MAHKEMESİ:İş Mahkemesi
Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, yerinde bulunmayan bütün temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, 06.12.2013 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
Davacı; 01.08.2003 tarihinden itibaren davalı şirkette makineci olarak çalışmaya başladığını son net ücretinin 1.015,00 TL olduğunu, işyerinde yemek ve servis uygulaması bulunduğunu hafta içi iki gün saat 21.00’e kadar, ayda iki cumartesi de 08.00-17.00 saatleri
arasında çalıştığını, pazar çalışması olmadığını, fazla mesai ücretinin ödenmediğini, dini bayramlarda çalışılmadığını, resmi bayramlarda çalıştığını, davacının yılda sadece 5 gün izin kullandığını ancak davalının izin defterine hafta sonlarını da ekleyerek yılda 9 gün izin kullanmış gibi geçtiğini 15 yıl 3600 gün pirim ödeme gününü doldurduğundan davalı şirkete tazminatlarının ödenmesi için müracaata ettiğini ancak davalı şirketin ödeme yapmadığını beyanla fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydı ile anılan işçilik alacaklarının davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı işveren, davacının 01.12.2003-31.07.2011 tarihleri arasında saat 08.30’dan 18.30’a kadar, ayda bir cumartesi günü yarım gün çalışıldığını 1,5 saat yemek ve çay molası olduğunu ... ve genel tatillerde fabrikanın kapalı olduğunu, iş yoğunluğunda nadiren çalışma olduğunu, çalışma yapıldığında ücretinin ödendiğini davacının izin alacağı bulunmadığını, davacının vasıfsız işçi olduğunu ve asgari ücretle çalıştığını beyanla ileri sürmüş ve açılan davanın reddini istemiştir.
Mahkemece toplanan delillere ve dosya kapsamına göre davacının davalı şirkette 01.12.2003-31.07.2011 tarihleri arasında makineci olarak çalıştığına ve kıdem tazminatına hak kazandığına, davacıya ödenmeyen bir kısım yıllık ücretli izin, fazla mesai, ... ve genel tatil alacak hakkının bulunduğuna ve sair işçilik alacaklarına hükmetmiş, Mahkemenin anılan kararı Dairemiz çoğunluk görüşü tarafından onanmıştır.
Davaya konu olayda ... uyuşmazlık, ücret miktarı ile fazla çalışma yapılıp yapılmadığına ilişkin olduğu ve mahkemece davacının talebi doğrultusunda karar verildiği halde, gerekçeli kararda davacının talebi doğrultusunda ücret miktarına ve fazla çalışma yapıldığına hükmedilirken hiçbir gerekçe gösterilmemiş ya da bilirkişi raporuna yapılan atıf gerekçe olarak kabul edilmiştir.
Anayasanın 141. maddesine göre, mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır. Gerekçe, ... bir yargılamanın en ... koşullarından birisidir. ... yargılamanın gerekleri yerine getirilmeden verilen gerekçesiz bir kararın birey ve toplum vicdanıyla, adalete olan inanç, güven ve saygı üzerinde yaptığı tahribat hatalı verilen bir karardan daha fazladır.
Gerekçe; hükmün dayandığı yasal, hukuksal ve olgusal sebeplerin kararda gösterilmesi, bunların kararda irdelenmesi, değerlendirilmesi, delillerin bilimsel bir temelde yorumlanıp hangisine ve hangi nedenle üstünlük tanındığının açık ve yalın bir şekilde belirtilmesidir. Mahkeme kararında, davacı işçinin imzasını taşıyan ve bir çekince de içermeyen işyeri bordolarında belirtilen ücret miktarı karşısında neden tanık beyanlarına üstünlük tanıdığı ve davalının belge ve tanık beyanlarına dayanan iddia ve itirazlarına rağmen hangi nedenle fazla çalışma yapıldığına ve ücretinin ödenmediğine karar verildiği belirtilmemiştir.
İmzalı işyeri ücret bordroları gibi yazılı belgeler karşısında tanık beyanlarına üstünlük tanımak ve emsal ücret araştırması sonucu elde edilen miktara göre aylık ücrete hükmetmek iş dünyasında banka kayıtlarını, ücret bordrolarını ve iş sözleşmesini anlamsız, gereksiz ve geçersiz duruma sokacaktır. Özellikle davacı işçilerin gösterdiği tanık beyanlarına mutlak üstünlük tanımak veya bu anlama gelecek ya da kanaate götürecek yorumlar yapmak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde de yer alan ve evrensel bir ilke olan ... yargılanma hakkının ihlali anlamına gelecektir. Görünen ücretle gerçek ücret arasında belirgin bir fark oluşmasında işveren kadar işçinin de kusuru bulunmakta, her iki taraf bu açıdan yasalarla da emredilen dürüstlük ilkesine aykırı hareket etmektedir. Elbette ki çalıştığı işyerinde nitelikli
iş yapan kıdemli bir işçinin asgari ücretle çalıştırılmayacağı her vicdanın kabulünde olan bir husustur. Ne var ki normatif düzenlemeler herkese eşit uygulanmalı, yargı kararları tutarlı, istikrarlı ve ölçülü olmalı, adalet duygusunu ve vicdanları kısmen de olsa tatmin etmelidir. Bu ve benzeri gerekçelerle emsal ücret araştırması aşamasında görüşüne başvurulan bazı makamlar herhangi bir emsal ücret belirtmemekte “İş sözleşmesinde kararlaştırılan aylık ücret göz önünde bulundurulmalıdır” demektedir.
İmzalı belgeler gibi güçlü bir delilin, ona nispeten çok daha zayıf olan husumetli tanık beyanları ve emsal ücret gibi delillerle hükümden düşürülmesi hukuka aykırıdır. Uyuşmazlık halinde özel belge niteliğindeki işyeri kayıtlarının tanık beyanları ve emsal ücret bildirimleri karşısında geçersiz ve değersiz hale getirilmesi kayıt dışılığı teşvik anlamına gelecek, iş sözleşmesini de anlamsızlaştıracaktır. Hukuk Genel Kurulu’nun bir kararında (2013/9-160 Esas) “İş sözleşmesinin tarafları arasında ücret miktarı konusunda çıkabilecek ihtilaflarda gerçek ücretin her türlü delille ispatı mümkündür. Aylık ücreti gösteren para makbuzları, banka kayıtları, ticari defter kayıtları, tanık beyanları gibi delillerle işçinin imzasını taşıyan ücret bordroları veya hizmet sözleşmesinde yazılı olan ücretin gerçek olmadığı kanıtlanabilir. Ücretin mevcut delillerle şüpheye yer bırakmayacak şekilde belirlenmesi mümkün bulunmayan kimi durumlarda, yapılan iş, hizmet süresi ve diğer belirleyici özellikler belirtilmek suretiyle ilgili meslek örgütlerinden sorulmak suretiyle de belirlenebilir.” denilmektedir. Ne var ki bu durumda normlar hiyerarşisinde olduğu gibi deliller veya kanıtlar hiyerarşisine de uyulması hukuksal bir zorunluluktur.
Gerçek ücretin tespitinde tanık beyanlarına ve/veya emsal ücret bildirimlerine dayanılması başkaca her türlü delili geçersiz hale getirecektir. Bu durumda gerek çalışma hayatında ve gerekse yargı kararlarında ücretin tanık beyanı ve emsal ücret araştırması ile belirleneceği fikri hâkim olacaktır. Somut olayda davacı bordrolar altındaki imzanın kendisine ait olmadığını, baskı veya yanılgı sonucu söz konusu bordroları imzaladığı da iddia etmemektedir. Dairemize gelen işçilik alacaklarına ilişkin bazı davalarda nadiren de olsa bir kısım işçilerin gerçek ücretin bordrolarda gösterilmediği ve kuruma eksik bildirimde bulunulduğu için iş sözleşmesini feshettiği görülmektedir. Olması gereken de budur.
Sonuç olarak; ihtirazi kayıt içermeyen, imzası inkâr edilmeyen veya baskı altında imzalandığı ileri sürülmeyen işyeri bordroları karşısında emsal ücrete ve husumetli tanık beyanlarına göre karar verilmesi hatalı olduğundan çoğunluk görüşüne katılamıyorum. 06.12.2013