(2004 S. K. m. 20, 142, 168, 235) (6100 S. K. m. 50, 51, 53, 114, 115)
Taraflar arasındaki sıra cetveline itiraz davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde dahili davalı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
Davacı vekili, davalı borçlu ......'in ilaç alımından kaynaklanan borcu ile ilgili ihtiyati haciz kararı alınarak 27.02.2004 tarihinde Bursa 1. İcra Müdürlüğü'nün 2014/2291 Esas sayılı dosyası ile aleyhine icra takibine girişildiğini, Sosyal Güvenlik Kurumundan olan alacağına Bursa 16. İcra Müdürlüğü'nün 2014/44 E. sayılı dosyası ile 24.02.2014 tarihinde, İstanbul 12. İcra Müdürlüğü'nün 2014/8609 E. sayılı dosyası ile 26.02.2014 tarihinde haciz konulduğunu, ancak, Bursa 16. İcra Müdürlüğü'nün 2014/44 Esas sayılı dosya alacaklısı davalı ......'ce üç adet çeke dayalı olarak takip yapıldığını ve borçlunun SGK alacağına haciz konulduğunu, çeklerden alacaklı ......'in ticaret sicilinde medikal malzeme ticareti yaptığı hususunda 20.12.2013 tarihinde tescilinin yapılmış olduğunu, söz konusu çeklerin ticari faaliyete başlamadan önceki tarihlere ait olduğunu, bu nedenle davalı ile aralarında gerçek bir ticaretin olamayacağını, davalı ......'in ticari faaliyet adresi olarak gösterdiği adreste herhangi bir faaliyetinin olmadığını, dosyaya ibraz ettiği faturalara göre Ecz. ......'e, 10 gün içerisinde 132.500 adet accucheck (Şeker ölçüm cihazı) sattığının göründüğünü, bir eczacı ile medikal firması arasında, bu kadar büyük miktarda satışın olmasının mümkün olmadığını, eczanede yapılan haciz sırasında, bu mallara ilişkin bir tespitin yapılamadığını, en büyük firmalardan birisi olan müvekkilinin bir yıl içerisinde bu cihazdan sadece 114 adet sattığını, Bursa genelinde bu cihazdan toplam en fazla 500 adet satılabileceğini, davalının ödeme güçlüğüne düşmesi nedeni ile davalı ...... ile işbirliği yaparak Bursa 16. İcra Müdürlüğü'nün 2014/44 Esas sayılı dosyası ile, SGK'dan alacağına haciz uygulandığını, bu haciz işleminde araç ve tapu kayıtlarına haciz talep edilmediğini, işyeri ile ev adresine gidilmediğini, takibin hileli ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek, Bursa 16. İcra Müdürlüğü'nün 2014/44 E. sayılı dosyasından yapılan sıra cetvelinin muvazaa sebebi ile iptali ile, 1. sırada bulunan Bursa 16. İcra Müdürlüğü'nün dosyasının sıra cetvelinden çıkarılmasını, 2. sırada bulunan İstanbul 12. İcra Müdürlüğü'nün 2014/8609 E. sayılı dosyasının 1. sıraya alınmasını, kendilerinin de 2. sıraya alınmasını talep ve dava etmiştir.
Davalılar ...... ve ......, davaya cevap vermemiştir.
Davalı ......'in alacağının bir kısmını temlik olan ......, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre; ...... tarafından icra dosyasına sunulan faturaların, 03.12.2013 tarihinden başladığı, birer gün ara ile bazı günlerde iki defa aynı kişiye, aynı malın satıldığı, yapılan satışa ilişkin dosyada malın teslimini gösterir imzalı irsaliye koçanı veya malın teslimine ilişkin herhangi bir belgenin davalı tarafından sunulamadığı, bir ticari işlemde faturanın tek başına mal satışı yapıldığının kanıtı sayılamayacağı, 10 adet fatura ile yüksek bedellerle yapılan mal satışlarında teslim belgesinin olmaması ve taşıma şeklinin belirlenememesi nedeniyle davalı ......'in dava konusu 132.500 adet accucheck isimli cihaz/malları diğer davalı ......'e satıp teslim ettiğini yazılı delillerle kanıtlayamadığı, talebi üzerine, ......'in işyerinde Bursa 1. İcra Müdürlüğü'nün 2014/2291 Esas sayılı dosyasında eczanede yapılan haciz işleminde, diğer davalı ......'in sattığını iddia ettiği mallara rastlanmadığı, davalı ......'in de ticari defter ve belgelerini dosyaya ibraz etmeyerek bu mallara ilişkin alım ve satım hareketinin ticari defterlerdeki kayıtlarının incelenmesini engellemeye çalışmasının davalı ......'den accucheck cihazı alımının gerçek olmadığını gösterdiği, dahili davalı ......'ın, davalı ......'in, Bursa 16. İcra Müdürlüğü'nün 2014/44 Esas sayılı dosyası ile alacaklı olduğu 2.500.000.00 TL tutarındaki alacağını fer'ileri ile birlikte 18.04.2014 tarihinde temlik aldığı, ancak dosyaya, buna ilişkin mal alım satımından kaynaklanan bir ticari ilişkiyi gösterir belge veya dökümanın sunulamadığı, ......'in diğer davalı eczacıya 132.500 adet sattığını iddia ettiği (Accucheck) adlı cihazın, eczanelerde yıllık 10-20 adet civarında satılabildiği, bu miktarda bir cihaza bir eczane veya medikal firmasının finansman ayırarak depolamasının ticari hayata ve hayatın olağan akışına aykırı olduğu, ayrıca bu tip cihaz satışlarında faturada cihazın marka ve menşeinin mutlaka belirtilmesi gerektiği, satışın gerçek satış olması halinde davalı ......'in basiretli bir tacir gibi bu cihazlardan fiyat teklifi alarak buna göre değerlendirme yaparak diğer davalı ......'den satın alması gerektiği, ticaretin seyrine göre ani bir kararla bu miktarda bir mal alımının bir veya bir kaç yerden fiyat teklifi alınmadan satın alınmış olmasının ticari teamüllere de aykırı olduğu; ...... ile ...... arasındaki alım satım işleminin gerçek olmadığı, bu itibarla; Bursa 16. İcra Müdürlüğü'nün 2014/44 Esas sayılı takip dosyasında 24.03.2014 tarihli olarak düzenlenen sıra cetvelinde 1. sırada bulunan alacak doğurucu işlemin muvazaalı olup alacaklılardan mal kaçırma gayesiyle icra takibinde bulunulduğu gerekçesiyle; davalı ...... ve dahili davalı ......'a karşı açılan davanın kabulüne, diğer davalı ......'e karşı açılan davanın ise pasif husumet ehliyeti yokluğundan reddine karar verilmiştir.
Karar, temlik alan vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dava, muvazaa nedenine dayalı sıra cetveline itiraza ilişkindir.
İİK'nın 142/1. maddesi hükmüne göre, "Cetvel suretinin tebliğinden yedi gün içinde her alacaklı takibin icra edildiği mahal mahkemesinde alakadarlar aleyhine dava etmek suretiyle cetvel münderecatına itiraz edebilir." Anılan hükümde yer alan "alakadarlar" ifadesi, kural olarak borçluyu değil, şikayet eden alacaklıdan sıra itibariyle önce olan ve kendisine pay ayrılan alacaklıları ifade eder. Şikayet, kural olarak şikayet edene göre sıra cetvelinde öncelikli olan ya da aynı derecede hacze iştirak eden alacaklılara, diğer anlatımla kendine pay ayrılan ve şikayet sonucundan etkilenecek olan alacaklılara yöneltilmelidir. Somut olayda, şikayete konu sıra cetvelinde ......'e pay ayrılmadığından ve borçlu ......'in de alacaklı sıfatı bulunmadığından, şikayetçinin adı geçenler aleyhinde şikayette bulunmasında hukuki yararı bulunmamaktadır.
Öte yandan, 6100 sayılı HMK'nın dava şartlarını düzenleyen 114/1-d maddesindeki dava ehliyeti, fiil ehliyetinin medeni usûl hukukunda büründüğü şeklidir. Fiil ehliyetine sahip olan bütün gerçek ve tüzel kişiler dava ehliyetine de sahiptir.
Aynı Kanun'un 114/1-e maddesindeki dava takip yetkisi, davada taraf olan kişinin o davayı kendi adına yürütebilme ve talep sonucu hakkında kendi adına hüküm alabilme yetkisidir (HMK md. 53). Sözü edilen kurum, şeklî taraf kuramının kabulünün sonucu olarak ortaya çıkmış ve sözü edilen kuramı tamamlamak amacıyla geliştirilmiştir. Davayı takip yetkisi, maddi hukuktaki tasarruf yetkisinin usul hukukundaki karşılığını oluşturur. Ayrıca, bu kavram, davada taraf olmadığı hâlde kanun gereği taraf gibi davranmakla görevli kılınmış olanların hukukî konumlarının açıklanmasında başvurulan bir kavram konumundadır. Kural olarak taraf ehliyeti ve dava ehliyeti bulunan kişinin dava takip yetkisi vardır. Ancak bazı istisnai durumlarda davada taraf olarak gösterilen kişinin taraf ve dava ehliyeti olmasına rağmen dava takip yetkisi olmayabilir. Örn: Hakkında iflas kararı verilen kişinin taraf olduğu hukuki davalarda da istisnai durumlar dışında davayı takip yetkisi iflas idaresine aittir.
Taraf sıfatı (husumet) ise, maddi hukuka göre belirlenen, bir subjektif hakkı dava etme yetkisini ya da bir subjektif hakkın davalı olarak talep edilebilme yetkisini gösteren bir kavramdır. Taraf ehliyeti; davada taraf olabilme, usulî hukuki ilişkinin süjesi olabilme ehliyetidir. Taraf ehliyetine sahip olan kişi, davada davacı veya davalı olabilecektir. Bu nedenle, taraf ehliyeti usûli bir kavramdır. Taraf ehliyetine sahip olabilmek için medeni hukuktaki hak ehliyetine sahip olmak gerekir. HMK'nın 50. maddesine göre, medeni haklardan yararlanma ehliyetine sahip olan, taraf ehliyetine de sahiptir. Buna göre tüm insanlar, hak ehliyetine ve dolayısıyla taraf ehliyetine sahiptir. Dava ehliyeti ise, medeni hakları kullanma ehliyetine göre belirlenir. (HMK md. 51) Fiil ehliyetine sahip olan kişi, dava ehliyetine de sahiptir ve davayı yürütebilir, usûl işlemlerini yapabilir. Reşit olan ve temyiz kudretine sahip olan kişiler fiil ehliyetine sahiptir. Taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve dava takip yetkisi davanın taraflarının kişilikleriyle ilgili olduğu halde, taraf sıfatı dava konusu subjektif hakka ilişkindir. Davacı tarafta yer alan taraf için aktif taraf sıfatı, davalı tarafta yer alan taraf için pasif taraf sıfatından söz edilebilir. Uygulamada, "sıfat" yerine "husumet" terimi de kullanılmaktadır. Sıfat dava şartı olmayıp, itirazdır. Çünkü bir kimsenin hak sahibi veya borçlu olup olmadığı davanın esasına girildikten sonra tespit edilebilir. Bu durumda ise dava esastan ret veya kabul edilir. Oysa, dava şartları davanın esasına girilmesini engelleyen niteliktedir. Ancak sıfat bir itiraz olduğundan, hâkim diğer itirazlar gibi taraf sıfatını da dava dosyasından anlayabildiği sürece kendiliğinden nazara alır. Sıfat, davada taraflardan birinin davaya konu subjektif dava hakkının bulunup bulunmadığı ile ilgili bir husustur. Tarafların sıfatının yargılama sonuna kadar devam etmesi zorunludur. Bu husus mahkemece re'sen gözönünde bulundurulmalıdır. Bir davada, taraflardan birinin, davacı ya da davalı sıfatının (aktif ya da pasif husumet ehliyetinin) olmadığı belirlenirse, artık bu davanın esasının çözümüne girilmeden, davanın husumet yokluğundan reddi gerekir. Bir kişinin belli bir davada davalı veya davacı sıfatını haiz olup olmadığı şeklinde nitelendirilen husumetin ileri sürülme zamanı yasa ile kabul edilen bir ilk itiraz olmadığı gibi davalı veya davacı tarafından ileri sürülmesi gerekli bir def'i de değildir. Davanın her aşamasında ileri sürülmesi mümkün veya mahkemece vakıf olunduğu takdirde re'sen nazara alınması gerekli hukuki bir durumdur.
Bu durumda mahkemece, alacaklı sıfatı bulunmayan borçlu yönünden davanın hukuki yarara ilişkin dava şartı noksanlığından HMK'nın 114/1-h ve 115/2. maddeleri uyarınca usulden reddine karar verilmesi gerekirken, davalının taraf ehliyetinin bulunduğu gözden kaçırılarak, pasif taraf sıfatı ve taraf ehliyeti karıştırılarak ve gerekçede dava şartlarına ilişkin HMK'nın 114/1-d ve 115/2. maddelerinden söz edilmesine rağmen pasif husumet ehliyeti yokluğundan davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış ise de bu husus davacı tarafından temyiz konusu edilmediğinden bozma yapılmamıştır.
Muvazaa nedenine dayalı sıra cetveline itiraz davalarında iddia, kural olarak, borçlu ile davalı alacaklının anlaşmalı (muvazaalı) biçimde borç ilişkisi oluşturarak, diğer alacaklılardan mal kaçırma amacı güttükleri noktasındadır. Bunun için muvazaalı muamelenin borçlandırıcı işleme göre yapıldığı tarih önem taşır. Muvazaadan söz edilebilmesi için, kural olarak, muvazaalı olduğu ileri sürülen alacağın, kendisinden mal kaçırıldığı iddia edilen alacaktan daha sonra veya yakın tarihlerde doğmuş olması, diğer anlatımla kural olarak muvazaalı tasarrufun, diğer alacaklı lehine yapılan borçlandırıcı işlemden sonraki tarihi taşıması gerekir. Daha önce doğan alacak, daha sonra doğan alacak için muvazaa oluşturamaz. Takip işlemlerinin hızlandırılması, İİK’nın 20. maddesi uyarınca sürelerden feragat ve haczin borçlunun beyanı üzerine konulması, tek başına muvazaayı gösteren vakıalar değildir. Muvazaa iddiasına dayalı sıra cetveline itiraz davalarında ispat yükü, davalı alacaklıdadır. Davalı alacaklı alacağının varlığını ve miktarını, takipten önce düzenlenmiş ve üçüncü kişilere karşı da ileri sürülebilecek nitelikte olan usulüne uygun, birbirini doğrulayan yazılı delillerle kanıtlamalıdır. Her zaman düzenlenmesi mümkün olan çek ve bono, alacağın varlığını ispatlamaya tek başına yeterli değildir. Senetler ve çekler ancak tarafları ve onların cüz'i ve külli halefleri yönünden delil niteliğinde olup, temel ilişkinin ve kambiyo ilişkisinin dışında kalan davacı üçüncü kişi bakımından bu nitelikte bir ispat vasıtası olarak kabul edilemez. Öte yandan, alacağın miktarına göre diğer tarafın açık muvafakati bulunmadığı sürece tanık dinlenemez ve tanık beyanına dayalı olarak hüküm kurulamaz. Davalı alacaklının savunma ve delilleri çerçevesinde alacağın gerçek olup olmadığının tartışılması, davalı ile borçlu arasındaki hukuki ilişkinin ve davalının alacağının doğum tarihinin değerlendirilmesi, sonucuna göre karar verilmesi gerekir.
Davacının alacaklı olduğu Bursa 1. İcra Müdürlüğü'nün 2014/2291 Esas sayılı dosyasının incelenmesinde davacının 22.02.2014 keşide, 22.02.2014 ibraz tarihli çeke dayalı olarak 26.02.2014 tarihinde ihtiyati haciz kararı aldığı, 27.02.2014 tarihinde kambiyo senetlerine mahsus yolla icra takibine başlandığı, borçlunun SGK'daki hak edişi üzerine, 27.02.2014 tarihinde ihtiyati haciz konulduğu, ödeme emrinin 04.03.2014 tarihinde borçluya tebliğ edildiği, kambiyo senetlerine mahsus icra takibinde, İİK'nın 168. maddesindeki 10 günlük ödeme süresi geçmeden kesin haciz konulamayacağından, davacının ihtiyati haczinin 10 günlük ödeme süresinin geçmesiyle 14.03.2014 tarihinde kesin hacze dönüştüğü anlaşılmıştır.
Davalının alacaklı olduğu Bursa 16. İcra Müdürlüğü'nün 2014/44 Esas sayılı dosyasının incelenmesinde, alacaklının 10.12.2013, 14.12.2013 ve 14.12.2013 keşide tarihli 3 adet çeke dayalı olarak, 07.01.2014 tarihinde icra takibine başladığı, ödeme emrinin 13.01.2014 tarihinde borçluya tebliğ edildiği, borçlunun SGK'daki alacağına 24.02.2014 tarihinde haciz konulduğu anlaşılmıştır.
Bu durumda mahkemece, davalının sıra cetvelinin 1. sırasında yer alan alacağının dayanağı olan çekin, en geç düzenlenebileceğinin kabulü gereken tarih olan ibraz tarihinin, takip tarihinin ve haciz tarihinin; davacının alacaklı olduğu dosyada, alacağın dayanağı olan çekin ibraz tarihi, ihtiyati haciz tarihi ve takip tarihinden önce olduğu, bu durumda davalı alacağının daha önce doğduğunun kabulü gerektiği, buna göre de sonraki tarihte doğan davacı alacağı bakımından muvazaa yaratılamayacağı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde yanılgılı gerekçeyle hüküm kurulması doğru olmamıştır.
2-Kabule göre; davanın kabulü halinde bu tür davalarda kıyasen uygulanan İİK'nın 235/3. maddesi uyarınca sıra cetvelinde davalıya ayrılan payın yargılama giderleri ve vekalet ücreti de dahil olmak üzere öncelikle davacıya tahsisine, artan kısım bulunması halinde davalıya verilmesine karar verilmesi, sıranın değiştirilmesine ya da iptaline ya da sıra cetvelinin iptaline karar verilmemesi gerekir. Sıra cetveline itiraz davaları sonunda verilen hüküm, sadece davanın tarafları bakımından sonuç doğurur ve verilen kabul kararı ile durumun tespiti ile yetinilmeyip, eda hükmü kurulmalıdır. Mahkemece, eda hükmü kurulmuş ise de, hüküm fıkrasının 1. bendindeki "Bursa 16. İcra Müdürlüğü'nün 2014/44 Esas takip sayılı dosyasında İcra Müdürlüğü'nce 24.03.2014 tarihli olarak yapılan sıra cetvelindeki 1. sırada olan Bursa 16. İcra Müdürlüğü'nün 2014/44 Esas takip sayılı dosya için ayrılan paydan öncelikle davacı alacağı olan Bursa 1. İcra Müdürlüğü'nün 2014/2291 Esas takip sayılı dosyasındaki bu tarih itibariyle hesaplanarak bildirilen 2.987.410,52 TL'nin yargılama giderleriyle birlikte ödenmesi ile kalan tutar olduğunda Bursa 16. İcra Müdürlüğü'nün 2014/44 Esas takip sayılı dosyası ile sıra cetvelindeki diğer alacaklılara verilmesine" ibarelerinin anılan madde hükmünü tam olarak karşılamadığı anlaşılmıştır.
Sonuç: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, temlik alan vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün temlik alan yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 11.02.2016 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)