MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : ALACAK
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı vekili, müvekkili işçinin kıdem tazminatı, fazla sürelerle çalışma ve fazla çalışma ücreti, hafta tatili ücreti ile ilave tediye alacaklarının hüküm altına alınmasını talep etmiştir.
Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, toplanan deliller ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davanın kısmen kabulüne dair verilen 09/12/2013 tarihli karar, davalı vekilinin temyizi üzerine (Kapatılan) 7. Hukuk Dairesi’nin 08/04/2015 tarihli ilamıyla, fazla çalışma ücreti alacağı yönünden bozulmuştur. Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda, davanın kısmen kabulüne dair verilen 30/12/2015 tarihli karar ise, taraflar vekillerinin temyizi üzerine, Dairemizin 07/02/2017 tarihli ilamıyla, fazla sürelerle çalışma ve fazla çalışma ücreti alacağı yönünden bozulmuştur. 07/02/2017 tarihli bozma ilamına da uyma kararı verilerek devam edilen yargılama sonucunda, yazılı gerekçeyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1-Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2-Taraflar arasında çözülmesi gereken uyuşmazlık, davalı vakfın 6772 sayılı Kanun’un 1. maddesi kapsamında değerlendirilerek davacıya ilave tediye ödemesi yapılıp yapılmayacağı noktasındadır.
İlave tediye alacağının kapsamı, yararlanacaklar, yararlanma şartları, miktarı ve ödeme zamanı 6772 sayılı Kanun ile düzenlenmiştir. Kanun'un 1. maddesinde Devlet ve ona bağlı kurumların hangileri olduğu, ayrıca yararlanacak kişiler açıkça belirtilmiştir.
Buna göre, Devlete ve ona bağlı olmak üzere,
a-Genel, katma ve özel bütçeli daireler,
b-Sermayesi değişen kurumlar,
c-Sermayesinin yarısından fazlası Devlete ait olan şirket ve kurumlar ve bunlara bağlı kuruluşlar,
d-Belediyeler ve belediyelere bağlı kuruluşlar,
e-3460 ve 3659 sayılı Kanun kapsamına giren, sermayesinin tamamı Devlete ait olan veya bu sermaye ile kurulan iktisadi Devlet kuruluşları,
f-Diğer kurum, banka ve ortaklıklar kanun kapsamındadır.
3460 sayılı Kanun bugün itibari ile yürürlükte olan bir kanun değildir. 3659 sayılı Kanun ise banka ve Devlet kurumlarında çalışan memurların aylıkları ile ilgili düzenleme getirmiş ve halen yürürlüktedir. Bu Kanun’un 1. maddesinde, kapsama dahil kurumlar daha ayrıntılı açıklanmıştır.
Davalı vakfın, 6772 sayılı kanun kapsamında bulunup bulunmadığının değerlendirilmesine gelince;
3294 sayılı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanunu hükümlerine istinaden Kanun'un amacına uygun faaliyet ve çalışmalar yapmak ve ihtiyaç sahibi vatandaşlara nakdî ve aynî yardımda bulunmak üzere her il ve ilçede Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları kurulmuştur. 3294 sayılı Kanun'un 5263 sayılı Kanun’un 19. maddesi ile değişik 7. maddesinin 1. fıkrasında, "...Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları kurulacağı," 3. fıkrasında ise "Vakıf senetlerinin mahallin en büyük mülki amiri tarafından Medeni Kanun hükümlerine göre tescil ettirileceği" belirtilmiştir. 5737 sayılı Vakıflar Kanunu'nun 4. maddesine göre de "Vakıflar özel hukuk tüzel kişiliğine sahiptir." ...'nın 123. maddesinin 3. fıkrasında "Kamu tüzel kişiliği, ancak kanunla veya kanunun açıkça verdiği yetkiye dayanılarak kurulur." hükmü mevcuttur. Görüldüğü üzere, kanun koyucunun Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarına bilinçli olarak "kamu tüzel kişiliği" vermediği, Türk Medeni Kanunu hükümlerine göre kurulmasını ve özel hukuk hükümlerine göre faaliyet göstermesini istediği açıktır.
Öte yandan, 3294 sayılı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanunu'nun 8. maddesinde vakfın gelirleri belirtilmiş olup, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonundan ayrı bir tüzel kişiliğe sahip olan Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarının gelirlerinin, sadece fondan aktarılan paydan oluşmadığı, bunun yanında, işletme ve iştiraklerden elde edilecek gelirlerden ve diğer gelirlerden oluştuğu anlaşılmaktadır.
Bu açıklamalar ve kanuni düzenlemeler ışığında, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarının özel hukuk tüzel kişisi olduğu, kuruluş amacı ve mali yapısı itibariyle kamu kurumlarından farklı nitelikte olduğu ve bu bağlamda 6772 sayılı Kanun'un 1. maddesi kapsamına girmeyeceği açıktır. Anılan sebeple, davacının ilave tediye alacağına yönelik talebi reddedilmelidir. Her ne kadar, mahkemece bozma öncesi verilen ilk hükümde, ilave tediye alacağı kabul edilmiş ve bu yön (Kapatılan) 7. Hukuk Dairesi’nce tesis edilen 08/04/2015 tarihli ilamda bozma sebebi yapılmamış; ayrıca usulü kazanılmış hak ilkesi gözetilerek Dairemizce tesis edilen 07/02/2017 tarihli bozma ilamında da ilave tediyeye yönelik kabul bozma sebebi yapılmamış ise de; 09/06/2017 tarihli 2016/3 esas ve 2017/4 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu kararında, Sosyal Dayanışma ve Yardımlaşma Vakıflarının özel hukuk tüzel kişiliğine sahip oldukları kabul edilmiştir. Söz konusu içtihadı birleştirme kararı, usulü kazanılmış haklara bakılmaksızın, mahkemelerde ve Yargıtay’da görülmekte bulunan bütün işlere uygulanmalıdır. Sonradan çıkan içtihadı birleştirme kararının varlığı karşısında, usulü kazanılmış hak iddiası ve itirazında bulunulması mümkün değildir. Bu halde, ilave tediye alacağı talebinin reddine karar verilmesi gereklidir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 31/10/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.