MAHKEMESİ:İş Mahkemesi
DAVA:Davacı, kıdem, ihbar tazminatı, ikramiye ile kötüniyet tazminatı alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.
Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı vekili, davacının 01.04.2008-02.08.2010 tarihleri arasında davalıya ait işyerinde işyeri hekimi olarak çalıştığını, 02.08.2010 tarihinde işyerinde gittiğinde güvenlik görevlilerince kendilerine talimat verildiği gerekçesi ile işyerine alınmayarak iş sözleşmesi haksız ve sebepsiz olarak feshedildiğini ileri sürerek kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, ikramiye alacağı ve kötüniyet tazminatı alacaklarının faizleriyle birlikte davalıdan tahsilini istemiştir.
Davalı vekili, davacının hafta içi hergün, günde 2 saat çalıştığını, 07.06.2010 tarihli dilekçesi ile 30.07.2010 tarihi itibariyle istifa ettiğini, istifasının kabul edildiğini, tazminat ve alacak hakkı bulunmadığını belirterek davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece, davacının davalı işyerinden ayrılma gerekçesinin kanun değişikliği sebebiyle zaruret arz ettiği ve sonrasında kanun değişikliğinin Anayasa Mahkemesince iptali sebebiyle mevzuatta bir değişiklik olmadığı, davacının dayanaksız bir istifasının mevcut bulunmadığı, kaldı ki iptal kararından sonra davalı işyerinde çalışmak istediğine dair beyanınında olduğu, bu durumda talebe konu kıdem ve ihbar tazminatının kanuni şartlarının gerçekleştiği, kısmen ikramiye alacağı olduğu, kötüniyet tazminatı talebinin subut bulmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararı, kanuni süresi içinde davalı temyiz etmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2-Uyuşmazlık işverenin eşit davranma borcuna aykırı davranıp davranmadığı ve bunun sonuçları noktasında toplanmaktadır.
Dosya içeriğinden, davacının davalıya ait işyerinde 01.04.2008-30.07.2010 tarihleri arasında 2 yıl, 4 ay süreyle işyeri hekimi olarak kısmi süreli iş sözleşmesiyle çalıştığı, 17.06.2010 tarihli dilekçesi ile ... yapılan düzenleme sebebiyle 30.07.2010 günü itibariyle görevinin sona erdirilmesini ve hak kazandığı ücret ve tazminatlarının ödenmesini talep ettiği, 28.07.2010 tarihinde, düzenlemenin iptali üzerine işyeri hekimliği görevine devam edeceğini işverene ihtarname ile bildirdiği, davalı işverence 17.06.2010 tarihli dilekçe işleme konularak iş ilişkisinin 30.07.2010 tarihinde sona erdiği anlaşılmıştır.
Somut olayda, davacının dilekçesi istifa mahiyetinde olup davalı işverene ulaşmakla sonuçlarını doğurduğu kabul edilmelidir. Bildirim süresi verilerek yapılan feshin ardından fesih beyanının tek taraflı olarak geri alınması mümkün değildir. Bu itibarla davacı işçinin daha sonra verdiği dilekçe kapsamında çalışmak istemesinin işverence kabul edilmemiş olması işveren feshi anlamında değerlendirilemez. İş sözleşmesi işçinin 17.06.2010 tarihli bildirimi sonucu ve verilen süre bitiminde sona ermiştir. Yapılan bu açıklamalara göre davacı işçinin ihbar ve kıdem tazminatlarına hak kazandığının kabulü yerinde değildir.
Öte yandan Anayasa Mahkemesinin 16.07.2010 tarihli ve 2010/29 esas, 2010/90 sayılı kararının ardından yürürlükte olan mevzuat hükümlerine göre de davacının 31.07.2010 tarihin sonrasında devlet hastanesindeki görevi devam ederken özel sağlık kuruluşunda çalışması mümkün değildir. 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun’un 12. maddesinin 2. fıkrasında, tabipler, diş tabipleri ve tıpta uzmanlık mevzuatına göre uzman olanların mesleklerini icra edebilecekleri sağlık kurum ve kuruluşları üç bent halinde açıklanmıştır.
Buna göre;
a) Kamu kurum ve kuruluşları.
b) Sosyal Güvenlik Kurumu ve kamu kurumları ile sözleşmeli çalışan özel sağlık kurum ve kuruluşları, Sosyal Güvenlik Kurumu ve kamu kurumları ile sözleşmeli çalışan vakıf üniversiteleri.
c) Sosyal Güvenlik Kurumu ve kamu kurumları ile sözleşmesi bulunmayan özel sağlık kurum ve kuruluşları, Sosyal Güvenlik Kurumu ve kamu kurumları ile sözleşmesi bulunmayan vakıf üniversitelerinde görev yapmaları mümkündür.
Aynı maddenin 3. fıkrasında “Tabipler, diş tabipleri ve tıpta uzmanlık mevzuatına göre uzman olanlar, ikinci fıkranın her bir bendi kapsamında olmak kaydıyla birden fazla sağlık kurum ve kuruluşunda çalışabilir” şeklinde kurala yer verilerek, birden fazla yerde çalışmanın ancak aynı bent içinde kalan sağlık kurum ve kuruluşları yönünden geçerli olduğu hükme bağlanmıştır. Bu durumda Anayasa Mahkemesinin iptal kararı 1219 sayılı Kanun'un 12. maddesinin 2. fıkrasıyla ilgili olup 3. fıkra yönünden verilmiş bir iptal kararı bulunmamaktadır. Buna göre, davacının 31.07.2010 tarihi sonrasında da kamu kurum ve kuruluşları, Sosyal Güvenlik Kurumu ve kamu kurumları ile sözleşmeli çalışan özel sağlık kurum ve kuruluşları, Sosyal Güvenlik Kurumu ve kamu kurumları ile sözleşmeli çalışan vakıf üniversitelerindeki çalışması devam ederken davalıya ait işyerinde çalışması mümkün olmadığından, davacının 28.07.2010 tarihli dilekçesinin mevcut mevzuat açısından da bir değeri bulunmamaktadır. Bu yönde de, davacının ihbar ve kıdem tazminatı isteklerinin reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde kabulü hatalıdır.
Ayrıca, mahkemece, 4857 sayılı Kanun'un 5. maddesince eşitlik ilkesi gereği, davacının ikramiye alacağı kısmen kabul edilmiş ise de, davacı ile yapılan iş sözleşmesinin kısmı süreli olarak yapıldığı ve davacıya ek ödeme yapılmayacağının sözleşmede belirtildiği,
ücretin 2.000,00 TL olarak kararlaştırıldığı, davacıdan sonra işe alınan işyeri hekimi ile tam süreli iş sözleşmesi imzalandığı ve üç ayda bir ikramiye ödemesi yapılacağının hüküm altına alındığı, işyerinde tam süreli olarak çalışan diğer işçilere üç ayda bir ikramiye ödendiğini, kısmi süreli çalışanlara ikramiye ödemesi yapılmadığı anlaşılmış olup, davacının istifasından sonra işe alınan işyeri hekimi ile yapılan iş sözleşmesinin aynı nitelikte olmadığı gibi işyerinde tam süreli olarak çalışan diğer işçilerin yaptıkları işler ile davacının yaptığı işin de aynı nitelikte olmadığı, davacının iş sözleşmesinde, davacıya ek ödeme yapılmayacağınında belirtildiği dikkate alındığında, işverenin uygulamasında 4857 sayılı Kanun'un 5. maddesine aykırılık bulunmadığı düşünülmeden, ikramiye talebinin reddi yerine hatalı yorum ile kabulüne dair yazılı şekilde karar verilmesi bozmayı gerektirir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebeplerle BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 30.12.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.