MAHKEMESİ : Kayseri 3. İş Mahkemesi
TARİHİ : 17/07/2012
NUMARASI : 2010/728-2012/474
DAVA : Davacı, kıdem, ihbar tazminatı, fark ücret, fark ikramiye, fazla mesai ücretinin ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.
Hüküm süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
A) Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili müvekkilinin davalı işyerinde 12/09/1999-26/11/2010 tarihleri arasında çalıştığını, iş sözleşmesinin davalı iş veren tarafından feshedildiğini, müvekkiline herhangi bir ödemede bulunulmadığını, 17,18,19,20. dönem toplu iş sözleşmelerinden doğan zamlarında ücretlerine yansıtılmadığını iddia ederek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla; fark ücret, fark ikramiye, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve fazla çalışma ücretlerinin faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir
B) Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili; müvekkil şirkette uygulanan toplu İş sözleşmesine göre düzenleme yapıldığını ve yapılan düzenleme neticesinde davalıya tüm alacaklarının ödendiğini, davalının her hangi bir alacağının kalmadığını ve davacının geçmiş yıllara ait doğmuş ve doğacak tüm hak ve alacaklarının banka kanalı ile veya makbuz karşılığı ödendiğini, alacaklarının zaman aşımına uğradığını, mesai alacaklarının puantaj ve bordrolara göre hesaplanıp ödendiğini, fark ücret ve ikramiye alacağı olmadığını, bu konuda 2009 yılında yapılan protokolün dikkate alınması gerektiğini savunarak davanın reddini talep istemiştir.
C) Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davacının üyesi olduğu sendika ile işveren arasında yapılan protokolün geçerli olduğu ve davacının bir kısım alacaklarının bulunduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
D) Temyiz:
Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.
E) Gerekçe:
Taraflar arasındaki temel uyuşmazlık imza tarihinde işveren sendikası üyesi olan işveren ile işçi sendikasının 31/03/2009 tarihinde yaptıkları protokolün geçerli olup olmadığı, geçerli ise etki ile sonucunun ne olduğu ile davacının talep ettiği alacaklarının bulunup bulunmadığıdır.
Uyuşmazlık konusu protokolde “Bir tarafta ....-İş Sendikası, diğer yanda.....San. Tic. AŞ ile .... Sünger ve Yatak San. Tic. A.Ş yetkilileri 31.03.2009 tarihinde bir araya gelerek XXI. Dönem Grup Toplu İş sözleşmesinin ücret zammına ilişkin 35.maddesinin uygulanması konusunda aşağıdaki çerçevede hareket edilmesi konusunda mutabakata varmışlardır. Madde 35/e uyarınca 01.04.2009 tarihinde yapılacak ücret artışına temel alınacak baz ücret 31.03.2009 tarihi itibarıyla bordrolarda görünen ücret olup, TİS m.35/e gereğince 01.04.2009 tarihinden geçerli olmak üzere uygulanacak %4(yüzde dört) oranındaki ücret artışı -işbu protokolle belirlenen ve 31.03.2009 tarihi itibarıyla bordrolara yansıyan baz ücret esas alınarak- anılan baz ücret üzerine gerçekleştirilecektir.(Kısaca ve özetle, yargı kararlarıyla ortaya çıkabilecek olası durumlar da dikkate alınmak suretiyle 01.04.2009 tarihindeki ücret zammına baz / esas ücret bu şekilde belirlenmiştir.” denilmektedir.
XXI. Dönem Grup Toplu İş Sözleşmesi’nin ücret zammına ilişkin 35. Maddesinin “e” bendinde ise “31.03.2009 tarihinde işyerinde hizmet akdi devam eden işçilerin brüt ücretlerine 01.04.2009 tarihinden geçerli olmak üzere %4 oranında zam yapılacaktır” hükmüne yer verilmiştir.
Protokol, toplu iş sözleşmesini değiştiren anlaşmaları ifade etmekte olup, toplu iş sözleşmesinin eki kabul edilmektedir. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 22. Maddesinin son fıkrasında “Taraflar aralarında anlaşarak çalışma koşullarını her zaman değiştirebilir. Çalışma koşullarında değişiklik geçmişe etkili olarak yürürlüğe konulamaz.” hükmü getirilmiştir. Bu hüküm uyarınca protokoller ancak geleceğe etkili olarak yapılabilir.
Somut olay bakımından konu değerlendirildiğinde işverenin kendi işyeri için işçi sendikası ile protokol yapabileceğinin kabulü gerekir. Bu şekilde yapılan protokollere geçerlilik tanınması gereklidir. Şu halde mahkemece bu konuda yapılan tespit yerindedir.
Ancak dosyada yer alan bilirkişi raporu açık olmadığı gibi denetime elverişli de değildir. Bilirkişi raporunun tarafların iddia ve savunmalarını karşılayacak nitelikte, açık ve denetime elverişli olması gereklidir. Bilirkişi raporunda ulaşılan sonuca nasıl ulaşıldığı açıklanmalı ve gerek taraflarca gerekse yargı makamlarınca anlaşılabilmeli ve sağlaması yapılabilmelidir. Mahkemece öncelikle davacının uyuşmazlık konusu olan döneme ilişkin tüm bordroları dosya kapsamına dahil edilmeli, bundan sonra alanında uzman olan üçlü bilirkişi heyetinden ayrıntılı, açık ve denetime elverişli rapor alınarak sonuca gidilmelidir. Bunun yapılmayarak eksik araştırma ve inceleme ile hüküm kurulması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
F) Sonuç:
Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebeplerden BOZULMASINA, bozma sebebine göre sair temyizlerin bu aşamada değerlendirilmesine yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 06.12.2013 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Yerel mahkeme kararının yöntem ve yasaya aykırı olduğu, mahkemece çalışma gün ve sürelerine ilişkin yeterli ve somut araştırma yapılmadığı, soyut ifadelere dayanılarak karar verilmesinin isabetli olmadığı farklı gerekçesi ile sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.06.12.2013
Full & Egal Universal Law Academy