MAHKEMESİ:... Mahkemesi
DAVA:Davacı, borçlu bulunmadığının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, isteğin reddine karar vermiştir.
Hüküm süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı vekili; taraflar arasında 24.09.2008 tarihli bir yıl belirli süreli hizmet sözleşmesinin imzalandığını ve fiilen uygulandığını, sözleşmenin 10. maddesi ile hizmet süresine ilişkin cezai şart öngörüldüğünü, 25.09.2008 tarihinde davacının beş yıl çalışacağına dair taahhütname imzalatıldığını, davacının 25.09.2009 tarihinde kendi isteği ile işten ayrıldığını ve işverene toplam 9.545,00 TL cezai şart adı altında ödemede bulunduğunu, halbuki belirli süreli sözleşmesi imzalanmasını gerektirir objektif ve subjektif şartların bulunmadığını, davacının davalı işverene cezai şart borcu bulunmadığının tespitine, bu talebin kabul edilmemesi halinde kararlaştırılan cezai şart tutarının tenzil edilmesine, ödenen tutarların ödeme tarihlerinden itibaren kanuni faizleri ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili davacının ... sözleşmesini haksız ve geçersiz olarak feshettiğini, kazandığı tecrübeyi ise yeni çalıştığı yerde kullandığını, tarafların taahhütname ile eşit ve karşılıklı tazminat yükümü altına girdiklerini, sözleşme ile giydirilmiş brüt ücretinin altı katı tutarında cezai şart kararlaştırılmış olmasına rağmen, indirim yapılarak davacıdan beş kat tutarında tazminat talep edildiğini, cezai şart hükmünün geçerli olduğunu davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece, toplanan delillere dayanılarak, sebepsiz zenginleşmede iade için dava tarihinde yürürlükte bulunan mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 66. maddesinde öngörülen bir yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık davacının talebinin zamanaşımına uğrayıp uğramadığı noktasında toplanmaktadır.
Davalı tarafından ödeme anından itibaren bir yıllık sürenin geçtiği ve davacının talebinin zamanaşımına uğradığı def'i olarak ileri sürülürken davacı tarafından geri alma hakkının benzer davalarda mahkemece verilen hükümler neticesinde öğrenildiğinin ve davacının talebinin zamanaşımına uğramadığının ifade edildiği görülmektedir.
Mahkemece davacının ödeme anında yani karşı tarafın zenginleştiği anda yaptığı ödemenin haksız olduğunu bildiği ve bir yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Dava tarihinde yürürlükte bulunan mülga 818 sayılı Kanun’un 66. maddesinde, “Haksız surette mal iktisabından dolayı ikame olunacak dava, mutazarrır olan tarafın verdiğini istirdada hakkı olduğuna ıttılaı tarihinden itibaren bir sene müruriyle ve her halde bu hakkın doğduğu tarihten itibaren on senenin müruriyle sakıt olur. Eğer mal iktisabı mutazarrır olan taraf aleyhinde bir borç teşkilinden ibaret ise mutazarrırın hakkı müruru zaman ile sakıt olmuş olsa bile, bu borcu ifa etmez.” denilmiştir.
Hükümden de anlaşıldığı üzere, sebepsiz zenginleşme bakımından biri kısa diğeri uzun olmak üzere iki tip zamanaşımı öngörülmüştür. Kısa olan zamanaşımı süresi bir yıl iken uzun olan zamanaşımı süresi on yıldır. Bu zamanaşımı sürelerini birbirinden ayıran nokta ise işlemeye başladığı anlarının farklı olmasıdır. Kısa zamanaşımı süresi, geri alma hakkının öğrenildiği anda işlemeye başlarken uzun zamanaşımı süresi geri alma hakkının doğduğu anda işlemeye başlar.
Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde zamanaşımı def'inde bulunan davalının, davacının geri alma hakkını cezai şartın ödenmesi anında öğrendiğini ve dolayısıyla davacının sebepsiz zenginleşme kaynaklı iade talebinin zamanaşımına uğradığını ispatlaması gerekmektedir. Bu husus davalı tarafından ispatlanamadığından davacının geri alma hakkını öğrendiğini iddia ettiği tarihin kısa zamanaşımının başlangıç tarihi olarak kabul edilerek davacının iade talebinin zamanaşımına uğrayıp uğramadığı değerlendirilmelidir. Şayet zamanaşımı savunmasının yerinde olmadığı sonucuna ulaşılırsa davanın esasına girilerek karar verilmelidir. Mahkemece bu esaslara aykırı olarak hatalı değerlendirme ve eksik inceleme ile davanın reddine karar verilmesi isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebeplerden BOZULMASINA, bozma sebebine göre sair temyizlerin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 28.11.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.