(1479 S. K. m. 35)
Dava: Davacı, 20.05.2002 tarihli emeklilik talebinin kabulüne, bu tarihten sonra Kurum tarafından fazladan tahsil edilmiş olan 407,25 -YTL. primin ödeme tarihinden itibaren yasal faiziyle iade edilmesini, bu tarihten sonra ödenmesi gereken aylıklarının da yasal faiziyle ödenmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Osman Bülbül tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi:
Karar: Dava, 20.05.2002 tarihi itibariyle yaşlılık aylığına hak kazanıldığının tesbiti, bu tarih ile dava tarihi arasında birikmiş olan yaşlılık aylıklarının ve davalı Kurumca fazladan tahsil edilen 407.250.000.-TL. primin yasal faiziyle davalı Kurumdan tahsili istemine ilişkindir.
Mahkemece, davacının önceden tahsis talebinde bulunmadığının kabulüyle dava tarihi olan 26.08.2003 tarihinden itibaren yaşlılık aylığına hak kazandığının tesbitiyle, ödenmeyen yaşlılık aylıklarının yasal faiziyle birlikte davalı Kurum'dan tahsiline karar verilmiştir.
Yapılan incelemede davacının 55 yaşını 1998 yılında, asgari 15 tam yıl prim ödeme süresini 30.1.2002 tarihinde doldurduğu ancak yazılı olarak tahsis talebinde bulunmadığı görülmektedir.
1479 sayılı Yasa'nın 35.maddesine göre yaşlılık aylığı tahsisi için sigortalının Kurumdan yazılı istemde bulunması, talepte bulunduğu tarihte prim ve her türlü borçlarını ödemiş olması gerekmektedir.
Mahkemece dava açılmakla tahsis talebinde bulunduğunun kabulü doğru ise de davacının 30.1.2002 tarihi itibariyle prim borcu olup olmadığı, var ise hangi tarihte ödediği davalı Kurumca davacıdan fuzulen prim tahsil edilip edilmediği, edilmiş ise miktarı araştırılmadan sonuca gidilmiş olması ve davacının fuzulen tahsil edildiği iddia olunan prim alacağı talebi hakkında olumlu ya da olumsuz bir karar verilmemiş olması usul ve yasaya aykırı olmuştur.
Diğer yandan, alacak istemli davada davacı dava dilekçesinde talep ettiği alacak miktarını sayısal olarak göstermek zorunda olup bu konuda bir açıklık yok ise mahkemece alacağın miktarı davacıya açıklattırılmalı ve harcı yatırtılmalıdır. Hüküm fıkrasının da çok açık olması taraflara yükletilen borçlar ile verilen haklar hiçbir tereddüdü gerektirmeyecek ve infazı kabil olacak biçimde yazılmalıdır. Her dava açıldığı tarihteki duruma göre karara bağlanacağından dava tarihinden sonra doğacak haklar için o davada karar verilmesi de mümkün değildir. Somut olayda davacı dava dilekçesinde birikmiş aylıkların davalı Kurumdan faiziyle tahsilini talep ettiği alacak miktarını açıklayıp harcını yatırmadığı halde mahkemece bu eksikliğin giderilmesinin sağlanmadığı ve dava tarihinden sonra doğan aylık hakkı için miktar belirtilmeksizin birikmiş aylıkların faiziyle tahsiline karar verildiği görülmekle bu hususta kabul şekli bakımından bozmayı gerektirmiştir.
Yapılacak iş, davacıya birikmiş aylıklardan talep ettiği alacak miktarını açıklattırılıp harcını ikmal ettirmek, davacının 30.1.2002 tarihi itibariyle prim borcu bulunup bulunmadığını, var ise hangi tarihte ödendiğini, davalı Kurumca davacıdan fuzulen prim tahsil edilip edilmediğini, edilmiş ise miktarını araştırılmak ve çıkacak ve sonucuna göre karar vermekten ibarettir.
Yapılacak iş, öncelikle mahkemece davacının yaşlılık aylığına hak kazandığı kabul edilen 30.1.2002 tarihi itibariyle prim borcu bulunup bulunmadığını saptamak, prim borcu var ise ödediği tarihi tesbit edip bu tarih itibariyle yaşlılık aylığına hak kazandığının hüküm altına alınması, prim borcu yok ise davacıya önceden talebi olmadığından dava tarihini takibeden aybaşı olan 1.9.2003 tarihi itibariyle aylık bağlanması gerektiğine karar vermek, öte yandan davacının tahsise hak kazandığı tarihten sonra kendi adına bağımsız çalışmasına devam edip etmediği, çalışma devam ediyorsa destek primi ödemesi gerekip gerekmediği araştırılarak sonucuna göre hüküm kurulması gerekmektedir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın eksik inceleme ve araştırma sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 03.10.2005 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy