(1412 S. K. m. 236/2) (765 S. K. m. 260) (5271 S. K. m. 191) (5237 S. K. m. 265)
Dava: Memura pasif mukavemet suçundan sanık G. 'nün yapılan yargılaması sonucunda; mahkumiyetine dair A. Sulh Ceza Mahkemesinden verilen 13.10.2003 tarihli hükmün Yargıtay'ca incelenmesi o yer C. Savcısı tarafından istenmekle ve dosya C. Başsavcılığının 18.4.2005 tarihli tebliğnamesiyle dairemize gelmekle yapılan inceleme sonunda gereği düşünüldü:
Karar: Sanık hakkında memura pasif mukavemet suçundan açılan kamu davasının yapılan yargılaması sonucunda; eyleminin 765 Sayılı TCK.nun 260. maddesine uygun gerçekleştiğinin kabulü ile kurulan hükmün o yer C. Savcısı tarafından temyizi üzerine yapılan incelemesinde:
1- Sanığın başka bir olay nedeniyle polis minibüsü ile karakola götürülürken virajda araçtan atlayarak kaçması şeklindeki eyleminde TCK.nun 260. maddesinde unsur olarak gösterilen müessir kuvvet veya nüfuz kullanma halinin ne şekilde gerçekleştiği kararda tartışılıp, değerlendirilmeden menfi mukavemet suçundan mahkumiyet hükmü tesisi,
2- Sanığın kimliği mahkemece tespit edilmeden sorgusunun yapılması suretiyle 1412 sayılı CMUK.nun 236/2. maddesine muhalefet edilmesi,
3- 12.10.2004 gün ve 25611 sayılı Resmi Gazete ile yayımlanarak 1.6.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 Sayılı Türk Ceza Kanununun 7. maddesinin 2. fıkrasında "suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur" şeklinde düzenleme yapılmış, 5252 Sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 9. maddesinde ise, lehe olan hükümlerin uygulanması usulleri belirlenmiş, bu kanunun 12. maddesi ile de 765 Sayılı Türk Ceza Kanunu yürürlükten kaldırılmıştır. Ayrıca 1.6.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile yargılamanın nasıl yapılacağına ilişkin kurallar yeniden düzenlenmiş, 5320 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 18. maddesi ile de, 1412 Sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu yürürlükten kaldırılmıştır.
Açıklanan tüm bu düzenlemelerin hüküm tarihinden sonra yürürlüğe girmiş olması karşısında 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunun 7. maddesi ile 5252 Sayılı Kanunun 9. maddesi uyarınca sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
Sonuç: Bozmayı gerektirmiş, o yer C. Savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan sair yönleri incelenmeyen hükmün bu sebepten dolayı BOZULMASINA, 22.02.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy