MAHKEMESİ:İş Mahkemesi
DAVA:Davacı, kıdem, ihbar tazminatı, kullanılmayan izin, maaş ve prim, fazla mesai, bayram ve genel tatil alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.
Hüküm süresi içinde taraflar avukatlarınca temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı vekili, müvekkilinin davalı şirkette şoför ve personel şefi olarak çalıştığını, işverence haksız olarak iş akdinin feshedildiğini, şirket yetkililerince davacı ve birkaç arkadaşına taahhütlü ek iş sözleşmesi imzalatılmak istenildiğini, davacı işten çıkması ya da çıkarılması durumunda beş yıl süre ile benzeri işyerlerinde çalışmayacağının yazılı olmasından dolayı ek iş sözleşmesini imzalamadığını, bunun üzerine hakaret, küfür ve tehditlerle kovulduğunu, ertesi gün işyerine giden davacının işyerine alınmadığını, hatta işyerinin önünden bile geçmemesinden bahisle hakaret ve küfür edilerek işçilik alacaklarının tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili, davacının işten kendisinin ayrıldığını ve hiçbir haklı sebep olmadan işten ayrıldığını davacının şirketin müşteri bilgilerini müşteri tekliflerini, ticari sırlarını dışarı sızdırdığı ayrıca firma aleyhine haksız rekabet ile gizlice şirketin müşterilerini başka bir davacı ile birlikte teklif verdiğini, ayrıca davacının hem şoför hem de yönetici olarak çalıştığı iddiasının yerinde olmadığı, davacının haziran maaşının hesabına yatırıldığını beyan ederek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, bilirkişi raporu doğrultusunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Karar davacı ve davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının tüm, davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki itirazları yerinde değildir.
2-Davacı işçinin fazla çalışma yapıp yapmadığı ve ücret miktarı konusunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmaktadır.
4857 sayılı İş Kanunu'nda 32 nci maddenin ilk fıkrasında, genel anlamda ücret, bir kimseye bir iş karşılığında işveren veya üçüncü kişiler tarafından sağlanan ve para ile ödenen tutar olarak tanımlanmıştır.
Ücret kural olarak dönemsel (periyodik) bir ödemedir. Kanunun kabul ettiği sınırlar içinde tarafların sözleşme ile tespit ettiği belirli ve sabit aralıklı zaman dilimlerine, dönemlere uyularak ödenmelidir. Yukarıda değinilen kanun maddesinde bu süre en çok bir ay olarak belirtilmiştir.
Çalışma yaşamında daha az vergi ya da sigorta pirimi ödenmesi amacıyla zaman zaman, iş sözleşmesi veya ücret bordrolarında gösterilen ücretlerin gerçeği yansıtmadığı görülmektedir. Bu durumda gerçek ücretin tespiti önem kazanır. İşçinin kıdemi, meslek unvanı, fiilen yaptığı iş, işyerinin özellikleri ve emsal işçilere ödenen ücretler gibi hususlar dikkate alındığında imzalı bordrolarda yer alan ücretin gerçeği yansıtmadığı şüphesi ortaya çıktığında, bu konuda tanık beyanları gözetilmeli ve işçinin meslekte geçirdiği süre, işyerinde çalıştığı tarihler, meslek unvanı ve fiilen yaptığı iş bildirilerek sendikalarla, ilgili işçi ve işveren kuruluşlarından emsal ücretin ne olabileceği araştırılmalı ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek bir sonuca gidilmelidir.
Fazla çalışmaların uzun bir süre için hesaplanması ve miktarın yüksek çıkması halinde Yargıtay’ca son yıllarda hakkaniyet indirimi yapılması gerektiği istikrarlı uygulama halini almıştır. Ancak fazla çalışmanın tanık anlatımları yerine yazılı belgelere ve işveren kayıtlarına dayanması durumunda böyle bir indirime gidilmemektedir.
Somut olayda, davacının iddia ettiği ücret miktarı davalı işveren tarafından kabul edilmemiş ve dosyaya imzalı ücret bordroları sunulmuştur. Mahkemece davacının bordrolardaki imzaya yönelik itirazı üzerinde durulmadığı gibi yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda gerçek ücret miktarının tespitine yönelik araştırma ve incelemede yapılmamıştır. Öncelikle ücret bordrolarındaki imzanın davacıya ait olup olmadığı yöntemince incelenip belirlenmeli, ilgili meslek kuruluşları ve işçi örgütlerinden emsal ücret sorulmalı, bundan sonra deliller yeniden bir değerlendirmeye tabii tutularak davacının aldığı gerçek ücret miktarı tespit edilmeli ve gerekirse bilirkişiden ek rapor alınarak karar verilmelidir.
Dosyadaki delillere ve özellikle tanık anlatımlarına göre davacının işyerinde fazla mesai yaptığı ve fazla mesai ücretinin ödenmediği anlaşılmaktadır. Bu itibarla mahkemece davacının fazla mesai yaptığı yönündeki kabulü yerindedir. Ancak sözkonusu iddianın tanık beyanlarına dayanılarak kabulü nedeniyle davacının rapor ve izin gibi nedenlerle çalışamayacağı günler olduğu nazara alınarak daha uygun bir oranda hakkaniyet indirimi yapılması gerekirken bu indirimin yüzde elli oranında yapılmış olması doğru bulunmamıştır.
Tüm bu sebeplerle eksik inceleme ile yazılı şekilde verilen karar hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 09.11.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.