BÖLGE ADLİYE
MAHKEMESİ : ... 5. Hukuk Dairesi
DAVA TÜRÜ : MERKEZ YÖNETİM KURULU KARARI İPTALİ VE KAYYIM TAYİNİ
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili, davalı sendikanın, sağlık ve sosyal hizmetler kolunda faaliyet gösteren ve bu hizmet kolundaki yetkili sendika olduğunu, müvekkilinin ise daha önce ...- Sen'in ... Şube başkan vekili iken şu anda başkan yardımcısı görevinde olduğunu, 2014 Temmuz ayında gerçekleştirilen ... şubesi 4. olağan genel kurulunda göreve gelen yönetim kurulunun, birlik ve beraberlik içinde ... ve ... sendikal ilke ve hedefleri doğrultusunda önemli çalışmalar yürüttüğünü, ancak, şube başkanının 7 Haziran 2015 tarihindeki milletvekili genel seçiminde milletvekili adaylığı için şube başkanlığından ve kamu görevinden yasal zorunluluk nedeniyle ayrıldığı ve sonrasında yedek üyenin göreve daveti ve yönetim kurulunun kendi içerisinde görev dağılımı yaptığı tarihten bu yana şube yönetim kurulunda birtakım gruplaşma ve bölünmeler meydana geldiğini, bu gruplaşma ve bölünmeler neticesinde, sendikal hizmetlerin sunumunda, sendika ve şube yönetiminden beklentilerin karşılanmasında sendikal amaçlarla örtüşmeyen durumların ortaya çıktığını, 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanunu ile...'in tüzüğünde yer verilen amir hükümlere uygun olmayan çalışma yöntemi, işleri ve işleyişiyle...'in ... özelinde sağlık çalışanları nezdinde sahip olduğu sendikal itibarı taşıyamadığını ve zedelediğini, 29/07/2016 tarihli denetleme raporunda sendikal amaçlara aykırı birtakım faaliyetlerin mevcudiyetinin ortaya çıktığını, mevcut şube başkanının görevi devralmasından sonra yönetim kurulu üyeleri arasında gelişen şiddetli geçimsizliğin tüm uyarılara rağmen devam ettiğini, sağlık hizmeti sunan kamu görevlilerinin ortak hak ve menfaatlerini korumak ve arttırmak noktasında faaliyet göstermesi gereken şube yönetiminin kendi içinde ortaklık kurmama tavrı karşısında, sendikal faaliyetlerden, üretilmesi gereken kamuoyu baskısından, farkındalık oluşturma çabalarından bahsetmenin mümkün olmadığını, tüm bu açıklanan sebeplerle 09/06/2016 tarihinde düzenlenen genel kurul toplantısında yeterli sayıda dilekçeyle olağanüstü genel kurul toplantısı talep edildiğini, zira şube yönetim kurulu sendikal amaçları gözetmediğinden yeniden seçime gidilmesi gerektiğini, ancak davalı sendika yönetim kurulu, ... şubesi genel kurulunun olağanüstü toplanması için gerekli tüm hukuki ve maddi olgular gerçekleşmesine rağmen, yetkisini kötüye kullanarak şube genel kurulunu olağanüstü toplantıya çağırmadığını ve sendikal gücünü delegeler üzerinde baskı aracı olarak kullandığını, bu sebeple 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’nun 12. maddesinin 6. fıkrası uyarınca, mevcut ... şube yönetim kuruluna işten el çektirilmesi, kanun ve tüzük hükümlerine göre en kısa sürede genel kurulu toplamak ve yeni ... şube yönetim kurulu seçilinceye kadar sendika ... şubesini yönetmekle görevli olmak üzere kayyım atanması gerektiğini, diğer yandan sendika merkez yönetim kurulunun, yönetimsel yetkilerini kötüye kullanarak ... şubesini 1, 2 ve 3 nolu olmak üzere çeşitli şubelere bölerek delegelerin gücünü azalttığını, bu işlemin de kanuna karşı hile kullanılmak suretiyle yapıldığını ileri sürerek ... şube yönetim kuruluna işten el çektirilerek olağanüstü genel kurulu toplamak üzere şubeye kayyım tayinine ve yeni şubeler açılması işleminin iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili, dava dilekçesinde belirtilen iddia ve beyanların hukuka ve hakkaniyete aykırı olup gerçeği yansıtmadığını, davanın yetkisiz mahkemede açıldığını, aynı konuya ilişkin ... İş Mahkemesinde de dava görülmekte olduğundan derdestlik itirazlarının bulunduğunu, davacının...soruşturmaları kapsamında açığa alındığını ancak ihraç edilip edilmediği bilinmediğinden bu hususun da araştırılması gerektiğini, davacının sendikayı maddi bir kaynak olarak gördüğünü, müvekkili sendika tarafından ...’de şube sayısının artırılmasının sendikal zorunluluktan kaynaklandığını savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti:
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
İstinaf Başvurusu :
İlk Derece Mahkemesinin kararına karşı, davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesi Kararının Özeti :
Bölge Adliye Mahkemesince, davanın “sendika üyeliğinin tespiti” istemine ilişkin olduğu belirtildikten sonra, somut gerekçe ifade edilmeksizin aynen “Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, İlk Derece Mahkemesi hakiminin objektif, dosyadaki verilerle çelişmeyen tespitlerine ve uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına göre, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 355. maddesi uyarınca istinaf sebepleriyle sınırlı olarak ve resen kamu düzeni yönünden yapılan inceleme sonucu; İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla, davacı tarafın yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine” karar verilmiştir.
Temyiz:
Bölge Adliye Mahkemesinin kararına karşı, davacı vekili temyiz başvurusunda bulunmuştur.
Gerekçe:
Bölge Adliye Mahkemesi kararında yer alması gereken hususlar 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 359. maddesinde belirtilmiştir. Maddeye göre, “Tarafların iddia ve savunmalarının özeti”, “İlk derece mahkemesi kararının özeti”, “İleri sürülen istinaf sebepleri” ve “Taraflar arasında uyuşmazlık konusu olan veya olmayan hususlarla bunlara ilişkin delillerin tartışması, ret ve üstün tutma sebepleri, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebep” bölge adliye mahkemesi kararında yer alması gereken zorunlu hususlardandır.
Buna göre kararda, tarafların iddia ve savunmalarının özetinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla, bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin birer birer, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.
Gerekçe, mahkemenin tespit etmiş olduğu maddi vakıalar ile hüküm fıkrası arasında bir köprü görevi yapar. Gerekçe bölümünde hükmün dayandığı hukuki esaslar açıklanır. Mahkeme, tarafların kendisine sundukları maddi vakıaların hukuki niteliğini (hukuk sebepleri) kendiliğinden araştırıp bularak hükmünü dayandırdığı hukuk kurallarını ve bunun nedenlerini gerekçede açıklar.
Üst mahkeme de, bir hükmün hukuka uygun olup olmadığını ancak gerekçe sayesinde denetleyebilir. Taraflar da ancak gerekçe sayesinde haklı olup olmadıklarını daha iyi anlayabilirler. Bir hüküm, ne kadar haklı olursa olsun, gerekçesiz ise tarafları doyurmaz. (Kuru, Baki/ Arslan, Ramazan/ Yılmaz, Ejder: 6100 sayılı HMK’na Göre Yeniden Yazılmış Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı , ... 2011, s.472)
...’nın 141. maddesi gereğince bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olması gereklidir. Gerekçenin önemi Anayasal olarak hükme bağlanmakla gösterilmiş olup, gerekçe ve hüküm birbirine sıkı sıkıya bağlıdır.
Kanunun aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de, sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir. Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtayın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için, ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş; hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur.
Nitekim, 07/06/1976 gün ve 3/4-3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde yer alan “Gerekçenin ilgili bilgi ve belgelerin isabetle takdir edildiğini gösterir biçimde geçerli ve yasal olması aranmalıdır. Gerekçenin bu niteliği kanun koyucunun amacına uygun olduğu gibi, kararı aydınlatmak, keyfiliği önlemek ve tarafları tatmin etmek niteliği de tartışma götürmez bir gerçektir.” şeklindeki açıklama ile de aynı ilkeye, vurgu yapılmıştır.
Diğer taraftan, kararların gerekçeli olması, davanın taraflarının mahkeme kararının dayanağını öğrenerek mahkemelere ve genel olarak yargıya güven duymalarını sağladığı gibi, tarafların kanun yoluna etkili başvuru yapmalarını mümkün hale getiren en önemli faktörlerdendir. Gerekçesi bilinmeyen bir karara karşı gidilecek kanun yolunun etkin kullanılması mümkün olmayacağı gibi bahsedilen kanun yolunda yapılacak incelemenin de etkin olması beklenemez.
Açıklanan hukuki olgular karşısında belirtmek gerekir ki, somut uyuşmazlıkta, Bölge Adliye Mahkemesi kararı, gerekçesiz ve yukarıda ayrıntılı olarak belirtilen zorunlu unsurları içermediğinden, 6100 sayılı Kanun’un 359. maddesine aykırı olarak tesis edilmiştir. Diğer taraftan, kararda belirtilen dava türü de dosya içeriği ile örtüşmemektedir. Bu itibarla, anılan hususlar gözetilmeksizin yazılı şekilde tesis edilen Bölge Adliye Mahkemesi kararı usul ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç:
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının yukarıda yazılı sebeplerle BOZULMASINA, dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, bozma sebebine göre sair hususların bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 19/10/2017 tarihinde oybirliğiyle kesin olarak karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy