(506 S. K. 14) (818 S. K. m. 46, 47) (4447 S. K. m. 38) (YHGK 26.04.1995 T. 1995/11-122 E. 1995/430 K.)
Davacılar murisinin iş kazası sonucu ölümünden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir. Hükmün taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi N.M. tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
1- Dava iş kazası sebebiyle uğranılan maddi ve manevi zararın davalıdan tahsili istemine ilişkindir.
Mahkemece kaza geçiren sigortalı oğlu A.'a velayeten, kendisine asaleten dava açan davacının oğlu ve kendisi için istediği manevi tazminat istemi red edilmiş ve tedavi gideriyle birlikte hükmedilen maddi tazminatın davalı O.'ndan tahsiline karar verilmiş ise de; varılan sonuç olaya ve usule uygun değildir.
Gerçekten, 506 s. Sosyal Sigortalar Yasası; iş kazası sebebiyle işverenin sigortalısına karşı, işe Kurumca el koyuncaya kadar sağlık yardımlarını yapma ve vizite kağıdı düzenleme dışında bir yükümlülüğünü hükme bağlamamıştır. Aksine; sözü edilen Yasanın, 14/3 maddesi; iş kazasının oluşumundan itibaren her türlü sağlık yardımları ile Kurumun sorumlu olduğunu kabul etmiştir. Sözü edilen Kanunun iş kazası ve meslek hastalığı sigorta kolunun getiriliş amaç ve nedeni; sigortalıların belirtilen türde bir zararla karşılaşmaları halinde onları doğrudan koruma altına alma ve kendilerine yardım yapacak Kuruluşu belirlemektir. Şu duruma göre, bir iş kazası nedeniyle, sigortalının başvuracağı mercii kendisini bu yönden güvenceye alan, Kurum ve onların sağlık kuruluşlarıdır. İşveren, bu tür zararlandırıcı olayların meydana gelmesi durumlarında; artık sigortalısına karşı muhatap olmaktan çıkar, kurum doğrudan devreye girer. Esasen işveren de belirtilen sigorta kolu sebebiyle Kanunun belirlediği orandan prim ödemek ve ayrıca koşulları varsa, Kurumun yaptığı harcamaları kuruma geri vermekle sorumlu tutulmuştur. Bu nedenle, işveren, iş kazası ve meslek hastalığı sigorta kolundan sigortalı işçisine karşı değil, doğrudan Kuruma karşı sorumludur. Hal böyle olunca tedavi giderlerine de hükmedilmesi usul ve kanuna aykırıdır.
2- Oğlunun geçirdiği iş kazası sonucu %11.2 iş göremez duruma gelmesi sebebiyle davacı babanın manevi tazminat istemine gelince;
Borçlar Yasasının 47. maddesine göre manevi tazminat isteme hakkı doğrudan doğruya cismani zarara uğrayan kişiye aittir. Yansıma yoluyla aynı eylem sebebiyle manevi üzüntü duyanlar manevi tazminat isteyemezler. Ancak cismani zarar kavramına (BK. 46 ve 47) ruhsal bütünlüğün ihlali sinir bozukluğu veya hastalığı gibi hallerin girdiği bu maddelerde yalnızca maddi sağlık bütünlüğünün değil ruhsal ve sinirsel bütünlüğünde korunduğu öğretide ve Yargıtay kararlarında kabul edilmektedir. Öyleyse bir kişinin cismani zarara uğraması durumunda, onun (ana, baba, karı, koca gibi) çok yakınlarından birinin de aynı eylem sebebiyle ruhsal ve sinirsel sağlık bütünlüğü ağır biçimde bozulmuşsa (örneğin eyleme uğrayan yakın kişi %100 işgöremez duruma gelmişse) onların da manevi tazminat isteyebilecekleri kabul edilmelidir. Bu halde olanların zararları ile haksız eylem arasında uygun illiyet bağı mevcut olduğundan yansıma yoluyla değil, doğrudan zarara uğrama sözkonusudur. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 26.04.1995 tarih ve 1995/11-122, 1995/430 23.09.1987 tarih ve E.1987/9-183 K.1987/655 s. kararları da aynı esaslara dayanmaktadır.
Somut olayda, işgöremezlik oranı ve sair kanıtlara göre davacının oğlu A. ağır bir cismani zarara uğramamıştır. Davacının ruhsal ve sinirsel sağlık bütünlüğünün ağır bir biçimde bozulduğunu söylemek mümkün değildir. Hal böyle olunca davacı babanın manevi tazminat isteminin reddi yerinde ise de, işkazasına maruz kalan sigortalı A.'ın manevi tazminat isteminin reddi yerinde değildir. Bu yönüyle davanın kanuni dayanağı belirgin olarak Borçlar Yasasının 47. ve 28.6.1966 tarih ve 7/7 s. İçtihadı Birleştirme kararıdır. Anılan maddeye ve İçtihadı Birleştirme kararına göre, manevi tazminata hükmedilebilmesi için 1- Eylem, 2- Zarar 3- Zarar ile eylem arasında illiyet bağı 4- Eylemin Hukuka aykırı olması 5- İşçinin cismani zarara uğraması koşuldur.
İşbu davada, davacının zararlandırıcı sigorta olayında işkazasına maruz kaldığı %11,2 oranında malul kaldığı vücut bütünlüğünün zarara uğramış olduğu ve sağlam insana göre, üzüntü ve elem duyacağı, ruh bütünlüğünün ihlali, sinir bozukluğunun da cismani zarar kavramına dahil bulunduğu söz götürmez. Hal böyle olunca ve özellikle yukarda anılan koşulların oluştuğu ve istenen manevi tazminat miktarının da makul ölçüler içinde bulunmuş olmasına göre, manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken, yazılı talebinin tümden reddedilmiş olması usul ve kanuna aykırı olup, bozma nedenidir.
3- Asgari ücretin ve Toplu iş Sözleşmelerinin uygulanması kamu düzeni ile ilgili olduğundan bir talep olmasa dahi resen gözönünde tutulması zorunludur. Kamu düzeni ile ilgili konularda usuli kazanılmış haktan söz edilemez.
Yapılacak iş; karara esas alınan hesap raporunun düzenlenmesinden sonra asgari ücretteki artışlar gözetilerek hüküm gününe en yakın tarihteki verilere göre yeniden hesap raporu alınmak, belirlenen zarardan şartları varsa önce yasal ve takdiri nedenler, en son olarak da 4447 s. Kanunun ek 38. maddesi gereğince SSK Başkanlığı tarafından davacıya bağlanan gelirin hüküm gününe en yakın tarihteki verilere göre hesaplanarak bildirilecek peşin sermaye değeri indirilmek ve sonucuna göre karar vermekten ibarettir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgulara aykırı şekilde yazılı biçimde hüküm kurulması usul ve kanuna aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalının bu yöne ait temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Hükmün yukarda açıklanan sebeplerle BOZULMASINA, temyiz harcının istem halinde temyiz edenlere iadesine 25.10.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy