(506 S. K. m. 87) (1475 S. K. m. 1) (4857 S. K. m. 2)
Dava: Davacı, şirket ile T. A.ş. arasındaki hukuki ilişkide davacı şirketin 506 sayılı Yasanın 87. maddesine göre asıl işveren olmadığının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, davalı vekilince temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi M. B. tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
Karar: Davacı şirket, ruhsat sahibi olduğu rödövans kapsamındaki ocak sahası ve A. tesisini T. Hafriyat Nakliyat San. ve Tic. A.Ş.'ne kiraladığını, sözleşme gereğince işin tamamının anılan şirkete verilmesine rağmen, davalı kurum tarafından madendeki teknik faaliyetin tanzim ve kontrolünü yürütmek üzere maden mühendisi çalıştırdıkları gerekçesiyle asıl işveren sayıldıklarını, oysa fenni nezaretçi aracılığı ile yapılan kontrolün Maden Kanunu'nun 31. maddesi ve bu kanuna dayanılarak çıkarılan Fenni Nezaretçi Yönetmeliği uyarınca işletme ruhsat sahibine verilen bir yükümlülük olduğunu ileri sürerek asıl işveren olmadığının tespiti ile davalı Sosyal Sigortalar Kurumu ile aralarındaki çekişmenin giderilmesine karar verilmesi isteğinde bulunmuştur.
Davalı kurum, dava dışı şirketle davalı şirket arasında yapılan sözleşmede üretimin plan dahilinde yürütülmesinin davacı şirketin bir yetkilisi tarafından yapılacak kontroller ile takip edileceğinin öngörüldüğünü, davacı şirketin madendeki teknik faaliyetin tanzim ve kontrolünü kendi adına yürütmek üzere işçi çalıştırması nedeniyle asıl işveren olarak kabul edilip işyeri tescilinin buna göre yapıldığını, işlemin doğru ve yasaya uygun olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece asıl işin ihale usulü veya kira sözleşmesi ile başka bir işverene verilmesi halinde asıl işveren-alt işveren ilişkisinden söz edilemeyeceği, somut olayda kira sözleşmesinin söz konusu olduğu, ayrıca asıl işverenin işyerinde işçi çalıştırmadığı, sözleşmeye göre Maden Kanunu'nun 31. maddesi uyarınca davacı şirketin fenni bir nezaretçiyi bulundurmak zorunda olduğu, davacı şirket ile dava dışı T. A.ş. arasında asıl işveren-alt işveren ilişkisi bulunmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş ise de bu sonuç dosya içeriğine usul ve yasaya uygun bulunmamıştır.
Dosyadaki bilgi ve belgelere göre davacı şirketin ruhsat sahibi olduğu madenin işletmesi hakkında dava dışı T. Hafriyat San. ve Tic. A.Ş. ile 18.12.2002 tarihli sözleşme yaptığı, sözleşme ile ruhsat sahasında bulunan kırma-eleme tesisinde üretilecek 1-2-3 numaralı mıcır, yıkanmış-yıkanmamış taş tozu ve kırma kumun davacı şirketçe satın alınmasına ilişkin esasların düzenlendiği, anılan sözleşme uyarınca devredilen işyerinde kendi adına işçi çalıştırdığı ve asıl işveren olduğu gerekçesiyle işyeri dosyasının davalı kurumca davacı şirket adına tescil edildiği, T. A.Ş.'nin ise taşeron ( aracı ) olarak kabul edildiği anlaşılmaktadır.
Sözü edilen sözleşme 1.1.2003-31.12.2005 tarihleri arasını kapsamakta olup, "Çalışma Şekli" başlığını taşıyan IV. bölümünün A/4. maddesinde üretimin plan dahilinde yürütülmesinin A.'nın bir yetkilisi tarafından yapılacak kontroller ile takip edileceği, aynı bölümün A/9. maddesinde A.'nın, Gebze, Orhanlı ve Şamandıra Hazır Beton Tesisleri'nin yıllık 1-2 numara mıcır ve yıkanmış taş tozu ihtiyacının % 80'ini, kırma kum ihtiyacının ise tamamını T.'tan temin edeceği, C/6. maddesinde A.'nın ruhsat sahasındaki faaliyetlerin teknik ve emniyet yönünden denetimi için atadığı fenni nezaretçinin her 15 günde bir yapacağı saha tetkikinde tespit edeceği eksiklik ve aksaklıkların T.'a yazılı olarak bildirileceği ve T.'ın en kısa sürede eksiklikleri tamamlamaması durumunda meydana gelecek zararlardan sorumlu olacağı, D/3. maddesinde T.'ın tesisin idaresinden sorumlu bir maden mühendisini sürekli olarak bulundurmak zorunda olduğu ve söz konusu personelin tesiste bulundurulmaması halinde her ay için 1.000.000.000.- TL ceza ödeyeceği kararlaştırılmıştır.
Yukarıda bazı maddeleri belirtilen sözleşme uyarınca davacı şirket ile dava dışı T. A.Ş. arasında kurulan ilişkide davacı şirketin söz konusu işyerinde kendi adına işçi çalıştırıp çalıştırmadığı ve bu nedenle asıl işveren-alt işveren ilişkisinin doğup doğmadığı ve dolayısıyla davacı şirketin asıl işveren olup olmadığı taraflar arasında uyuşmazlık konusudur.
Öncelikle belirtmek gerekir ki, yürürlükten kaldırılan 1475 sayılı İş Kanunun 1. maddesinde "diğer işveren", yürürlükteki 4857 sayılı İş Kanunun 2. maddesinde "alt işveren", 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunun 87. maddesinde ise "aracı" olarak tanımlanan kişi ile asıl işveren arasındaki sözleşmenin hukuki niteliğinin asıl işveren-alt işveren ilişkisinin doğumunda önemi bulunmamaktadır. Asıl işveren-alt işveren ilişkisi istisna akdine dayanabileceği gibi, kira veya taşıma sözleşmeleri gibi başka nitelikteki bir sözleşme aracılığı ile de kurulabilmesi mümkündür. Başka bir anlatımla, önemli olan asıl işverene ait olan bir işin alt işveren ( aracı ) tarafından yapılmasının sağlanması olup, ilişkinin ne şekilde veya hangi sözleşme sonucunda meydana geldiğinin sonuca etkisi bulunmamaktadır. Bu nedenle asıl işin ihale ile veya kira sözleşmesi ile başka bir işverene verilmesi halinde asıl işveren-alt işveren ilişkisinin kurulamayacağı yönündeki mahkeme gerekçesi doğru görülmemiştir.
506 sayılı Kanunun 87. maddesinde "Bir işte veya bir işin bölüm veya eklentilerinde işverenden iş alan ve kendi adına sigortalı çalıştıran üçüncü kişiye aracı denir" hükmü ile yapılan tanımlama uyarınca, aracıdan söz edebilmek için; bir asıl işveren bulunmalı, asıl işverene ait işin veya onun bir bölümünün yapılması üstlenilmeli ve orada kendi adına sigortalı çalıştırılmalıdır. Buna göre öncelikle devredilen işle ilgili işçi çalıştırmak suretiyle işverenlik sıfatına sahip, bir asıl işverenin varlığı gerekir. İşi devreden kişi, devrettiği iş dolayısıyla sahip olduğu işverenlik sıfatını kaybetmiş ise, işi üstlenen kişi alt işveren ( aracı ) olarak nitelendirilemeyecektir. Dava konusu olayda, davacı şirketin devrettiği işte işçi çalıştırıp çalıştırmadığı ve dolayısıyla işverenlik sıfatının devam edip etmediği uyuşmazlığın temelini teşkil etmektedir; Davalı kurum, davacının devrettiği işyerinde işçi çalıştırdığı için asıl işveren olarak kabul edilip işlem yapıldığını belirtmekte, davacı şirket ise işyerinde işçi çalıştırmadığını, Maden Kanunu'nun 31 .maddesinin işletme ruhsat sahibine verdiği bir yükümlülüğün gereği olarak fenni nezaretçi bulundurduğunu ileri sürmektedir.
Davacı şirket ile T. A.Ş. arasında düzenlenen sözleşmede üretimin bir plan dahilinde yürütülmesi amacıyla kontrollerde bulunmak üzere bir yetkili bulundurmaktan başka, ruhsat sahasındaki faaliyetlerin teknik ve emniyet yönünden denetimi için ayrıca fenni nezaretçi atayacağı düzenlenmiş, işyerini devralan şirketçe bir maden mühendisi istihdamının sağlanması da ayrıca kararlaştırılmıştır. Sözleşme içeriğine göre davacı şirketin Maden Kanununun 31. maddesinde yer alan fenni nezaretçi bulundurma yükümlülüğünün sınırlarını aşan denetim ve gözetim yetkisi söz konusudur.
Öte yandan, dosya içeriğine göre davacı şirketin muhtelif yerlerde beton santralleri bulunduğu, bu santrallere gerekli hammaddeyi kira sözleşmesi ile devrettiği maden sahasından sağladığı, hasılat kiracısının bağımsız olarak tasarrufta bulunma yetkisinin kısıttanmış olduğu ve hammaddenin üretiminden satış aşamasına kadar denetim ve gözetim yetkisinin işi devreden şirkete ait olduğu anlaşılmaktadır. Mevcut olgulara göre davacı şirkete ait beton santralleri ile devredilen maden sahasından hammadde sağlanmasına ilişkin işlerin aynı ekonomik amacın gerçekleştirilmesine yönelik bir işletme kapsamında oldukları sonucu ortaya çıkmaktadır. Bu durumda dava dışı şirkete işletme kapsamındaki işin bir bölümü verilmiş olup, devreden şirketin işverenlik sıfatı devam ettiğinden söz konusu sözleşme ile asıl işveren-alt işveren ilişkisinin doğduğunun kabulü gerekir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular nazara alınmaksızın yazılı şekilde eksik araştırma ve inceleme ile hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalı kurumun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 21.06.2005 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy