(1479 S. K. m. 24)
Dava: Davacı, 27.03.1989 tarihinden itibaren zorunlu Bağ-Kur sigortalısı olduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.
Hükmün, davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi M. Altan Çeliker tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi:
Karar: Davacı 27.03.1989 tarihinden itibaren Bağ-Kur sigortalısı olması gerektiğinin tespitini istemiştir.
Mahkeme yazılı gerekçelerle istemin reddine karar vermiştir.
Dosyadaki bilgi ve belgelerden, davacının 15.02.1999 tarihinde Kuruma verdiği giriş bildirgesi ile Anonim Şirket ortaklığından dolayı 04.03.1989 tarihinden itibaren kayıt ve tescilinin yapıldığı, ancak 30.03.2004 tarihinde Kurum görevlilerince ilgili şirket kayıtları üzerinde yapılan inceleme sonucu, davacının kurucu ortak ve yönetim kurulu üyesi olmadığı, 27.03.1989 tarihinde hisse devri ile ortak olduğu, 26.06.2001 tarihinde yönetim kurulu üyesi olarak şirkette görev aldığının tespiti üzerine 27.03.1989 tarihinden başlatılan sigortalılığının iptal edilerek 26.06.2001 tarihinden itibaren sigortalılığının başlatıldığı, iptal nedeni olarak da davacının gerçek dışı belge vermesinin gerekçe gösterildiği anlaşılmaktadır.
1479 sayılı Yasa'nın 24/ı-g maddesinde, Anonim Şirketlerin kurucu ortakları ile yönetim kurulu üyesi olan ortaklarının Bağ-Kur sigortalısı olacağı belirtilmiştir. Yasa'ya göre davacının Bağ-Kur sigortalısı olmaması gerekmektedir. Ancak 15.02.1999 tarihinde Kuruma verilen Bağ-Kur'a giriş bildirgesi incelendiğinde bildirgede sadece Kısmet Un. Fab. San. ve Tic. A.Ş. ve Anonim Şirket yazılarının bulunduğu kurucu ortak veya yönetim kurulu üyesi gibi bir ibarenin bulunmadığı, bu durumda davacının ne şekilde gerçek dışı belge vermek suretiyle kurumu hataya düşürdüğü anlaşılamamıştır. Bu şekilde düzenlenmiş belgeyi alan Kurumun 30.03.2004 tarihinde yaptığı araştırmayı giriş bildirgesinin verilmesi sonrasında makul bir sürede yapması gerekirken, davacı tarafından yapılan tüm prim ödemelerini kabul edip yıllarca kullandıktan ve karşısındakine sigortalı olduğu yolunda uzun süre güven verdikten sonra hem iyi niyet kurallarına hem de Sosyal Hukuk Devleti ilkelerine ters düşecek şekilde iptal etmesi doğru görülmemiştir.
Dosyaya sunulan Dairemize ait iki adet karardan 2004/4290 Esas- 7840 Karar sayılı ilamda, bu dava dosyasındakine benzer bir olayda mahkemece verilen kabul kararının Dairemizce doğru bulunarak onandığı, diğerinde ise, (2004/12846 Esas-12425 Karar) gerçek dışı belge düzenlemek suretiyle sigortalılığın sağlandığı açıkça belirtilerek Mahkemece verilen kararın bozulduğu görülmüştür. Sigortalı tarafından gerçek dışı belge düzenlenerek Kurumun yanıltılması ve bu yolla sigortalılığın elde edilmesinin söz konusu olması halinde korunmayacağı açıktır.
Yapılacak iş, davacı tarafından giriş bildirgesi ile birlikte Kuruma verilmiş belgeler var ise bunlar üzerinde inceleme yapılarak gerçekten Kurumu yanıltmaya yönelik bir işlem bulunup bulunmadığını tespit etmek ve yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular dikkate alınarak sonucuna göre bir karar vermekten ibarettir.
Mahkemece izah edilen hususlar gözardı edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 07.11.2005 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy