(506 S. K. m. 79) (YHGK. 26.02.2003 T. 2003/21-44 E. 2003/98 K.)
Dava: Davacı davalılardan işverene ait işyerinde 1990-1996 tarihleri arası çalıştığının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, zaman aşımı yönünden reddine karar vermiştir.
Hükmün davacı vekili tarafından duruşmalı, olarak temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Havva Aydınlı tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan ve temyiz konusu hükme ilişkin dava, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 438. maddesinde sayılı ve sınırlı olarak gösterilen hallerden hiçbirine uymadığından Yargıtay incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasına ilişkin isteğin reddine karar verildikten sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Karar: Davacı, davalı işveren yanında 1990-1996 yılları arasında kesintisiz olarak çalıştığını bildirimin kesintili olup Kurum'a bildirilmeyen sürelerin tespitini istemiştir.
Mahkemece davanın 506 sayılı yasa'nın 79. maddesine göre 5 yıl açılmadığı açıklandığı gerekçesiyle hak düşürücü süre yönünden reddine karar verilmişse de eksik araştırmaya dayalı olarak varılan sonuç doğru değildir.
Gerçekten dosya içerisindeki bilgi ve belgelere göre davacı lehine davalı işveren yanındaki ilk bildirim 1.9.1988 yılında yapılmış ihtilaflı dönem için ise bildirim 20.8.1990 tarihinden başlayarak 1.5.1997 tarihine kadar devam etmiştir.
Davanın yasal dayanağı 506 sayılı yasa'nın 79/10. maddesi olan Kurum'a bildirilmeyen hizmetlerin sigortalı hizmet olarak değerlendirilmesine ilişkin davanın tesbiti istenilen hizmetlerin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içinde açılması gerekir. Yerleşik Yargıtay görüşüne göre sigortalı aynı işyerinden verilmiş birden fazla işe giriş bildirgesinin varlığı halinde hak düşürücü süre her kesim çalışma için ayrı ayrı hesaplanmalıdır. Çıkış tarihinden sonra işçinin aynı işyerinde çalışmasını sürdürmesi veya hak düşürücü süre içerisinde tekrar aynı işyerine girerek çalışması hak düşürücü sürenin işlemesine engel olmaz.
Somut olayda davacı adına ihtilaflı döneme ilişkin 20.8.1990, 1.6.1991, 5.5.1992, 1.7.1993, 1.8.1994, 1.4.1995, 1.9.1995, 1.6.1996 ve 24.8.1996 tarihli işe giriş bildirgelerinin düzenlenerek Kurum kayıtlarına geçtiği sırasıyla 31.10.1990, 30.9.1991, 5.9.1992, 10.10.1993, 31.10.1994, 31.7.1995, 23.8.1996 ve 31.10.1996 tarihleri itibariyle çıkışların bildirildiği görülmektedir. Ne var ki işverence ücret bordroları ibraz edilmediğinden çalışma sürelerine ilişkin davacının imzasının bulunup bulunmadığı bildirimlerin bordrolara uygun olup olmadığı saptanmamıştır. İşe giriş bildirgelerindeki imzaların davacıya ait olduğunun saptanması halinde dava tarihine göre hak düşürücü süreye uğradığının kabulü gerekir. Oysa mahkemece bu yönde her bir araştırma ve inceleme yapılmamıştır. Davacı dava dilekçesinde devamlı çalıştığını salt az prim ödemek kaydıyla işverenin çalışmaları eksik bildirildiğini iddia ettiğine göre bu durumda mahkeme hizmet tespiti davalarının özelliği de dikkate alınarak işe giriş bildirgelerindeki imzaların davacıya ait olduğunun saptanması halinde dava tarihine göre hak düşürücü süreye uğradığının kabulü gerekir. Oysa mahkemece bu yönde hiçbir araştırma ve inceleme yapılmamıştır. Davacı dava dilekçesinde devamlı çalıştığını salt az prim ödemek koşuluyla işverenin çalışmalarını eksik bildirildiğini iddia ettiğine göre bu durumda mahkemece hizmet tespiti davalarının özelliği de dikkate alınarak işe giriş bildirgelerindeki mallar üzerinde yöntemine uzman bilirkişiler aracılığıyla inceleme yaptırmak ve oluşacak sonuca göre hak düşürücü sürenin geçip geçmediği ayrı ayrı belirlenmek ve tüm deliller hep birlikte değerlendirilerek sonucuna göre karar vermek gerekir. Dairemizin giderek Yargıtay'ın yerleşmiş uygulamaları bu yöndedir. (HGK 2003/21-44 E. 2003/38 K. Sayılı 26.2.2003 günlü kararında olduğu gibi)
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgulara aykırı biçimde eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 20.12.2005 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy