MAHKEMESİ : Polatlı İş Mahkemesi(Müstemir Yetkili)
TARİHİ : 25/06/2013
NUMARASI : 2009/90-2013/54
DAVA : Davacı, icra takibine yapılan itirazın iptali, icra-inkar tazminatının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.
Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Davacı vekili, müvekkili işçinin iş sözleşmesinin haklı neden olmaksızın işverence feshedildiğini, işçilik alacaklarının ödenmediğini, aylık ücret alacaklarının tahsili amacıyla başlatılan icra takibine ise itiraz edildiğini beyanla, icra ödeme emrine yapılan itirazın iptaliyle ihbar tazminatı, fazla çalışma ve hafta tatili ücreti alacaklarının hüküm altına alınmasını talep etmiştir.
Davalı vekili, davacının, Nuri Kaya isimli kişiyle birlikte müvekkili işverene ait işyerinde altişveren olarak faaliyette bulunduğunu, taraflar arasında işçi-işveren ilişkisinin bulunmadığını, altişveren grubunun kendi sigorta tescilini yaptırmadığından yasaya aykırılığı engellemek amacıyla davalının sigorta kaydının müvekkiline ait işyeri üzerinden bildirildiğini, davacının herhangi bir alacağının bulunmadığını beyanla davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davalının iş sözleşmesini fesihte haksız olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Karar davalı vekilince temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının aşağıdaki bendlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2-Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacı işçinin ihbar tazminatına hak kazanıp kazanmadığı, işçiye yapılan ödemelerin mahsubu ve hafta tatili ücreti alacağı noktalarında toplanmaktadır.
İhbar tazminatı, belirsiz süreli iş sözleşmesini haklı bir neden olmaksızın ve usulüne uygun bildirim öneli tanımadan fesheden tarafın, karşı tarafa ödemesi gereken bir tazminattır.
Somut olayda, dinlenen taraf tanıkları beyanlarından davacının ücret alacağının ödenmemesi gerekçesini göstererek iş sözleşmesini feshettiği anlaşılmaktadır. İhbar tazminatının, iş sözleşmesini fesheden tarafın karşı tarafa ödemesi gereken bir tazminat olması nedeniyle, iş sözleşmesini fesheden tarafın feshinin haklı bir nedene dayandığı kabul edilmesi ihtimalinde dahi, ihbar tazminatına hak kazanması mümkün olmaz. Anılan nedenle, davacının ihbar tazminatı talebinin reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde kabulü hatalıdır. 2- Davalı işverence dosyaya sunulan, davacı imzalı 07.08.2008 tarihli belgede, 6089,73 TL tutarında gösterilen bedelden, 5000 TL tutarında daha önce ödendiği belirtildiği avans miktarın ve SSK giderleri adı altında 700,73 TL miktarın mahsup edilerek, bakiye kalan 389 TL'nin davacıya ödendiği bilgisi bulunmaktadır. Davacı vekili cevaba cevap dilekçesinde, ödenen miktarın işçilik alacaklarına mahsuben yapılan ödemeler olduğu bildirilmiştir.
Davacının, 4857 sayılı İş Kanunu'nun 16. maddesi uyarınca, takım kılavuzu sıfatıyla hareket ettiği anlaşılmaktadır. 4857 sayılı Kanunun 16. maddesinde "İşe başlamasıyla iş sözleşmesi kurulan işçilere ücretlerini işveren veya işveren vekili her birine ayrı ayrı ödemek zorundadır. Takım kılavuzu için, takıma dahil işçilerin ücretlerinden işe aracılık veya benzeri bir nedenle kesinti yapılamaz." hükmü düzenlenmektedir. Bu durumda, işverence ssk giderleri adı altında yapılan kesinti haksız ise de, avans olarak ödendiği belgede kayıtlı olan 5000 TL ve 07.08.2008 tarihinde ödenen 389 TL olmak üzere toplam 5389,00 TL'nin davacının uhdesinde bulunduğu kabul edilmelidir. Keza, davacı tarafça kendisine yapılan ödemenin diğer işçilere dağıtıldığını kanıtlar nitelikte bilgi ve belge de sunulmamıştır. Anılan nedenle, yapılan ödeme ve davalı işverenin mahsubu amaçlar nitelikte itirazları nazara alınarak, dava konusu hüküm altına alınan alacaklar bu yönden bir değerlendirmeye tabi tutulmalıdır. Mahkemece bu yöndeki davalı vekilinin itirazlarının değerlendirilmemiş olması hatalıdır.
3-6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 297/2. maddesi uyarınca, hükmün sonuç kısmında, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.
Somut olayda, dava dilekçesinde hafta tatili alacağının da hüküm altına alınması talep edilmiş olup, davacı vekili 16.03.2012 havale tarihli dilekçesiyle hafta tatili alacağını atiye terk ettiğini bildirmiştir. Mahkemece, hafta tatili alacağı bakımından bir karar verilmemesi, 6100 sayılı Kanunu'nun 297/2. maddesi amir hükmüne aykırıdır.
Diğer taraftan, gerek 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ve gerekse 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda davanın atiye bırakılması şeklinde bir kavrama yer verilmemiştir. Davanın atiye bırakılması ifadesinden anlaşılması gereken, 1086 sayılı Kanunun 185/1. maddesinde, 6100 sayılı Kanunun ise 123. maddesinde düzenlenen davanın geri alınmasıdır. Her iki kanunda düzenlendiği üzere, davanın geri alınmasının hukuki sonuç doğurabilmesi, karşı tarafın açık kabulüne bağlıdır.
Anılan nedenlerle, öncelikle hafta tatili alacağı bakımından davanın geri alınmasına muvafakatının bulunup bulunmadığı hakkında davalı vekilinin beyanı alınmalı, neticeye göre de hafta tatili alacağı hakkında bir karar verilmelidir.
Yukarıda yazılı sebeplerden, eksik inceleme ve hatalı değerlendirmeyle karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ : Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebeplerden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 03.12.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy