(4857 S. K. m. 8)
Dava: Taraflar arasındaki, ihbar, kıdem tazminatı, fazla çalışma ücreti, hafta tatili ücreti, yıllık izin ücreti, ücret alacaklarının ödetilmesi davasının yapılan yargılaması sonunda; ilamda yazılı nedenlerle gerçekleşen miktarın faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine ilişkin hükmün süresi içinde duruşmalı olarak temyizen incelenmesi davalı avukatınca istenilmesi üzerine dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 18.12.2012 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü davalı adına vekili geldi. Karşı taraf adına kimse gelmedi. Duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatın sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor sunuldu, dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı, davalıya ait iş yerinde 01.02.2001 - 15.09.2009 tarihleri arasında çalıştığını, iş sözleşmesinin davalı işveren tarafından haksız feshedildiğini, iş yerinde fazla mesai yapmasına ve hafta tatillerinde çalışmasına rağmen bu çalışma karşılığı ücretlerinin ödenmediğini, yıllık izinlerinin kullandırılmadığını ve son dört aylık çalışma dönemine ilişkin ücretinin ödenmediğini ileri sürerek, kıdem ve ihbar tazminatları ile bir kısım işçilik alacaklarının tahsilini istemiştir.
Davalı vekili, davacı ile müvekkili şirket arasında ilişkinin iş sözleşmesine olarak değerlendirilemeyeceğini, güvene dayalı bir vekalet ilişkisi olduğunu, şirket yönetim kurulu başkanının sık sık yurt dışına gittiğini, bu dönemlerde davacının yönetim kurulu başkanlığına vekalet ettiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davacı ile davalı şirket arasındaki ilişkinin iş sözleşmesine dayandığı, davalının iş sözleşmesini fesihte haksız olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararı süresi içerisinde davalı taraf temyiz etmiştir.
Taraflar arasındaki ilişkinin, iş sözleşmesi mi yoksa vekalet akdi mi olduğu noktasında uyuşmazlık bulunmaktadır.
4857 sayılı İş Kanunu'nun 8/1. maddesi uyarınca, iş sözleşmesi, bir tarafın (işçi) bağımlı olarak iş görmeyi, diğer tarafın (işveren) da ücret ödemeyi üstlenmesinden oluşan sözleşmedir. Ücret, iş görme (emek) ve bağımlılık iş sözleşmesinin belirleyici unsurlarıdır.
İş sözleşmesini diğer iş görme sözleşmeleri olan eser ve vekalet sözleşmelerinden ayırt edici en önemli kıstas, bağımlılık ilişkisidir. Her üç sözleşmede iş görme edimini yerine getirenin iş görülen kişiye (işveren - eser sahibi veya temsil edilen) karşı ekonomik bağlılığı vardır.
İş sözleşmesini belirleyen kriter hukuki - kişisel bağımlılıktır. Gerçek anlamda hukuki bağımlılık, işçinin işin yürütümüne ve iş yerindeki davranışlarına ilişkin talimatlara uyma yükümlülüğünü üstlenmesi ile doğar. İşçi edimini işverenin karar ve talimatları çerçevesinde yerine getirmektedir. İşçinin bu anlamda işverene karşı kişisel bağımlılığı ön plana çıkmaktadır. Bu anlamda, işveren ile işçi arasında hiyerarşik bir bağ vardır. İş sözleşmesine dayandığı için hukuki, işçiyi kişisel olarak işveren bağladığı için kişisel bağımlılık söz konusudur.
İş sözleşmesinde bağımlılık unsurunun içeriğini; işverenin talimatlarına göre hareket etmek ve iş sürecinin ve sonuçlarının işveren tarafından denetlenmesi oluşturmaktadır. işin işverene ait işyerinde görülmesi, malzemenin işveren tarafından sağlanması, iş görenin işin görülme tarzı bakımından iş sahibinden talimat alması, işin iş sahibi veya bir yardımcısı tarafından kontrol edilmesi, bir sermaye koymadan ve kendisine ait bir organizasyonu olmadan faaliyet göstermesi, ücretin ödeme şekli kişisel bağımlılığın tespitinde dikkate alınacak yardımcı olgularıdır.
İş sözleşmesinde işçi, belirli veya belirsiz süreli olarak işveren için çalışır. Vekalette ise vekilin belli bir zamana bağlı olarak çalışması söz konusu değildir. Vekil kural olarak uzmanlığı bakımından iş sahibinin talimatları ile bağlı değildir, iş sözleşmesinin varlığı, ücretin ödenmesini gerektirir. Oysa vekalet için ücret zorunlu bir unsur değildir. Vekalet sözleşmesine ilişkin hükümlerde, iş sözleşmesinin aksine sosyal nitelikte edimlere ve koruma yükümlülüklerine rastlanmaz. Bağımsız olarak iş gören, bu nedenle faaliyetini sürdüreceği zamanı belirlemede kısmen de olsa serbestliğe sahip olan, bütün zamanını tek bir müvekkile hasretmek zorunda olmayan vekil, farklı kişilerle ayrı vekalet sözleşmeleri yapabilmekte ve bu şekilde ekonomik olarak tek bir işverene bağlı olmaktan kurtulmaktadır.
