(506 S. K. m. 2, 6, 9, 79) (Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği m. 17) (HGK. 05.02.2003 T. 2003/21-35 E. 2003/64 K.) (HGK. 15.10.2003 T. 2003/21-634 E. 2003/572 K.) (HGK. 03.11.2004 T. 2004/21-480 E. 2004/579 K.) (HGK. 24.11.2004 T. 2004/21-538 E. 2004/621 K.)
Dava: Davacı, davalılardan işveren nezdinden 19.03.1973 tarihli çalışmasının sigortalığına başlangıç sayılması gerektiğinin tesbitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, bozmaya uyarak ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.
Hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi M. Altan Çeliker tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
Karar: Davacı sigortalılık başlangıcının 19.03.1973 tarihi olarak tesbitini istemiştir.
Mahkemece istemin reddine karar verilmesi aşağıdaki gerekçelerle doğru görülmemiştir.
19.03.1973 tarihli işe giriş bildirgesindeki sigortalının imzasının altında tarihin bulunmadığı, bu durumda 1973 yılındaki girişinde imzaladığı bildirgenin sonradan Kuruma verilmesinin mümkün bulunduğu, 506. Sayılı Yasa'nın 79. maddesi B. Fıkrasında; değişiklikle 10. Fıkra) yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları Kurumca tesbit edilmeyen sigortalıların dava açabilecekleri sürenin gösterildiği, 18.08.1977 tarihinde Kuruma intikal eden bildirgenin yasada gösterilen süre içinde işveren tarafından verilmiş bulunması sebebiyle geçerli bir bildirim olduğu, kaldı ki giriş tarihinden dört yıl sonra verilmiş bulunan bildirge üzerine Kurumun her hangi bir araştırma ve incelemede bulunmadığı, sonuç olarak gerek işverenin gerekse Kurumun üzerlerine düşün görevi yerine getirmemelerinin sonucuna sigortalının katlanmaması gerektiği ortadadır. Öte yandan işverenin vergi mükellefiyetinin sonradan başlamış bulunmasının fiili çalışmaya bir etkisinin bulunmadığı, vergi kaydı bulunmaksızın işyeri çalıştırmanın mümkün bulunduğu, ayrıca işyerinin kapsama alınış tarihinin sonraki bir tarihin olmasının da Kurumun idari bir işleminden ibaret olduğu, fiili çalışmanın tesbiti halinde bu tarihin değişmesinin de mümkün bulunduğu açıktır.
Bu durumda mahkemece, 19.03.1973 tarihi itibariyle davacının işyerinde gerçekten çalışmasının mevcut olup olmadığının araştırılması gerektiği ortadadır.
Gerçekten; 506 sayılı Sosyal Sigortalar Yasa'sının 2 ve 6. maddelerinde açıkça belirlendiği üzere, sigortalılığın oluşumu yönünden çalışma olgusunun varlığı zorunludur. Eylemli veya gerçek biçimde çalışmanın varlığı saptanmadıkça, hizmet akdine dayanılarak dahi sigortalılıktan söz edilemez. Fiili veya gerçek çalışmayı ortaya koyacak belgeler, işe giriş bildirgesiyle birlikte 506 sayılı Yasa'nın 79. maddesinde belirtilen sigortalının gün sayısını, kazanç durumunu, çalışma tarihleriyle birlikte ortaya koyan aylık sigorta gün bilgileri ile Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği'nin 17. maddesinde belirtilen 4 aylık prim bordroları gibi Kuruma verilmesi zorunlu belgelerdir. Yöntemince düzenlenip süresi içerisinde Kuruma verilen işe giriş bildirgesi, kişinin işe alınmış olduğunu gösterirse de fiili çalışmanın varlığının ortaya konulması açısından tek başına yeterli kabul edilemez. Sigortalılıktan söz edebilmek için, çalışmanın varlığı, Yargıtay uygulamasında 506 sayılı Yasanın 79/10. maddesine dayalı sigortalılığın tespiti davaları yönünden kabul edilen ilkelere uygun biçimde belirlenmelidir. Zira, sigortalılığın başlangıcına yönelik her dava sigortalılığın tespiti istemini de içerir. Aksine düşünce, özellikle yaşlılık aylığının kabulü için öngörülen sigortalılık süresi yönünden çalışanlar ile çalışmayanlar arasında adaletsiz ve haksız bir durum yaratır. Bu nedenle, işe giriş bildirgesinin verildiği ancak yasal diğer belgelerin bulunmadığı durumlarda çalışma olgusunu ortaya koyabilecek inandırıcı ve yeterli kanıtlar aranmalı, kamu düzenine dayalı bu tür davalarda hakim, görevi gereği doğrudan soruşturmayı genişleterek sigortalılık koşullarının oluşup oluşmadığını belirlemelidir. Bu yön, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 16.9.1999 gün 1999/21-510-527, 30.6.1999 gün 1999/21-549-555, 5.2.2003 gün 2003/21-35-64, 15.10.2003 gün 2003/21-634-572, 3.11.2004 gün 2004/21-480-579 ve 2004/21-479-578, 10.11.2004 gün 2004/21-538 ve 1.12.2004 gün 2004/21-629 sayılı kararlarında da vurgulanmıştır.
Yapılacak iş; işyerinden bildirge tarihinde Kuruma dönem bordrosu verilmiş ise dinlenen tanıkların bu bordrolarda yer alıp almadıklarını araştırmak, isimleri yoksa bordrolarda kayıtlı çalışanları dinlemek, bordro verilmemiş ise gerektiğinde zabıta marifetiyle tespit edilecek işyerine o tarihte komşu olan işyerlerinde kayıtlı çalışanlar belirlenerek beyanlarına başvurmak böylece fiili çalışma bulunup bulunmadığını 506 Sayılı Yasa'nın 2., 6., 9. ve 79/10. Maddeleri uyarınca tespit edilerek sonucuna göre karar vermekten ibarettir.
Mahkemece yukarıda açıklandığı şekilde araştırma yapılmaksızın sonuca gidilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 04.04.2005 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy