(506 S. K. m. 3) (1479 S. K. m. 24)
Dava: Davacı, Bağ-Kur sigortalılığının iptali ile prim borçlusu olmadığının tesbitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davacılar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi M.Altan Ç. tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
Karar: Davacılar Anonim Şirket ortaklıkları sebebiyle Bağ-Kur sigortalısı olmadıklarının ve Kuruma prim borçları bulunmadığının tespitini istemişlerdir.
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle, kanuni gerektirici sebeplere göre davacılar İlknur Ü. ve Fatma Ö. yönünden kurulan hüküm doğrudur. Davacı Doğan Z. hakkında verilen karar ise aşağıdaki gerekçelerle doğru görülmemiştir.
Davacı Doğan Z.'in 5.4.1989-31.10.1994 tarihleri ile 1.7.1996-31.12.1996 tarihleri arasında S.S.K. sigortalısı olduğu, 10.1.1999 tarihinden itibaren başlayan S.S.K. sigortalılığının da halen devam ettiği, Diyabaz Mermer Anonim Şirketi'nin kurucu ortağı olması sebebiyle 28.2.1992 tarihinden itibaren Bağ-Kur sigortalısı olarak kayıt ve tescilinin yapıldığı, kurucu ortak sıfatının şirketin kurulduğu 28.2.1992 tarihinden başlayarak aralıksız devam ettiği dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlık, bir kimsenin bir sosyal güvenlik kurumunda önceden başlayıp devam edegelen sigortalılığı döneminde başka bir sosyal güvenlik kurumuna tabi çalışmaya başlaması halinde yani çatışan sigortalılık durumunda hangi kurumdaki çalışmasının esas alınacağı noktasında toplanmaktadır.
Gerek 506. Sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu, gerekse 1479 Sayılı Yasa'nın sayılı Bağ-Kur Kanunu birbirine paralel düzenlemeler ile bir sigortalının ayrı ayrı birden fazla sosyal güvenlik kurumuna tabi olmasını yasaklayıp, sigortalının önceden başlayıp devam eden sigortalılığına geçerlik tanıyarak sorunu çözüme kavuşturma yönünde hükümler getirmiştir. Yasa sistemimize göre bir kimsenin S.S.K. kapsamına girebilmesi için hizmet aktine tabi bir işte çalışması yanında başka bir sosyal güvenlik kurumu kapsamında bulunmaması gerekir. 506. Sayılı Yasa'nın 3-I/F maddesinde Kanunla kurulu emekli sandıklarına aidat ödemekte olanların K bendinde herhangi bir işverene hizmet akdiyle bağlı olmaksızın kendi nam ve hesabına çalışanlar sigortalı sayılmayacağı belirtilmiştir. Aynı şekilde 1479 Sayılı Bağ-Kur Yasasının 24. maddesinin I ve II. Fıkralarında da bir kimsenin Bağ-Kur kapsamına girebilmesi için kendi adına bağımsız çalışıp kazanç sağlaması yanında başkaca bir sosyal güvenlik kurumu kapsamında bulunmaması koşuluda getirilmiştir. Sonuç olarak sosyal güvenlik sistemimizde çifte sigortalılığın mümkün bulunmadığı, önceden başlayıp devam eden sigortalılığa geçerlik tanıdığı açıktır.
Bu açıklamalara göre, önceden başlaması nedeniyle davacının 5.4.1989-31.10.1994 tarihleri arasında S.S.K. sigortalısı olduğu, Anonim Şirket kurucu ortaklığından dolayı, başka bir kurum sigortalısı olmadığı, 1.11.1994 tarihinden itibaren de 1479 Sayılı Yasa'nın sayılı Yasa'nın 24-I/g maddesi uyarınca zorunlu Bağ-Kur sigortalısı olması gerektiği ve kurucu ortaklığının da aralıksız devam edegelmesi sebebiyle 1.11.1994 tarihinden başlaması gereken Bağ-Kur sigortalılığının kesintisiz devam ettiği sonradan tekrar başlayan S.S.K. sigortalılıklarının davacının konumunu değiştirmeyeceği ortadadır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2001/21-627 Esas, 2001/659 Karar sayılı ve 3.10.2001 günlü kararında da, çifte sigortalılığın mümkün bulunmadığı, önceden başlayarak devam eden sigortalılığa geçerlik tanınması gerektiği açıkça belirtilmiştir.
Mahkemenin, ekonomik yönden baskın olan çalışmanın esas sigortalılık olması gerektiğine ilişkin gerekçesi ise ancak iki sigortalılığın aynı veya çok yakın zamanda birlikte başlamaları halinde geçerlidir. Önceden başlayarak devam eden sigortalılıkların bulunması durumunda baskın çalışmanın uygulama yeri bulunmamaktadır.
Yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın davacı Doğan Z. yönünden yazılı gerekçelerle kurulan hüküm usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalıların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır.
Sonuç: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 03.10.2005 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy