MAHKEMESİ : Mutki Asliye Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 03/09/2013
NUMARASI : 2012/112-2013/100
DAVA : Davacı, 5.000,00 TL sendika üyelik veya dayanışma aidatının bankalarca işletme kredilerine uygulanan en yüksek faiziyle birlikte davalıdan alınıp davacıya verilmesini talep ve dava etmiştir.
Mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.
Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili, davacı ile davalı tarafından 1988-2005 tarihleri arasında çok sayıda toplu iş sözleşmesi imzalandığını, ancak 2821 sayılı Yasanın 61. maddesi ve toplu iş sözleşmesi düzenlemeleri gereği davalının işçilerden üyelik veya dayanışma aidatını kesip davacıya zamanında ödemesi gerekirken bunun yapılmadığını iddia ederek ödenmeyen sendika üyelik veya dayanışma aidatının bankalarca işletme kredilerine uygulanan en yüksek faiz ile birlikte davalıdan alınıp davacıya verilmesini istemiştir.
Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili, davacının talep ettiği alacakların zamanaşımına uğradığını savunarak davanın reddini talep etmiştir.
Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporlarına dayanılarak, davacının aidat alacakları olduğu, bununla davacının bir kısım aidat alacaklarının zamanaşımına uğradığı, ödenmeyen aidat alacakları için toplu iş sözleşmelerinde yer alan temerrüt tarihlerinin dikkate alındığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Temyiz:
Kararı davalı vekili temyiz etmiştir.
Gerekçe:
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2-Taraflar arasındaki uyuşmazlık davacının sendika ve dayanışma aidatı alacağı olup olmadığı, varsa bu alacakların zamanaşımına uğrayıp uğramadığı noktalarında toplanmaktadır.
2821 sayılı Sendikalar Kanunu’nun 23. maddesinde, “Faaliyeti durdurulmayan sendika ve konfederasyonlara üyelerince ödenecek aidatın miktarı tüzüklerinde belirtilir. İşçi sendikasına işçinin ödeyeceği aylık üyelik aidatı tutarı, bir günlük çıplak ücretini geçemez. İşveren sendikasına işverenin ödeyeceği aylık üyelik aidatı tutarı, işyerinde işçilere ödediği bir günlük çıplak ücretleri toplamını geçemez. Sendika tüzüklerine, üyelik aidatı dışında, üyelerden başka bir aidat alınacağına ilişkin hükümler konamaz.” hükmüne yer verilmiştir.
Aynı Yasanın 61. maddesinde, “İşyerinde uygulanan toplu iş sözleşmesinin tarafı olan işçi sendikasının, toplu iş sözleşmesi yapılmamışsa veya sona ermişse yetki belgesi alan işçi sendikasının yazılı talebi ve aidatı kesilecek sendika üyesi işçilerin listesini vermesi üzerine, işveren sendika tüzüğü uyarınca üyelerin sendikaya ödemeyi kabul ettikleri üyelik aidatını ve toplu iş sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanunu gereğince sendikaya ödenmesi gerekli dayanışma aidatını, işçilere yapacağı ücret ödemesinden kesmeye ve kestiği aidatın nevini belirterek tutarını ilgili sendikaya vermeye ve kesinti listesini sendikaya göndermeye mecburdur. Bu aidat dışında sendikaya ödenmek üzere bir kesintinin yapılması toplu iş sözleşmesi ile kararlaştırılamaz.
Yukarıdaki fıkra gereğince sendika tüzüğüne uygun olarak kesilmesi istenilen aidatı kesmeyen işveren ilgili sendikaya karşı kesmediği veya kesmesine rağmen bir ay içinde ilgili kuruluşa göndermediği miktar tutarınca genel hükümlere göre sorumlu olduktan başka aidatı sendikaya verinceye kadar bankalarca işletme kredilerine uygulanan en yüksek faizi ödemek zorundadır.” düzenlemesi yer almıştır.
2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanunu’nun 9. maddesinin 3. fıkrasında ise, “Toplu iş sözleşmesinin imzası sırasında taraf işçi sendikasına üye bulunmayanlar, sonradan işyerine girip de üye olmayanlar veya imza tarihinde taraf işçi sendikasına üye bulunup da ayrılanlar veya çıkarılanların toplu iş sözleşmesinden yararlanabilmeleri, toplu iş sözleşmesinin tarafı işçi sendikasına dayanışma aidatı ödemelerine bağlıdır. Bu hususta işçi sendikasının muvafakatı aranmaz. Dayanışma aidatı ödemek suretiyle toplu iş sözleşmesinden yararlanma talep tarihinden geçerlidir.”, aynı maddenin 4. fıkrasında da “Dayanışma aidatı miktarı, üyelik aidatının üçte ikisidir.” hükümleri yer almıştır.
Öte taraftan 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 126. maddesinde aidat alacaklarının beş yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğu düzenlenmiş olup aynı yasanın 133. maddesinde ise borçlunun borcu ikrar etmesi, özellikle faiz veya borca mahsuben bir miktar ödemede bulunması ya da borcu için teminat vermesi zamanaşımını kesen sebeplerden sayılmıştır.
Mahkemece verilen ilk karar dairemizce “…1-Dosyada yer alan bilgi ve belgelere göre, davacı ile davalı arasında borcun yeniden yapılandırılmasına ilişkin “protokol” isimli bir anlaşmanın imzalandığı görülmektedir. Davalı tarafından ise bu anlaşma uyarınca borcun bir kısmının ödendiği savunulmuştur. Mahkemece söz konusu ödemenin yapılıp yapılmadığı yeterince araştırılmaksızın hüküm kurulması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
2-Davacı sendika ile davalı işveren arasında imzalanan toplu iş sözleşmelerinde sendika aidatlarının ne şekilde ve hangi sürede sendika adına yatırılacağı düzenlenmiştir. Ancak davacı sendikanın her toplu iş sözleşmesi döneminde 2821 sayılı Sendikalar Kanunu’nun 61. maddesi emredici hükmü ve toplu iş sözleşmeleri uyarınca üyesi olan işçilerin listesini, sendika tüzüğüne göre üyelik aidatı miktarını ve banka hesap numarasını davalı işverene gönderip göndermediği anlaşılamamaktadır. Davacı sendika bu belge ve bilgileri davalı işverene göndermediği takdirde toplu iş sözleşmelerinde belirtilen ödeme tarihine göre faiz isteminde bulunamaz. O halde öncelikle mahkeme tarafından söz konusu bilgi ve belgelerin davalı işverene gönderilip gönderilmediği yöntemince araştırılmalı ve sonucuna göre karar verilmelidir. Bu nedenle kararın bozulması gerekmiştir.
3-Savunmanın genişletildiği itirazı ile karşılaşılmadığı sürece zamanaşımı savunmasının geç ileri sürülmesi, incelenmesine engel değildir. Bu nedenle davalı vekili tarafından dava dilekçesine karşı süresinde zamanaşımı savunmasında bulunulmamakla beraber davacı tarafından savunmanın genişletildiği itirazı ileri sürülmediğinden dava dilekçesinde talep edilen miktar bakımından zamanaşımı savunmasının değerlendirilmesi zorunludur. Ancak belirtmek gerekir ki dava konusu aidat alacaklarının hesaplanmasına dayanak oluşturan bilgi ve belgelerin davalı işverence mahkemeye gönderilmesi mahkemenin isteğine dayalı olup, bu bilgi ve belgelerin davalının serbest iradesiyle alacaklıya verilmesi sözkonusu olmadığından usulünce yapılmış zamanaşımını kesen bir borç ikrarından söz etmek doğru değildir. Bu esaslar doğrultusunda mahkemece davalının zamanaşımı savunmasının değerlendirilmesi gereklidir. Kararın bu yönden de bozulması cihetine gidilmiştir.” gerekçeleriyle bozulmuştur.
Bozma üzerine dosya mahkemesine gönderilmiş ve mahkemece bozmaya uyulmasına karar verilmiştir. Bozmaya uyma kararından sonra ise bozma gerekleri yerine getirilmeyerek aynen önceki karar gibi karar verilmiştir.
Dosya kapsamında bozmadan önce yer alan 29.03.2010 tarihli protokol dışında bozmadan sonra 07.06.2012 tarihli protokolün ibraz edildiği görülmektedir.
Öncelikle bozma üzerine mahkemece bozmaya uyularak aynı şekilde karar verilmesine dayanak oluşturan gerekçeler üzerinde durulması gereklidir.
a)Bozma kararının 1 numaralı bendi karşısında mahkemece “Taraflarca getirilme ilkesi gereğince tarafların sunmaları gerekirken sunmadıkları belgeleri mahkemenin re'sen araştırma zorunluluğu olmadığından; davalı taraf ödeme belgelerini sunmadıktan sonra mahkemenin bu belgeleri resen getirterek değerlendirme zorunluluğu bulunmamaktadır. Eğer ödeme belgeleri davalı belediyece dosyaya sunulmuş, fakat mahkeme değerlendirmemişse o zaman bu hususun bozma nedeni yapılabileceği kanaatine varılmıştır.” denilerek yazılı şekilde karar verilmiştir.
Dairemiz uygulamasına göre ödeme savunması itiraz olarak kabul edilmektedir. Davalı idare tarafından 29.03.2010 tarihli “protokol” isimli belge uyarınca 6.000,00 TL ödeme yapıldığı savunulmaktadır. Dosyaya sunulu olan protokol isimli belgede tükenmez kalemle işaret edilmiş 2.000,00 TL taksitlerden 3 tanesinin ödendiği yazılıdır. Bunun dışında protokol ekinde davacının iddia ettiği tarihlerde savunduğu ödemeleri yaptığına dair muavin defter kaydı sunulmuştur. Davalı kamu kuruluşu olup, ödemeleri kayıtlara tabidir. Davalının ödeme itirazının yerindeliği açıklığa kavuşmamıştır. Bu itibarla mahkeme gerekçesi usul bir tarafa bırakıldığında esasen de yerinde değildir.
b)Bozma kararının 2 numaralı bendi karşısında mahkemece, “Üye listesi, aidat miktarı ve banka hesap numarasının davalı belediyeye bildirilip bildirilmediğinin tam olarak dosyadan anlaşılmamasıdır. Dosyada 1999, 2001, 2002, 2004 ve 2006 yıllarına ait belgelerin davalı belediyeye gönderildiği anlaşılmaktadır.” gerekçesiyle herhangi bir araştırma yapılmadan faiz başlangıçları önceki karar gibi tespit edilmiştir.
Öncelikle bozma öncesi dosyada bu belgelerin tebliğ edildiğine dair belgeler yer almamaktadır. Bozma sonrası dosyaya ibraz edilen davacı taraf dilekçesi ekinde yer alan bildirimlere bakıldığında ise, 2007 ve 2009 yıllarına ait yazıların talep dönemi dışında olduğu, sadece 25.01.2001 tarihli yazı ile 31.10.2002 tarihli yazıların tebliğine ilişkin tebliğ belgeleri yer aldığı, bu yazıların kayıt numaraları ile tebliğ belgesinde yer alan numaranın ise birbirini tutmadığı ya da tebliğ belgesinde kayıt numarasının yer almadığı görülmektedir. Mahkeme gerekçesi yerinde olmadığı gibi bu bozma sebebi dosya kapsamına göre değerlendirilmeden karar verilmesi isabetsizdir.
c) Bozma kararının 3 numaralı bendi karşısında mahkemece, “Bozma nedeni yapılan diğer husus ise zamanaşımı itirazının değerlendirilmemesidir. Davalı belediye ile sendika arasında 29.03.2010 ve 07.06.2012 tarihlerinde iki adet protokol imzalanmıştır. Bu protokollerde davalı belediye açıkça meblağ bildirerek bu borcunu kabul etmiş ve ödeme planı belirtmiştir. Adı geçen protokollerde davalı belediye açıkça miktar belirterek borcunu ikrar etmiştir. İİK m. 68 anlamında borç ikrarı sayılabilecek bu belgeler karşısında zamanaşımı itirazının ileri sürülmesi büyük bir çelişki oluşturmaktadır, ayrıca iyiniyet ve dürüstlük kurallarına aykırılık teşkil etmektedir. Açıklanan nedenlerle zamanaşımı hususunun değerlendirilemeyeceği kanaatine varılmıştır.
Davalı belediye, Mutki Asliye Hukuk Mahkemesinin 2009/41 esas sayılı kararını önce temyiz etmiş daha sonra bu mahkeme kararındaki alacakları kabul ederek protokol imzalamıştır. Davalı belediye önce kararı benimsemeyerek temyiz etmiş; fakat daha sonra kararı benimseyerek kararda belirtilen alacaklar için protokol imzalamıştır. Bu çelişik durum karşısında davalının temyizden feragat ettiğinin , dosyanın Yargıtay’da incelenmesi sırasında protokol yapıldığından temyiz sonucu verilecek karardan feragat ettiğinin, kabul edilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır.” denilerek bozmanın gereği yerine getirilmemiştir.
Öncelikle mahkemenin temyizden feragat saptaması hukuki dayanaktan yoksundur. Temyizden feragat işlemi bu konuda tasarruf yetkisine sahip olan kişi tarafından açık bir beyanla ve Yargıtay ilgili dairesi muhatap alınarak yapılmalıdır. Davalının iradesinin yorumu yoluyla önceki karara ilişkin temyizden feragat ettiği sonucuna ulaşılması yerinde olmadığı gibi, temyiz üzerine dairemizce bozma kararı verildikten sonra bir başka ifadeyle temyiz aşaması sonuçlandıktan sonraki tarihte yapılan bir protokolün nasıl geçmişe etkili olarak temyizden feragat şeklinde mahkemece algılandığı da anlaşılamamaktadır.
Bundan başka bozma nedeni zamanaşımına def'inin değerlendirilmemesine ilişkindir. 29.03.2010 tarihli protokol zamanaşımı def'inden sonra yapılmış olup, mahkemece hüküm altına alınan tutarın atındaki bir miktara ilişkindir. Sözkonusu protokolün geçerliliği bir kenara bırakılacak olunursa protokolde tam bir borç ikrarı bulunmadığından zamanaşımına uğrayan bir borcun sonradan kabul edilmesi ve buna bağlı olarak zamanaşımı def'inden sonradan feragat edilmesi ile zamanaşımı def'inin ileri sürülmesinin hakkın kötüye kullanımı oluşturması durumu mevcut değildir.
Öte taraftan bozma kararından sonra yapıldığı anlaşılan 07.06.2012 tarihli protokole gelindiğinde, davalı taraf kamu kuruluşu olup, borç altına girmesi ve kendisini bağlayıcı işlemlerde bulunması belirli kurullardan karar alınmasına ve yine belirli prosedürlerin yerine getirilmesine bağlıdır. Bu noktada sözkonusu protokolün geçerliliğinin araştırılması zorunludur. Şu halde mahkemece öncelikle yapılacak iş 07.06.2012 tarihli protokolün geçerli olup olmadığının tespiti ile geçerli ise protokolün içeriğinin değerlendirilerek zamanaşımının kesilip kesilmediğinin belirlenmesidir.
Yukarıdaki açıklamalar ışığında konu değerlendirildiğinde;
Mahkeme tarafından bozma sonrası yapıldığı anlaşılan protokolün geçerliliği araştırıldıktan sonra geçerli olduğu sonucuna ulaşılırsa içeriği değerlendirilip zamanaşımını kesip kesmediği saptandıktan sonra tam bir borç ikrarının bulunduğu kabul edilirse buna göre karar verilmelidir. Ancak bu halde önceki bozmanın 2 numaralı bendindeki gerekli araştırma yapılarak faiz başlangıç tarihleri belirlenmelidir.
Protokolün geçerli olmadığı sonucuna ulaşılırsa ise bozma sebeplerinin gereği yerine getirilerek davacının talebi hakkında karar verilmelidir.
Eksik inceleme, hatalı nitelendirme ve değerlendirme ile usul ve esasa aykırı olarak verilen kararın yeniden bozulması gerekmiştir.
Sonuç:
Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebeplerden BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 06.12.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.