(506 S. K. m. 6, 79) (5510 S. K. m. 86)
Dava: Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde 07.11.2010 tarihinden itibaren geçen çalışmalarının tespitiyle işçilik alacaklarının tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.
Hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi U. Y. tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Karar: Sigortalılığa ilişkin hizmet tespiti davaları, Sosyal Güvenlik hakkına ilişkin olarak ortaya çıkan davalardır. Yasal dayanağını 506 sayılı Yasa'nın 6. ve 79/10. (5510 sayılı Yasa açısından ise 86/9.) maddelerinden almaktadır. Sözü edilen 6. maddede, çalıştırılanların, işe alınmaları ile kendiliğinden sigortalı olacakları, sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamayacağı ve vazgeçilemeyeceği belirtilmiştir. Anılan yasanın 79/10. maddesinde ise, sigortalıların, çalışmalarının tespiti ile ilgili dava açabilecekleri hükme bağlanmıştır. Bu bakımdan, hizmet tespitine ilişkin davalar sosyal güvenlik hakkı ve kamu düzeni ile ilgili olup, kişi iradesi belirleyici etkiye sahip değildir. İçerisinde bulunduğu yasal statünün belirlediği durum doğrudan dikkate alınır. Bu nedenle hakim, kendiliğinden araştırma yapma yetkisine sahiptir. Bu yetki kapsamında, gerektiğinde tanık ve diğer deliller yoluyla doğrudan gerçeği bulma yükümü bulunmaktadır.
İşçilik haklarına ilişkin davalar ise, 4857 sayılı yasadan kaynaklanmaktadır. Bu tür davalar, kişi iradesine önemli rol verilip, taraf anlaşmalarına geçerlilik tanınan, alacak ve tazminat türünde olan davalardır. Taraflar bu tür haklarından her zaman vazgeçebilir. Bu nedenle hakim, kendiliğinden araştırma yapmaz. Tarafların bildirdiği deliller dışında delil toplanması da olanaklı değildir. Kaldı ki, Kurumun bu davalarda davalı sıfatı da bulunmamaktadır.
Bu durumda, her iki dava türünün, taraflarının statüsü, hakimin delil araştırma bakımından kendiliğinden hareket etmesi, taraf iradelerine atfedilen rol, dava konusu edilen haktan vazgeçilip vazgeçilememesi gibi yönlerden yasal konumları birbirinden tamamen farklıdır. Her iki dava türünün birlikte görülmesi durumunda; davanın birinde bir kısım delillerin kendiliğinden dikkate alınması, diğerinde alınmaması gerekecektir ki, aynı dava dosyasında birbiri ile çelişkili kararlar yer alabilecektir. Kaldı ki, işçilik haklarına ilişkin olarak Dairemiz kararları ile işçilik alacaklarına ilişkin davalar yönünden asıl görevli Yargıtay ilgili dairelerinin kararları arasında farklı uygulamalar ortaya çıkabilecektir.
Öte yandan, temyiz aşamasında inceleme mercileri farklı olan bu davaların birbirinden bağımsız sonuçlandırılmalarında hukuki istikrar ve kararlara olan güven bakımından da yarar bulunmaktadır, işçilik haklarına ilişkin olarak kesinleşen hüküm, hizmet tespiti davasında sadece kuvvetli delil olarak değerlendirilmekte, davada taraf sıfatı bulunmayan Sosyal Güvenlik Kurumu yönünden bağlayıcı olmamaktadır.
Mahkemenin bu maddi ve hukuksal olguları gözetmeksizin, birbirinden tamamen farklı iki davayı ayrı ayrı başvurma ve nisbi harca tabi olduğunu da gözardı ederek bir arada görmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
Yapılacak iş; her iki davayı ayırmak ve eksik yargı harçlarını tamamlattıktan sonra yargılamayı birbirinden bağımsız olarak sonuçlandırmaktan ibarettir.
O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 17.10.2012 gününde oybirliği ile karar verildi.
NOT: KONUNUN ÖNEMİ GEREĞİ YEREL MAHKEME İLAMINI AŞAĞIDA YAYIMLIYORUZ.
T.C.
İZMİR
6. İŞ MAHKEMESİ
ESAS NO: 2012/446
DAVA: Alacak (İşçi İle İşveren İlişkisinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ: 02.03.2011
Mahkememizden verilen 11.07.2012 tarih ve 2011/170 Esas 2012/404 sayılı kararı Yargıtay, 9. Hukuk Dairesi'nin 17.10.2012 tarih ve 2012/19524 Esas 2012/17807 Karar sayılı ilamıyla BOZULMAKLA, dava mahkememizin yukarıdaki esasına kaydı yapılıp incelendi:
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
1- Yargılamanın, 6100 SY'nın 316/d, 5521 SY'nın 21. maddesi ile 6100 SY'nın 447/1. maddeleri uyarınca yargılamanın basit yargılama usulüne tabi olarak yürütülmesine;
2- Taraflara Yargıtay bozma ilamıyla duruşma günün tebliğine,
3- Davacı vekiline, (6100 SY'nın 322/1. maddesinin yollaması ile) 6100 SY'nın 114/g bendi gereğince, yargılama giderlerini karşılamak üzere (yetmemesi halinde 6100 SY'nın 120/2 bendi uyarınca, ileride tamamlamak ve yargılama sonucunda artması halinde artan kısmın, avansı yatıran davacıya iade edilmesi; sarf edilen avansın, haksız çıkması halinde üzerinde kalması ve haklı çıkması halinde, haklı çıktığı oranda karşı tarafa yüklenmesi kaydı ile) (6100 SY'nın 120. maddesi uyarınca adalet bakanlığı tarafından yayınlanan avans tarifesine göre belirlenen) 100 TL yargılama avansının, tensip bozma zaptının tebliğinden itibaren yatırmak üzere tensip bozma zaptının tebliğ edildiği tarihten itibaren 2 HAFTA KESİN SÜRE VERİLMESİNE;
Aksi halde 6100 SY'nın 115/(2). maddesi uyarınca, dava şartı noksanlığından davanın, (6100 SY'nın 320/1. maddesi hükmü dikkate alınarak) duruşma günü beklenmeksizin ele alınarak usulden reddine karar verileceğinin ihtarına (ihtarın tensip bozma zaptının tebliğ edildiği tarihte tebliğ edilmiş sayılacağına);
4- Taraf vekillerinin beyanları alındıktan sonra bozma kararına uyulup uyulmayacağı hususunda duruşmada karar verilmesine,
Bu nedenle duruşmanın 19.12.2012 günü saat 10:35'a bırakılmasına tensiben dosya üzerinde karar verildi. 08.11.2012 (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy