(506 S. K. m. 11, 19)
Davacı iş kazası sonucu maluliyetinden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davacı ile davalılardan S. vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Z. tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
KARAR
1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlere göre tarafların aşağıdaki bentlerin kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddine,
2- Hakimin son oturumda tutanağa yazdırıp tefhim ettiği karar, esas karar olup, sonradan yazılan gerekçeli kararın bu karara aykırı olmaması gerekir. Oysa, 28.12.2004 günlü oturumda tefhim edilen kısa karar ile gerekçeli kararın aykırı olduğu zaptın ve kararın incelenmesinden açıkça anlaşılmaktadır. Gerçekten, kısa kararda karşı davacı tarafından açılan davanın reddine karar verilmesine rağmen, gerekçeli kararın hüküm fıkrasında karşı davacı tarafından açılan dava hakkında olumlu veya olumsuz bir karar verilmemiştir. Bu durumda, konuyla ilgili 10.04.1992 günlü ve 1991/7 Esas, 1992/4 Karar sayılı içtihadı Birleştirme Kararı uyarınca bu aykırılığın giderilmesi suretiyle gerçeğe ve hukuka uygun bir karar verilmesi gereği açıktır. Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin yazılı biçimde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır.
3- Dava, iş kazası sonucu sürekli iş göremezliğe maruz kalan işçinin maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
Bu tür davalarda asgari ücretin ve toplu iş sözleşmelerinin uygulanması kamu düzeniyle ilgili olduğundan bir talep olmasa dahi resen gözönünde tutulması zorunludur. Öte yandan, kamu düzeni ile ilgili konularda usulü kazanılmış haktan söz edilemez. Bu nedenle, bozmadan sonra işçi ücretlerinde artma olmuş ise, bu artışlarında hesapta gözönünde tutulması gereklidir. Zira, bozmadan sonra meydana gelecek artışları davacı önceden bilme olanağına sahip olmadığından davacının kararı temyiz etmemesi karşı taraf yararına bu açıdan usulü kazanılmış hak doğurmaz. Ancak yapılacak hesapta bir maddi tazminat ödemesi gerektiği sonucuna varılırsa, önceki kararı davacı temyiz etmediğinden maddi tazminat bozmadan önceki miktarı geçemez. Başka bir anlatımla, bozmadan önceki kararla hüküm altına alınan miktar aşılmamış olmadıkça dayalı yararına kazanılmış haktan söz edilemez. Bu durumda, hüküm tarihine en yakın tarihte belli olan veriler (asgari ücretteki artışlar) gözönünde tutularak yeniden hesap raporu almak, alınan hesap raporundaki miktar bozmadan önce belirlenen tazminat miktarından fazla olduğu takdirde, bozmadan önceki kararda belirlenen miktarı geçmemek üzere karar vermek gerekirken, bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizdir.
4- Öte yandan, davacı, 06.10.1998 havale tarihli dava dilekçesiyle açtığı kısmi davada, 1.000.000.000.-TL manevi ve 100.000.000.-TL maddi tazminatın sadece işveren T. T. T. T. San. ve Tic. A.Ş. den tahsiline; 17.10.2002 havale tarihli dilekçesi ile açtığı ek davada, 1.996.908.064.-TL maddi tazminatın işveren T. T. T. T. San. ve Tic. A.Ş. ile S.'dan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemiştir. Hükme dayanak alınan bilirkişi raporunda ek davadaki davalılar ayrı ayrı %25 oranında kusurlu bulunmuşlardır. Hüküm fıkrasında "davacı tarafından açılan davanın kısmen kabulü ile 956.657.027,TL maddi tazminat ile 400.000.000.-TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınıp davacıya verilmesine," şeklinde hüküm kurulmuştur. Davada iki davalı bulunduğu halde, hüküm altına alınan miktarın hangi davalıdan tahsil edileceğinin hüküm fıkrasında belirtilmemesi ve diğer davalı hakkında da olumlu veya olumsuz bir karar verilmemesi usul ve yasaya uygun değildir.
Gerçekten, H.U.M.K.'nun 388/son maddesi gereğince, hüküm kısmında istek sonuçlarından her biri hakkında taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, mümkünse sıra numarası altında birer birer, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir. Öte yandan, aynı kanunun 389, maddesinde de verilen karar ile iki tarafa yükletilen yükümlülüklerin kuşku ve duraksama gerektirmeyecek surette çok açık olarak yazılması gerektiği hüküm altına alınmıştır. Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın infaz kabiliyeti olmayan bir karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, tarafların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 15.09.2005 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy