktadır. Davacı gerek dava dilekçesinde gerekse yargılama sonucunda malulen emekli olduğunu belirterek alman sigorta kurumunca verilmiş bir takım belgeler sunmuştur.
İki durumda mahkemece yapılacak iş Alman Sigorta merciinden davacının Almanya'daki işinden tam olarak hangi tarihte ayrıldığının, borçlanma için başvurduğu ve tahsis talebinde bulunduğu 19.8.1994 tarihinde Alman Sigorta mercii tarafından yapılan ödemelerin malullük aylığımı yoksa işsizlik ya da hastalık sigortasından yapılan ödemeler mi olduğu kesin şekilde tespit edilmeli böylece yapılan ödemelerin niteliği belirlenmesi, yukarıda açıklanan kurallara göre değerlendirme yapılarak izlenecek yöntemle davacının kesin dönüş yapıp yapmadığı saptanmalı ve hasıl olunacak sonuca göre karar verilmelidir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 6.10.1999 gün 1999/10-661 E: 1999/810 K.) öte yandan malulen emekliliğin gerçekleşmesi durumunda kesin dönüş koşulunun yerine geldiğinin kabulü gerekeceği Yargıtay'ın kararlılık kazancı uygulanması olduğundan, borçlanma tarihinden sonra malulen emekliliğin gerçekleşmesi durumunda ise tahsis talebinin ileri çekilerek malulen emekli olunan tarihi takip eden aybaşından geçerli aylık bağlanması gerektiği ortadadır.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgulara aykırı biçimde noksan araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 20.12.2005 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy