(6100 S. K. m. 29, 105, 106, 107, 108, 109, 119)
Dava: Davacı, kıdem, ihbar tazminatı alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, davanın açılmamış sayılmasına karar vermiştir.
Hüküm süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi H. Ö. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, 2000,00 TL kıdem tazminatı, 400,00 TL ihbar tazminatı olmak üzere toplam 2.400,00 TL'nin davalıdan tahsil edilmesine karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, davacının talep ettiği alacak miktarlarını belirsiz alacak davası gibi açtığını, davanın zamanaşımına uğradığını, davacının iş sözleşmesinin haklı sebeple feshedildiğini ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, taraflar arasında çekişme konusu olmayan çalışma süreleri ve ücret seviyesi üzerinden, kıdem ve ihbar tazminatlarının ve izin ücretinin hesap şeklinin 4857 sayılı Kanunda açık bir şekilde belirtildiğini, dava dilekçesinin talep sonuç kısmında tam alacak miktarının belirtilmediğini, dava dilekçesinin içeriği ve niteliği (eda davası) ile talep sonucu (kısmi davası gibi düzenlenmiş bir talep sonuç) arasında çelişki bulunduğundan davacıya çelişkiyi gidererek eksikliği tamamlaması, davacının eda davasına konu ettiği alacak miktarını tam olarak bildirmesi ve talep sonucunu açık bir şekilde belirtmesi, bu durumda talep dava değerinin artması halinde eksik harcın tamamlanması için tensip tutanağı ara kararı ile verilen süre içerisinde eksikliğin giderilmediği, eda davası açılması gereken davalarda kısmi eda davası veya belirsiz alacak davası açılmasında hukuki yarar olmadığı gerekçesi ile davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'ndan farklı olarak 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda dava çeşitleri 105. ila 113. maddelerinde düzenlenmiş, eda davası (m. 105), tespit davası (m.106) ile belirsiz alacak ve tespit davası (m.107), inşai dava (m.108), kısmi dava (m.109) ayrı ayrı maddelerde gösterilerek farklılıkları belirtilmiştir.
Belirsiz alacak davası özellikle, zararın baştan belirlenemediği, ancak bir incelemeden sonra tam olarak tespiti mümkün olan tazminat istemlerinde söz konusu olabilir. Belirsiz alacak davası açılması halinde alacaklı tüm miktarı belirtmese dahi, davanın başında hukuki ilişkiyi somut olarak belirtmek ve tespit edebildiği ölçüde asgari miktarı göstermesi gerekir (m. 107).
Kısmi dava da, 6100 sayılı HMK.'un 109. maddesinde tanımlanmıştır. Maddenin birinci fıkrasına göre "Talep konusunun niteliği itibarıyla bölünebilir olduğu durumlarda, sadece bir kısmı da dava yoluyla ileri sürülebilir". İkinci fıkrasına göre ise "Talep konusunun miktarı, taraflar arasında tartışmasız veya açıkça belirli ise kısmi dava açılamaz". Bu çerçevede doktrinde de talep konusu taraflar arasında tartışmasız veya açıkça belirlenebilir ise kısmi dava açılamayacağı açıkça belirtilmiştir (Pekcanıtez/Atalay/Özekes: Medeni Usul Hukuku, 13. Bası, Ankara, 2012, s. 405 vd.).
Diğer taraftan Kanunun 119. maddesinde, dava dilekçesinde bulunması gereken hususlar sayılmış ve açık bir şekilde talep sonucunun da bulunacağı belirtilmiştir. Maddenin ikinci fıkrasında ise talep sonucunun açık olmaması halinde hakimin davacıya talebini açıkça belirlemesi için bir haftalık süre vermesi gerektiği düzenlenmiştir.
Mahkeme kararında da belirtildiği üzere, alacağın belirli veya belirlenebilir olduğu durumlarda belirsiz alacak davası açılamaz ve belirsiz alacak davasının sağladığı usûli imkânlardan yararlanılamaz. Belirsiz alacak davası, ancak davacının davanın açıldığı tarihte alacağın miktar yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyemediği, bunu kendisinden beklemenin mümkün olmadığı ya da imkânsız olduğu durumlarda söz konusu olacaktır (HMK m. 107/1). Bu durumlarda dahi, hukuki ilişkinin ve belirlenebilen asgari miktarın ya da değerin gösterilmesi zorunludur (H. Pekcanıtez/O. Atalay/M. Özekes, Medeni Usul Hukuku, 13. Bası, Ankara 2012, s. 370 vd.; H. Pekcanıtez, Belirsiz Alacak Davası, Ankara 2011, s. 47-49).
6100 sayılı HMK ile birlikte, yukarıda belirtilen çerçevede belirsiz alacak davası açma imkânı tanınarak belirsiz alacaklar bakımından hak arama özgürlüğü genişletilmiş; bununla bağlantılı olarak da hukuki yarar bulunmadan kısmi dava açma imkânı sınırlandırılmakla birlikte, tamamen kaldırılmamıştır. Bir yandan, HMK m. 109'da, haktan açıkça feragat edilebileceği şeklindeki temel maddi hukuk ilkesinden hareketle, kısmi dava açılırken fazlaya ilişkin hakları saklı tutma şeklindeki uygulamaya son verilmesi, bu veya buna benzer bir ibare kullanılmadığında haktan feragat edilmiş sayılacağı yönündeki uygulamanın önüne geçilmesi amaçlanmış; ancak, diğer yandan da hukuki yararı olmadan kısmi dava açılması engellenmek istenmiştir. Böylece uygulamada bazen başvurulduğu üzere kısmi davanın amacı dışında kullanılmasının önüne geçecek düzenleme yapılmıştır (HMK m. 109'un Hükümet Gerekçesi).
Zaman zaman, HMK ile birlikte kabul edilen belirsiz alacak davası ile kısmi davaya ilişkin yeni düzenlemedeki sınırın tam olarak tespit edilemediği, birinin diğeri yerine kullanıldığı görülmektedir. Oysa bu iki davanın amacı ve niteliği ayrıdır. Alacak, belirli veya belirlenebilir ise, belirsiz alacak davası açılamaz; ancak şartları varsa kısmi dava açılması mümkündür. Fakat HMK, kısmi dava açmak bakımından daha ciddi değerlendirme yapılmasını gerektiren bir düzenleme getirmiştir.
Belirsiz alacak davası ile kısmi dava birlikte değerlendirildiğinde, eğer alacak belirli veya belirlenebilir nitelikte ise, tam veya kısmi şekilde belirsiz alacak davası açarak, bu davanın sağladığı imkânlardan yararlanmak mümkün değildir. Ancak, Kanunun kısmi dava açma ./..
İmkânını sınırlamakla birlikte tamamen ortadan kaldırmadığı da gözetildiğinde, belirli alacaklar için, belirsiz alacak davası açılamasa da, şartları oluştuğunda ve hukuki yarar bulunduğunda kısmi dava açılması mümkündür. Aksi halde, sadece ya belirsiz alacak davası açma veya belirli tam alacak davası açma şeklinde iki imkândan söz edilebilir ki, o zaman da kısmi davaya ilişkin HMK m. 109'daki hükmün fiilen uygulanması söz konusu olamayacaktır. Çünkü, belirsiz alacak davasında zaten belirsiz alacak davasının sağladığı imkânlardan yararlanarak dava açılabilecek; şayet alacak belirli ise de, o zaman sadece tam eda davası açılabilecektir. Oysa kanun koyucunun abesle iştigal etmeyeceği prensibi gereği, HMK m. 109'da kısmi davaya ilişkin düzenleme yapıldığı düşünülerek ve Kanundaki sınırlamalara dikkat edilerek kısmi dava açılabilecektir. Buradaki temel ölçü, kısmi dava açmakta hukuki yararın bulunması ve Yargıtay kararlarında da belirtildiği üzere, kısmi dava açma hakkının dürüstlük kuralına aykırı şekilde kötüye kullanılmamasıdır. Şüphesiz ki, HMK'nın kabulünden sonra, gerek 29. maddenin açık hükmü gerekse 109. maddenin 2. fıkrasındaki düzenleme gereği, kısmi dava açılması halinde hukuki yararın, özellikle dürüstlük kuralı çerçevesinde daha sıkı gözetilmesi gerekli ve zorunludur. Örneğin, aslında tümünün kaynağı ve hesaplanma esasları Kanunda belirtilmiş olmasına rağmen, işçilik haklarından kaynaklanan alacakları küçük parçalara bölerek veya işveren tarafından da kabul edilen miktarlar söz konusu iken, buna rağmen kısmi dava açılması gibi hallerde, kısmi dava açılmasında hukuki yarar bulunmadığı açıktır. Şüphesiz her somut olaya ayrıca değerlendirme yapmak gerekecektir.
Bu noktada şu da açıklığa kavuşturulmalıdır ki, dava dilekçesinde davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığı anlaşılıyor, ancak alacak gerçekte belirli bir alacaksa, davacıya herhangi bir süre verilmeden hukuki yarar yokluğundan davanın reddi yoluna gidilmelidir. Çünkü, alacak belirli iken, böyle bir davanın açılmasına Kanun izin vermemiştir. Böyle bir durumda, belirsiz alacak davası açmakta hukuki yarar yokluğundan dava reddedilmeli, ek bir süre verilmemelidir. Zira, burada talep açıktır, bu sebeple m. 119/1-ğ'nin uygulanarak süre verilmesi mümkün değildir; aslında açılmaması gerektiği halde belirsiz alacak davası açılmış olduğundan, bu konudaki eksiklik de süre verilerek tamamlanamayacağından, dava hukuki yarar yokluğundan reddedilmelidir. Buradaki hukuki yarar, sonradan tamamlanacak nitelikte bir hukuki yarar değildir. Çünkü, dava açıldığında o sırada mevcut olmayan hukuki yarar, bunun da açıkça mahkemece bilindiği bir durumda, tamamlanacak bir hukuki yarar değildir. Aksinin kabulü, aslında açık olan talep sonucunun süre verilerek davacı tarafından değiştirilmesi ve bulunmayan hukuki yararın sağlanması için davacıya ek imkân sağlanması anlamına gelecektir ki, buna usûl bakımından imkân yoktur, böyle bir durum taraflar arasındaki eşitlik ilkesine de aykırı olacaktır (H. Pekcanıtez/O. Atalay/M. Özekes, Medeni Usul Hukuku, 13. Bası, Ankara 2012, s. 383). Bunun yanında, şayet açılan davada asgari bir miktar gösterilmişse ve bunun alacağın bir bölümü olduğu anlaşılmakla birlikte, belirsiz alacak davası mı yoksa belirli alacak olmakla birlikte kısmi dava mı olduğu anlaşılamıyorsa, bu durumda HMK m. 119/1-ğ'nin aradığı şekilde açıkça talep sonucu belirtilmemiş olacaktır. Talep, talep türü ve davanın niteliği açıkça anlaşılamıyorsa, talep muğlaksa, m. 119/2 gereğince, davacıya bir haftalık kesin süre verilerek talebinin belirsiz alacak davası mı, yoksa kısmi dava mı olduğu belirtilmesi istenmelidir. Verilen bu süreden sonra, davacının talebini açıklamasına göre bir yol izlenmelidir. Eğer talep, davacı tarafından belirsiz alacak davası şeklinde açıklanmış olmakla birlikte, gerçekte belirsiz alacak davası şartlarını taşımıyorsa, o zaman yukarıdaki şekilde hareket edilmeli, hukuki yarar yokluğundan dava reddedilmelidir. Açıklamadan sonra talep belirsiz alacak davası şartlarını taşıyorsa, bu davanın sonuçlarına göre, talep kısmi davanın şartlarını taşıyorsa da kısmi davanın sonuçlarına göre dava yürütülerek karar verilmelidir.
Tüm bu hususlar somut olay bakımından birlikte değerlendirildiğinde, davaya konu işçilik alacakları bakımından Mahkeme kararında da belirtildiği üzere belirsiz alacak davası açılması söz konusu olmayacaktır. Ancak, somut olaydaki durumda kısmi dava açılması mümkündür. İş sözleşmesinin feshinden kaynaklanan ya da iş sözleşmesine aykırılıktan doğan işçilik alacaklarına yönelik davaların kısmi dava konusu yapılması, her somut olayın özelliği dikkate alınmak ve yukarıda belirtilen şartları taşımak kaydıyla kural olarak mümkündür. Somut olayda, dosya içeriğine ve özellikle dava dilekçesinin kapsamına göre, davacının kısmi dava açtığı, bu noktada talep sonucunun açık olduğu anlaşılmaktadır. Davacı, kısmi de olsa, talep ettiği rakamı belirtmiş bulunmaktadır. Diğer yandan, davacının ıslah hakkını saklı tuttuğunu özellikle belirtmiş olması da bu sonucu doğrulamaktadır. Davacı, talep sonucunu açıkça belirtmiş olduğundan HMK'nun 119. maddesinin 2. fıkrası gereğince, tamamlanması gereken bir eksiklikten söz edilemeyecektir. Somut olayda kısmi dava açma hakkını sınırlandıran HMK 109/2 maddesi koşullarının bulunmadığı da anlaşılmaktadır. Mahkemece, yapılan tespitler genel olarak doğru olmakla birlikte, somut olaydaki talep ve dosya içeriğine göre davanın kısmi dava olduğu ve kısmi istekle dava açılmasına yasal engel bulunmadığı gözetilmeden işin esasına girilerek oluşacak sonuç dairesinde karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile açılmamış sayılmasına karar verilmesi hatalı olup bozma nedenidir.
Sonuç: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmasına, bozma sebebine göre davacının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 31.12.2012 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy