(1479 S. K. m. 41)
Dava: Davacı, 16.05.2000 tarihinden itibaren ölüm aylığı almaya hak kazandığının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.
Hükmün davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Osman Bülbül tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
Karar: Davacı eşinin 16.5.2000 tarihinde öldüğünü, Bağ-Kur'a başvuruları sonucu kendisine ölüm aylığı bağlanmayıp askerlik borçlanmasını mahkeme kararı ile gerçekleştirdiğini, tüm primleri ödendiği halde ölüm aylığının ölüm tarihinden bağlanmadığını, oysa ölüm aylığının ölüm tarihinden itibaren bağlanması gerektiğinin tespitini talep etmiştir.
Mahkemece davacının askerlik borçlanması bedelini 3.2.2003 tarihinde yaptığından kurumca 3.3.2003 tarihinde ölüm aylığı bağlanmasının yerinde olduğundan talebin reddine karar verilmişse de bu sonuç usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
Davacı murisinin ölüm tarihinde 4.10.2000 tarihli 619 sayılı Kararname yürürlükte olmayıp, ölüm aylığına hak kazanılması için en az 3 yıl sigortalılığın bulunması gerekmektedir. Ne var ki 4.10.2000 tarihinde çıkan 619 sayılı KHK ölüm aylığı bağlanması için 5 yıllık hizmet öngörmüş ise de daha sonra bu hükmün Anayasa Mahkemesince iptali sonucu, (iptal hükmü 8.8.2001'de yürürlüğe girer) ölüm aylığına hak kazanabilmesi yeni bir düzenlemede yapılmadığından önceki mevzuat gereği 3 yıllık sigortalılık yeterli görülmüştür. Bu süreyi 5 yıla çıkartan 4956 sayılı yasanın değişik 21. maddesi ise 24.7.2003'de yürürlüğe girmiştir. Bu nedenle davacının Bağ-Kur'a gerek ölüm tarihinde, gerekse başvuru tarihi olan Eylül 2001'de ve askerlik borçlanmasını yaptığı 3.2.2003 tarihinde dahi davacının 3 yıllık süreye tabii olduğu açıktır. Bu durumda davacı askerlik borçlanması yapmadan dahi, zorunlu Bağ-Kur'lu kabul edilen 1990-1999 yılları arası prim borçlarını 28.3.2002 tarihinde ödediği ve bu tarihi takip eden 1.4.2002 itibariyle yaşlılık aylığına hak kazandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle davacının talebi kısmen kabul edilerek yeniden değerlendirme ile bir sonuca varılması gerekirken aksine düşüncelerle davanın tümden reddi usul ve yasaya aykırı olmuştur.
Öte yandan davacının askerlik borçlanmasının kabulü için Tarsus İş Mahkemesinde açtığı dava sonucunda askerlik borçlanmasının kabulü ile borçlanma bedelini ödedikten sonra yaşlılık aylığının değerlendirileceğine ilişkin karar da bu dava için kesin hüküm olmayıp yaşlılık aylığı bağlama oranının tespitinde Bağ-Kur'ca nazara alınacağı kuşkusuzdur.
O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 22.09.2005 gününde oyçokluğu ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy