MAHKEMESİ:... Mahkemesi
DAVA:Davacı, borçlu olmadığının tespiti ile icra takibinin tedbiren durdurulmasına karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, ihtiyati tedbir isteğinin reddine karar vermiştir.
Hüküm süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere göre, ihtiyati tedbir talebinin reddine ilişkin karara yönelik temyiz isteğinin reddi ile usul ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA, 11.11.2013 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
Dava, borçlu olmadığının tespiti ile icra takibinin tedbiren durdurulması istemine ilişkindir.
Mahkemece, ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmiştir.
Öncelikle çözülmesi gereken problem, ihtiyati tedbir kararlarına karşı temyiz yoluyla Yargıtay’a başvurulup başvurulamayacağı hususudur.
Bilindiği üzere, 01/10/2011 tarihinden önce yürürlükte bulunan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’na göre ihtiyati tedbir kararlarına karşı temyiz yolu öngörülmeyip bu kararların itiraz yoluna tabi olduğu belirtilmiş, fakat itiraz üzerine verilen kararlara karşı herhangi bir kanun yoluna yer verilmemişti (md.107). Bununla birlikte 01/10/2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda, ihtiyati tedbir kararları konusunda 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunundan ayrılarak karşı taraf dinlenmeksizin verilen ihtiyati tedbir kararlarına karşı itiraz edilebileceği belirtildikten sonra (md. 394/1) itiraz üzerine verilen kararlara karşı kanun yoluna başvurulabileceği, bu başvurunun ise öncelikle incelenip kesin olarak karara bağlanacağı ifade edilmiştir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda istinaf, temyiz ve yargılamanın yenilenmesi, kanun yolları olarak sayılmıştır. Ancak ihtiyati tedbir kararlarına itiraz üzerine başvurulabilecek kanun yolu istinaftır (md. 341/1). Diğer taraftan 6217 Sayılı Yasa ile değişik 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Geçici 3’üncü maddesinin 1’inci fıkrası uyarınca “Bölge Adliye Mahkemeleri” faaliyete başlayıncaya kadar 1086 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun temyize ilişkin hükümlerinin yürürlükte olduğu ve uygulanmaya devam olunacağı hüküm altına alınmıştır. Ayrıca aynı maddenin 3’üncü fıkrasında ise 6100 sayılı Kanunda bölge adliye mahkemelerine görev verilen hallerde bölge adliye mahkemeleri göreve başlayıncaya kadar 1086 Sayılı Kanun’un 6100 Sayılı Kanun’a aykırı olmayan hükümlerinin uygulanacağı ifade edilmiştir. Buna göre 1086 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu uygulamasında temyiz yoluna tabi olmayan “ihtiyati tedbir kararına itiraz üzerine verilen kararlara” karşı 6100 Sayılı Yasa’nın Geçici 3’üncü maddesinin 1’inci fıkrası uyarınca Yargıtay tarafından temyiz incelemesi yapılabilmesi mümkün olmadığı gibi aynı maddenin 3’üncü fıkrası da böyle bir inceleme yapılabilmesinin hukuki dayanağı olamaz. Zira bu durumda uygulanacak hükümler, 1086 Sayılı Yasa’nın 6100 Sayılı Yasa’ya aykırı olmayan hükümlerdir. Oysa daha önce de ifade edildiği üzere 1086 Sayılı Yasa’da ihtiyati tedbir kararlarına itiraz üzerine verilen mahkeme kararlarına karşı temyiz yolu öngörülmemiştir.
Bir başka yönden, ihtiyati tedbir talebinin reddi üzerine verilen kararlara karşı istinaf yolu düzenlenirken bölge adliye mahkemelerinin çalışma esas ve usulleri ile istinaf kanun yolunun özelliklerinin dikkate alındığı tartışmasızdır. Bu nedenle ihtiyati tedbir konusunun kendine has özellikleri de dikkate alındığında ihtiyati tedbire ilişkin yapılacak temyiz incelemesinin kanunun amaçladığı sonuçlara uygun bir yol olamayacağı da öngörülmelidir.
Sonuç olarak mevcut kanuni düzenleme ile bölge adliye mahkemelerinin henüz faaliyete geçmedikleri göz önünde bulundurulduğunda ihtiyati tedbir talebinin reddine dair yerel mahkeme kararına karşı temyiz yoluna başvurulamayacağı ve bu itibarla davacı vekilinin temyiz talebinin reddi gerektiği görüşünde olduğumuzdan sayın çoğunluğun ulaştığı sonuca katılamamaktayım.11.11.2013
MUHALEFET ŞERHİ
6100 sayılı Kanun'un "ihtiyati tedbir kararına karşı itiraz" başlıklı 394. maddesinin (5) numaralı fıkrası"İtirazhakkında verilen karara karşı,- kanun yoluna başvurulabilir. Bu başvuru öncelikle incelenir ve kesin olarak karara bağlanır. Kanun yoluna başvurulmuş olması, tedbirin uygulanmasını durdurmaz" şeklindedir.
6100 sayılı Kanun'un "Kanun Yolları" başlıklı sekizinci kısmının birinci bölümünde "istinaf" kanun yolu düzenlenmiş ve 341. maddesinin(1)numaralı fıkrasında "İlk derece mahkemelerinden verilen nihai kararlar ile ihtiyati tedbir, ihtiyati haciz taleplerinin reddi ve bu taleplerin kabulü hâlinde, itiraz üzerine verilecek kararlara karşı istinaf yoluna başvurulabilir" hükmünü içermektedir.
6100 sayılı Kanun'un 391/3. ve 394/5. maddelerinde ihtiyati tedbire dair belirtilen (ilk derece) mahkeme kararlarına karşı kanun yoluna başvurulabileceği öngörülmüş; bu kanun yolunun ne anlama geldiği ise HMK'nin 341/1. maddesinde "ilk derece mahkemelerinden verilen . . . ihtiyati tedbir . . . taleplerinin reddi ve bu taleplerin kabulü hâlinde, itiraz üzerine verilecek kararlara karşı istinaf yoluna başvurulabilir" hükmü ile istinaf olarak açıkça belirtilmiştir.
6100 sayılı Kanun'un geçici 3. maddesinde, "(1) Bölge adliye mahkemelerinin, 26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesi uyarınca Resmî Gazete'de ilan edilecek göreve başlama tarihinekadar,1086sayılı Kanunun temyize ilişkin yürürlükteki hükümlerinin uygulanmasına devam olunur.
(2)Bölgeadliyemahkemeleriningöreve başlama tarihindenöncealeyhinetemyiz yolunabaşvurulmuş olan kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar 1086 sayılı Kanunun 26/9/2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki 427 ilâ 454 üncü madde hükümlerinin uygulanmasına devam olunur.
(3) Bu Kanunda bölge adliye mahkemelerine görev verilen hallerde bu mahkemelerin göreve başlama tarihine kadar 1086 sayılı Kanunun bu Kanuna aykırı olmayan hükümleri uygulanır" hükmüne yer verilmiştir.
Görüldüğü gibi geçici 3. maddeyle, 5235 sayılı Kanun'un geçici 2. maddesi gereğince Resmî Gazete'de ilan edilecek göreve başlama tarihine kadar istinafa ilişkin hükümler ve dolayısıyla 341. madde de henüz yürürlüğe girmemiştir.
Burada çözümü gereken sorun, 6100 sayılı Kanun'un 391. ve 394. maddelerindeki ihtiyati tedbire dair verilen ara kararı ve buna itiraz sonucu verilen karara karşı getirilen kanun yolunun,temyizkanunyoluolarakanlaşılıp anlaşılmayacağıdır.
6100 sayılı Kanun'un geçici 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasında istinaf mahkemelerinin göreve başlama tarihine kadar "1086 sayılı Kanunun temyize ilişkin yürürlükteki hükümlerinin uygulanmasına devam olunacağı" vurgulandıktan sonra, (2) numaralı fıkrada "Bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce aleyhine temyiz yoluna başvurulmuş olan kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar 1086 sayılı Kanunun 26/9/2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki 427 ilâ 454. madde hükümlerinin uygulanmasına devam olunur" denilerek HUMK'nın uygulanmasına devam edilecek hükümlerine açıklık getirilmiştir.
1086 sayılı Kanun'un uygulanmaya devam edilecek hükümleri, 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki 427 ilâ 454. maddelerdir. Buna göre, HUMK'nın 5236 sayılı Kanunla istinafa başvurma imkânı getiren 426/A ve devamı maddeleri, "1086 sayılı Kanunun 26/9/2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki" ibaresi ile açıkça kapsam dışı bırakılmıştır. Burada uygulanacağı söylenen HUMK'nın anılan 427 ilâ 454. maddeleri, temyiz incelemesinin usulü ve temyize tâbi kararların kapsamını belirlemektedir ve bu kapsam içerisinde, ihtiyati tedbire ilişkin kararlar yoktur. Başka bir ifadeyle, yollama yapılan HUMK'de ihtiyati tedbir kararlarına yönelik temyiz yolu öngörülmemiştir.
Ayrıca geçici 3. maddenin (3) numaralı fıkrasında yer alan "Bu Kanunda bölge adliye mahkemelerine görev verilen hallerde bu mahkemelerin göreve başlama tarihine kadar 1086 sayılı Kanunun bu Kanuna aykırı olmayan hükümleri uygulanır" hükmü gereğince ihtiyati tedbir kararına karşı kanun yolunu temyiz yolu olarak kabul etmekte her iki kanun
yolunun mahiyetleri ve yaptıkları denetimin farklılığı nedeniyle mümkün değildir. İstinaf kanun yolunda, "yerindelik" ve "hukukilik" denetimi yapılırken; temyiz kanun yolunda ise sadece "hukukilik" denetimi yapılmaktadır. İstinafta yeniden inceleme yapıldığından, ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden bir karar verilebilir; temyizde ise, hukukî denetim yapıldığından yeni bir karar verilmeyip, alt derece mahkemesinin kararı bozulur veya onanır. Bu bakımdan ihtiyati tedbir talebinin reddine dair ara kararına yapılan kanun yolu incelemesinde istinaf mahkemesi, başvuruyu yerinde görürse, sadece kanun yolu başvurusunun kabulüne karar vermeyecek, işin esası olan ihtiyati tedbir kararının kabulüne de karar verecektir. Oysa temyiz yolunda, başvuru yerinde ise yalnızca kararın bozulmasına karar verilebilecektir. Nitekim yukarıda belirtilen HMK'nin 341. maddesinin gerekçesinde de istinaf kanun yolu ile ihtiyati tedbir kararına yönelik yerindelik ve hukukilik denetiminin yapılmasını gerektiren nedenler belirtilmektedir.
Diğer yandan, HUMK'nın temyize ilişkin hükümleri, HMK'deki ihtiyati tedbire dair öngörülen kanun yolunda istinaf mahkemelerine getirilen göreve uymadığı gibi, HMK'ye de aykırılık taşımaktadır.
HMK'nin "Temyiz edilemeyen kararlar" kenar başlıklı 362. maddesindeki, "(1) Bölge adliye mahkemelerinin aşağıdaki kararları hakkında temyiz yoluna başvurulamaz:... f) geçici hukuki korumalar hakkında verilen kararlar..." şeklindeki hükümde, ihtiyati tedbire ilişkin istinaf mahkemesine yapılacak kanun yolu başvurusunda verilecek kararlara karşı temyiz yoluna başvurulamayacaktır.
HMK'nin 362. maddesinin konuyla ilgili gerekçesinde, "Maddede dava konusu olayın iki dereceli yargılamadan geçmiş bulunduğu göz önüne alınarak, bölge adliye mahkemesinin bazı kararlarına karşı temyiz yoluna gidilemeyeceği öngörülmüş ve böylece Yargıtayın ... yükünün hafifletilmesi amaçlanmıştır. Bu bağlamda ... ve geçici hukuki korumalar hakkında verilen kararlar bakımından da, iki dereceli yargılamanın yeterli güvence teşkil ettiği mülahazasıyla, bu işlerde verilen kararlara karşı temyiz yolu kapatılmıştır" denilmiştir.
Belirtelim ki, HMK ile ihtiyatitedbir konusunda öngörülen kanun yolu, "iki dereceli yargılama"dır. Başka bir ifadeyle "ilk derece mahkemesi ve istinaf mahkemesinden oluşan iki dereceli yargılamadır. Bunun sonucu olarak, ihtiyati tedbirle ilgili getirilen kanun yolunun, temyiz olarak anlaşılması, işin mahiyetine, esasına ve amacına uymamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin ihtiyati tedbir talebinin reddine ilişkin ilk derecemahkemesinin ara kararınayöneliktemyiz başvurusunun, söz konusu karara temyiz başvuru imkânı bulunmadığındantemyiz isteminin reddine karar verilmesi gerekir görüşündeyim.11.11.2013
Full & Egal Universal Law Academy