MAHKEMESİ:... Mahkemesi
DAVA:Davacı, ihtiyati tedbir kararı verilerek hüküm kesinleşinceye ve olağan genel kurul toplantısı yapılıncaya kadar olağanüstü genel kurulda seçilen yönetimin görevine devam etmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, ihtiyati tedbir talebinin reddine karar vermiştir.
Hüküm süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı Talebinin Özeti:
Davacı vekili kendisinin ... 2 nolu şube başkanı olduğunu, davalı ...’ın 2013/773 esas sayılı dosyada diğer davalıya karşı olağanüstü genel kurulun iptali davası açtığını, davalı sendikanın da muvazaalı, kanuna karşı hileli ve dürüstlük kuralına aykırı şekilde ilk duruşmada davanın kabul edilip hemen kesinleştirildiğini, bu davadan 01.07.2013 tarihinde şubeden belgelerin istenmesi üzerine haberdar olduğunu, ancak müdahale talebinde bulunduğu anda kararın kesinleştiğini öğrendiğini, mahkemece verilen kararın durumunu etkilediğini, olağanüstü genel kurul kararının yerinde olduğunu, 2013/773 esas sayılı davada davacı olan ...’ın iddia ettiği yönetim kurulu üyesi olan ... ...’ın genel kurul kararı tarihinde yönetim kurulu üyesi olmadığı hususunun doğru olmadığını, 2013/773 esas sayılı dosya içeriğinin kamu düzenine ilişkin olup, re'sen araştırılması gerektiğini, iadei muhakeme talep ettiğini, amacın şube yönetimine son vermek olduğunu, ihtiyati tedbir kararı verilerek hüküm kesinleşinceye ve olağan genel kurul toplantısı yapılıncaya kadar olağanüstü genel kurulda seçilen yönetimin görevine devam etmesine karar verilmesini istemiştir.
Davalı Cevabının Özeti:
Davalı tarafın bir cevabına dosyada rastlanılmamıştır.
Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, davanın esasını çözecek nitelikte tedbir kararı verilemeyeceği gerekçesiyle talebin reddine karar verilmiştir.
Temyiz:
Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.
Gerekçe:
İhtiyati tedbir müessesesi, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 389. ve devamı maddelerinde, ihtiyati haciz ise 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 257. ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir.
6100 sayılı Kanun’un 389. maddesinin 1. fıkrasında “Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir.” denilmiştir.
Yine aynı Kanun’un 390. maddesinde ise, “İhtiyati tedbir, dava açılmadan önce, esas hakkında görevli ve yetkili olan mahkemeden; dava açıldıktan sonra ise ancak asıl davanın görüldüğü mahkemeden talep edilir. Talep edenin haklarının derhâl korunmasında zorunluluk bulunan hâllerde, hâkim karşı tarafı dinlemeden de tedbire karar verebilir.” hükmüne yer verilmiştir.
Diğer taraftan 6100 sayılı Kanun’un 381. maddesinde “Yargılamanın iadesi davası, hükmün icrasını durdurmaz. Ancak dava veya hükmün niteliğine ve diğer hâllere göre talep üzerine icranın durdurulmasına ihtiyaç duyulursa, yargılamanın iadesi talebinde bulunan kimseden teminat alınmak şartıyla iade talebini inceleyen mahkemece icranın durdurulması kararı verilebilir. Yargılamanın iadesi sebebi bir mahkeme kararına dayanıyorsa bu takdirde teminat istenmez.” düzenlemesi yer almıştır.
Somut olayda davacının talebi yargılanmanın iadesi davasının konusunu oluşturan ... 2 nolu şubesinin olağanüstü genel kurulunda yapılan seçimlerin iptaline ilişkin davayı sonuçlandırılan ve temyiz edilmeksizin kesinleşen ... 9. ... Mahkemesinin 2013/773-454 sayılı kararının tedbiren durdurulmasıdır. Mahkeme tarafların hukuki nitelendirmesi ile bağlı değildir. Bu itibarla somut olayda özel hüküm olan 6100 sayılı Kanun’un 381. maddesinin uygulanması gerekmektedir. Talebin ihtiyati tedbire ilişkin genel hükümler yerine anılan maddeye göre değerlendirilmesi zorunlu olup, kararın diğer yönleri incelenmeksizin bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Sonuç:
Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebeplerden BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 08.11.2013 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Davacı ihtiyati tedbir kararı verilerek hüküm kesinleşinceye ve olağan genel kurul toplantısı yapılıncaya kadar olağanüstü genel kurulda seçilen yönetimin görevine devam etmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriğine göre, öncelikle çözülmesi gereken problem, ihtiyati tedbir kararlarına karşı temyiz yoluyla Yargıtay’a başvurulup başvurulamayacağı hususudur.
Bilindiği üzere, 01/10/2011 tarihinden önce yürürlükte bulunan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’na göre ihtiyati tedbir kararlarına karşı temyiz yolu öngörülmeyip bu kararların itiraz yoluna tabi olduğu belirtilmiş, fakat itiraz üzerine verilen kararlara karşı herhangi bir kanun yoluna yer verilmemişti (md.107). Bununla birlikte 01/10/2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda, ihtiyati tedbir kararları konusunda 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunundan ayrılarak karşı taraf dinlenmeksizin verilen ihtiyati tedbir kararlarına karşı itiraz edilebileceği belirtildikten sonra (md. 394/1) itiraz üzerine verilen kararlara karşı kanun yoluna başvurulabileceği, bu başvurunun ise öncelikle incelenip kesin olarak karara bağlanacağı ifade edilmiştir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda istinaf, temyiz ve yargılamanın yenilenmesi, kanun yolları olarak sayılmıştır. Ancak ihtiyati tedbir kararlarına itiraz üzerine başvurulabilecek kanun yolu istinaftır (md. 341/1). Diğer taraftan 6217 Sayılı Yasa ile değişik 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Geçici 3’üncü maddesinin 1’inci fıkrası uyarınca “Bölge Adliye Mahkemeleri” faaliyete başlayıncaya kadar 1086 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun temyize ilişkin hükümlerinin yürürlükte olduğu ve uygulanmaya devam olunacağı hüküm altına alınmıştır. Ayrıca aynı maddenin 3’üncü fıkrasında ise 6100 sayılı Kanunda bölge adliye mahkemelerine görev verilen hallerde bölge adliye mahkemeleri göreve başlayıncaya kadar 1086 Sayılı Kanun’un 6100 Sayılı Kanun’a aykırı olmayan hükümlerinin uygulanacağı ifade edilmiştir. Buna göre 1086 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu uygulamasında temyiz yoluna tabi olmayan “ihtiyati tedbir kararına itiraz üzerine verilen kararlara” karşı 6100 Sayılı Yasa’nın Geçici 3’üncü maddesinin 1’inci fıkrası uyarınca Yargıtay tarafından temyiz incelemesi yapılabilmesi mümkün olmadığı gibi aynı maddenin 3’üncü fıkrası da böyle bir inceleme yapılabilmesinin hukuki dayanağı olamaz. Zira bu durumda uygulanacak hükümler, 1086 Sayılı Yasa’nın 6100 Sayılı Yasa’ya aykırı olmayan hükümlerdir. Oysa daha önce de ifade edildiği üzere 1086 Sayılı Yasa’da ihtiyati tedbir kararlarına itiraz üzerine verilen mahkeme kararlarına karşı temyiz yolu öngörülmemiştir.
Bir başka yönden, ihtiyati tedbir talebinin reddi üzerine verilen kararlara karşı istinaf yolu düzenlenirken bölge adliye mahkemelerinin çalışma esas ve usulleri ile istinaf kanun yolunun özelliklerinin dikkate alındığı tartışmasızdır. Bu nedenle ihtiyati tedbir konusunun kendine has özellikleri de dikkate alındığında ihtiyati tedbire ilişkin yapılacak temyiz incelemesinin kanunun amaçladığı sonuçlara uygun bir yol olamayacağı da öngörülmelidir.
Sonuç olarak mevcut kanuni düzenleme ile bölge adliye mahkemelerinin henüz faaliyete geçmedikleri göz önünde bulundurulduğunda ihtiyati tedbir talebinin reddine dair yerel mahkeme kararına karşı temyiz yoluna başvurulamayacağı ve bu itibarla davacı vekilinin temyiz talebinin reddi gerektiği görüşünde olduğumuzdan sayın çoğunluğun ulaştığı sonuca katılamamaktayız.08.11.2013
Full & Egal Universal Law Academy