Borçlar Kanununun temsil ve vekalet bağıtını düzenleyen hükümlerine göre, vekalet akdi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar.
Yukarıda sayılan ölçütler yanında, özellikle bağımsız çalışanı, işçiden ayıran ilk kriter, çalışan kişinin yaptığı işin yönetimi ve gerçek denetiminin kime ait olduğudur. Çalışan kişi işin yürütümünü kendi organize etse de, üzerinde iş sahibinin belirli ölçüde kontrol ve denetimi söz konusuysa, iş sahibine bilgi ve hesap verme yükümlülüğü varsa, doğrudan iş sahibinin otoritesi altında olmasa da, bağımlı çalışan olduğu kabul edilebilir. Bu bağlamda çalışanın işini kaybetme riski olmaksızın verilen görevi reddetme hakkına sahip olması (ki bu iş görme borcunun bir ifadesidir) önemli bir olgudur. Böyle bir durumda, çalışan kişinin bağımsız çalışan olduğu kabul edilmelidir. Çalışanın münhasıran aynı iş sahibi için çalışması da, yeterli olmasa da aralarında bağımlılık ilişkisi bulunduğuna kanıt oluşturabilir. Dikkate alınabilecek diğer bir ölçüt de, münhasıran bir iş sahibi için çalışan kişinin, ücreti kendisi tarafından ödenen yardımcı eleman çalıştırıp çalıştırmadığı, işin görülmesinde ondan yararlanıp yararlanmadığıdır. Bu durumun varlığı, çalışma ilişkisinin bağımsız olduğunu gösterir.
Somut olayda, davalı tarafça dosya içerisine ibraz edilen 25.06.2004 tarihli vekaletname ile davacının davalı şirkete vekil olarak atandığı, davacıya şirketi tüm resmi makam ve mercilerde tam yetkili olarak temsil etmek yetkisi verildiği görülmektedir. Davacının bu vekaletnameye istinaden şirkete ait bazı resmi işlemleri yürüttüğü, bir kısım şirket evrakının davacı tarafından imzalandığı dosya içeriği ile sabittir.
Ancak dosya içerisine alınan vergi kayıtlarına göre, davacının 10.04.2001 tarihinden itibaren sigorta aracılık hizmetleri faaliyetine başladığı, Ticaret Sicil kayıtlarına göre ise 10.07.2006 tarihinden itibaren E...Elektrik İnşaat Makine ve Müh Ltd. Şti'ne ortak olduğu ve bu şirketin müdürü olarak atandığı ve 12.04.2009 tarihi itibari ile Keskinler Restaurant isimli iş yeri açtığı anlaşılmaktadır. Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtlarına göre, davacı emekli olduğu tarihten sonra çalışmasına sosyal güvenlik destek primi ödemek sureti ile devam etmemiş ve yaşlılık aylığının devamını sağlamıştır. Yine davalı tarafça ibraz edilen sigorta poliçelerinin incelenmesinde de, davacının uzun yıllar bağımsız olarak sigortacılık faaliyetinde bulunduğu ve davalı şirkete ait gayrimenkul ve araçlarında davacı tarafından sigortalandığı belirlenmiştir.
Tüm bu bilgi ve belgeler bir arada değerlendirildiğinde, taraflar arasında iş sözleşmesinin kurulmasını gerektirir bağımlılık ilişkisinin oluşmadığı görülmektedir. Taraflar arasında sigortacılık faaliyetine hasredilen yoğun bir ticari ilişki varlığı söz konusu ise de, davalı şirket tarafından davacıya ücret ödendiği de tam olarak ispatlanamamıştır. Davacının ticari faaliyeti dolayısıyla davalı şirketten elde ettiği menfaat ücret olarak değerlendirilemez. Davacının, davalı şirkette çalıştığı dönemde bağımsız ve yoğun olarak ticari faaliyetini sürdürdüğü, ortağı olduğu bir başka şirketin müdürü sıfatı ile de çalışmaya devam ettiği de anlaşıldığından iş sözleşmesinin zorunlu unsurları olan zaman ve bağımlılık unsurunun da somut olayda gerçekleştiğinden söz edilmez. Taraflar arasındaki ilişki güvene dayalı vekalet akdi niteliğindedir. Uyuşmazlıkta İş Mahkemesinin görevli olmadığı açıktır. Vekalet ilişkisi sebebi ile uyuşmazlığın, genel mahkemelerde görülmesi gerekir. Görevsizlik kararı verilmesi yerine, işin esasına girilerek karar verilmesi hatalıdır.
Sonuç: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULMASINA, davalı yararına takdir edilen 900,00 TL duruşma avukatlık parasının karşı tarafa yükletilmesine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 25.12.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy