(506 S. K. m. 60, Geç. m. 81) (1479 S. K. Ek m. 19) (1086 S. K. m. 389)
Dava: Davacı, Bağ-Kur sigortalılığının iptali ile SSK'dan yaşlılık aylığı bağlanmasına karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Bülent Mustafa Şimşek tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Karar: 1 - Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre davalı S.G.K vekillerinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2 - Davacı 01.01.1986 gününde başlatılan 1479 s. Yasa'ya tabi zorunlu sigortalığının başlangıç gününden itibaren iptali ile 506 s. Kanun kapsamındaki çalışmaları sebebiyle başvuru gününden itibaren yaşlılık aylığına hak kazandığının tespitini istemiştir.
Mahkemece, davacının 5 yıldan fazla pirim borcunun bulunduğu pirim ödemesinin bulunmadığından Bağ-Kur sigortalılığının iptaline, davacının dava tarihi itibarıyla 506 s. Yasa'nın 60/A-a maddesi gereğince yaşlılık aylığına hak kazandığının ve çalıştığı işyerinden ayrılıp yazılı talepte bulunması halinde 506 s. Kanun gereğince yaşlılık aylığı bağlanmasının tespitine karar verilmiş ve bu karar davalı SGK avukatları tarafından süresinde temyiz edilmiştir.
Davacının 01.01.1996-18.12.2000 tarihleri arasında vergi kaydının bulunduğu ve vergi kaydı esas alınarak 01.01.1986 gününden geçerli 1479 s. Kanun kapsamında sigortalı olarak resen tescil edildiği, bu sigortalılığı sebebiyle kuruma pirimi ödemesinin bulunmadığı, tescil tarihi itibarıyla başka bir sosyal güvenlik yasasına tabi sigortalı olmadığı dosya içindeki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır. Mahkemenin davacının pirim borcunun süresi ve pirim ödemesinin bulunmamasına göre, Bağ-Kur sigortalılığının 1479 s. Yasa'nın ek 19. maddesi kapsamında kaldığına ait değerlendirmesi doğrudur. Ne var ki 1479 s. Ek 19. maddesindeki düzenlemede 1479 s. Kanuna ve 2926 s. Kanuna göre kayıt ve tescili yapıldığı halde, beş yıl ve daha fazla süreye ait prim borcu bulunan sigortalıların bu sürelere ait prim borçlarının Kurumca yapılacak bildirimde belirtilen süre içinde ödenmemesi halinde daha önce prim ödemesi bulunan sigortalının ödediği primlerin tam olarak karşıladığı ayın sonu itibariyle, prim ödemesi bulunmayan sigortalının ise tescil tarihi itibariyle sigortalılığı durdurulacağı belirtilmiştir. Anılan düzenleme de açıkça ifade edildiği üzere sigortalılığın iptali değil durdurulması söz konusudur. Hal böyle olunca davacının 1479 s. Kanun kapsamındaki sigortalılığının tescil tarihi olan 01.01.1986 tarihi itibarıyla durdurulmasına karar verilmek gerekirken iptal edilmesine karar verilmesinin hatalı olduğu ortadadır.
Öte yandan davacının işyerinden ayrılarak yazılı talepte bulunması halinde yaşlılık aylığının bağlanmasına ait kurulan kararda HUMK'nun 389. maddesine aykırı olmuştur.
Gerçekten HUMK'nun 389. maddesinde, Mahkeme kararında taraflara yükletilen görev ve verilen hakların şüphe ve tereddüdü gerektirmeyecek şekilde açık olarak yazılması öngörülmüştür. Hüküm fıkrası, kararın esası olup, açık ve infazı mümkün olmalıdır. Şarta bağlı ve terditli olarak hüküm kurulamaz. Davanın açıldığı tarihteki duruma göre hüküm fıkrasında, asıl talep ile yardımcı talepler hakkında, şüphe ve tereddüdü gerektirmeyecek biçimde, açık olarak karar verilmelidir.
Somut olayda davacının dava tarihi itibarıyla 506 s. Kanun kapsamındaki sigortalılığı sebebiyle yaşlılık aylığına hak kazandığı ancak aylık bağlanması için kuruma başvurusunun bulunmadığı dosya kapsamından anlaşılmasına göre, davacının dava tarihi itibarıyla 506 s. Yasa'nın geçici 81/B-a maddesi gereğince yaşlılık aylığına hak kazandığının tespitine karar verilmek gerekirken, iş yerinden ayrılması ve yazılı talepte bulunması koşuluyla yaşlılık aylığı bağlanması gerektiğinin tespitine karar verilmek suretiyle şarta bağlı hüküm kurulması isabetsiz olmuştur.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın ve özellikle 1479 s. Kanun kapsamındaki sigortalılığın durdurulması yerine iptal edilmesine karar verilmesi ve şarta bağlı hüküm kurulamayacağı göz ardı edilerek yazılı biçimde hüküm kurulması usul ve kanuna aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalı SGK (SSK ve Bağ-Kur'un) temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Hükmün yukarda açıklanan sebeplerle BOZULMASINA, 09.02.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy