(506 S. K. m. 79) (YHGK. 16.06.1999 1999/21-510 E. 1999/527 K.) (YHGK. 05.02.2003 T. 2003/21-35 E. 2003/64 K.) (YHGK. 15.10.2003 T. 2003/21-634 E. 2003/572 K.)
Dava: Davacı, davalılardan işverenlere ait işyerlerinde 26.11.1993 - 15.09.2001 tarihleri arası çalıştığının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.
Hükmün davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Zehra Ayan tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
Karar: Dava, 26.11.1993-15.09.2001 tarihleri arasında davalılara ait işyerinde hizmet akdine dayalı olarak geçen ve Kurum'a kayıt ve tescil edilmeyen çalışmaların tespiti istemine ilişkindir. Mahkemece, davacının iddia ettiği dönemde davalılara ait işyerinde çalıştığına ilişkin yazılı bir delil, işyeri kaydı olmadığı gibi, SSK müfettişlerince de kayden ve fiilen çalışmasının saptanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı yasanın 79/10. maddesinde, bu tür hizmet tespiti davalarının kanıtlanması yönünden özel bir yöntem öngörülmemiştir. Kimi ayrık durumlar dışında, resmi belge veya yazılı delillerin bulunması, sigortalı sayılması gereken sürelerin saptanmasında güçlü delil olmaları itibariyle sonuca etkili olurlar. Ne var ki, bu tür kanıtların bulunmaması, salt bu nedene dayalı istemin reddine neden olmaz. Somut bilgilere dayanması, inandırıcı olmaları koşuluyla, Kurum'a bildirilen dönem bordroları tanıkları veya iş ilişkisini bilen veya bilmesi gereken işverenler tarafından Kurum'a bildirilen komşu işyerleri çalışanları gibi kişilerin bilgileri ve bunları destekleyen kimi diğer kanıtlarla dahi sonuca gitmek mümkündür.
Somut olayda, ifadesi hükme dayanak alınan tanıklar davacıyla birlikte çalışan ve kayıtlara geçmiş kişiler olmadığı gibi, aynı çevrede benzer işi yapan başka işverenlerin çalıştırdığı ve bordrolara geçmiş kimseler de değildir. Bu bakımdan tanık sözleri çalışma olgusu yönünden somut olgulara dayanmamakta soyut düzeyde kalmaktadır. Giderek, tanık sözlerinin inandırıcı güç ve nitelikte olduğu söylenemez. Öte yandan, tespiti istenilen süreler çok öncelere ilişkin bulunduğundan tanıkların bu sürelerle ilgili bilgileri bu güne değin eksiksiz olarak hafızalarında korumaları da hayatın olağan akışına ve yaşam deneyimlerine uygun düşmez. Ayrıca, davacı vekili, tespiti istenilen dönemde düzenlenen davalılara ait faturalar arasında bizzat davacı tarafından kesilen faturalar olduğunu ileri sürmüş, davalılara ait faturalar mahkemeye ibraz edilmiş, bu konuda bir tespit yapılmadan faturalar davalılara iade edilmiştir.
Bu tür davaların kişilerin sosyal güvenliğine ilişkin olması ve kamu düzenini ilgilendirdiği gözönünde tutularak, doğrudan soruşturmayı genişletmek suretiyle davacı ile aynı tarihte birlikte çalışan ve Sosyal Sigortalar Kurumu'na verilen dönem bordrolarında kayıtlı tanıklar belirlenerek, bu tanıkların bilgilerine başvurmak, davacının tespitini istediği 26.11.1993-15.09.2001 tarihleri arasında çalıştığını iddia ettiği işyerine komşu olan işyerlerini belediye, emniyet veya jandarma vasıtasıyla saptamak, saptanan bu işyerlerinin kayıtlarına geçmiş kişileri, başka bir anlatımla, Bağ-Kur'da, Sosyal Sigortalar Kurumu'nda veya diğer sosyal güvenlik kuruluşlarında kayıtları olan komşu işyeri veya benzer işi yapan işyeri sahiplerinin veya çalışanlarının bilgilerine başvurulmak, davalılara ait faturalar arasında davacı tarafından düzenlenen fatura olup olmadığını gerektiğinde uzman bilirkişi aracılığıyla tespit etmek ve olabildiğince delilleri toplayıp, bunları birlikte değerlendirerek sonucuna göre karar vermek gerekirken (Nitekim, Hukuk Genel Kurulu'nun 16.06.1999 1999/21-510-527, 30.06.1999 gün ve 1999/21-549-555, 05.02.2003 gün ve 2003/21-35-64, 15.10.2003 gün ve 2003/21-634-572 sayılı kararı da aynı yöndedir.)
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın eksik inceleme ve araştırma ile salt yazılı belge olmadığından bahisle istemin reddedilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz istemi kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 01.12.2005 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy