(1412 S. K. m. 253, 261, 264, 265, 266)
Dava: Bıçakla müessir fiil suçundan sanık Mustafa Yılmaz'ın 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 456/4, 457/, 457/2. maddeleri uyarınca 436.208.197 Türk lirası ağır para cezası ile cezalandırılmasına dair, TEKİRDAĞ Sulh Ceza Mahkemesinin 6.5.2002 tarihli ve 2002/461-390 sayılı karar aleyhine Yüksek Adalet Bakanlığınca verilen 2.5.2005 gün ve 19140 sayılı yazılı emre müsteniden dava dosyası C.Başsavcılığının 10.5.2005 gün ve 2005/90817 sayılı ihbarnamesiyle daireye gönderilmekle okundu;
Mezkür İhbarnamede;
Sanığın fiili işlediği tarihte akli dengesinin ve cezai ehliyetinin bulunmadığına dair Tekirdağ Devlet Hastanesi Baştabipliğinin 17.4.2002 tarihli raporuna, sanığın zihinsel özürlü olduğuna ilişkin babası Fahrettin Yılmaz'ın 16.4.2002 tarihli beyanına nazaran, benzer bir olay sebebiyle Yargıtay 2. Ceza Dairesinin 6.12.2004 tarih, 2004/21930-22516 sayılı ilamında da belirtildiği üzere, Türk Ceza Kanununun 46-47. maddeleri uyarınca sanığın fiili işlediği sırada şuurunun veya hareketinin serbestisini ehemmiyetli derecede kaldıracak veya azaltacak surette akıl hastalığına düçar olup olmadığı hususu araştırılmaksızın, yazılı şekilde ceza kararnamesi ile mahkumiyet hükmü kurulmasında isabet görülmediğinden CMUK.nun 343. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu yazılı emre atfen ihbar olunmuştur.
Karar: Sanığın fiili işlediği tarihte akli dengesinin yerinde olmayıp, cezai ehliyetinin bulunmadığına dair Tekirdağ Devlet Hastanesi Baştabipliğinin 17.4.2002 tarihli raporuna, babası Fahrettin Yılmaz'ın 16.4.2002 tarihli beyanına ve Tekirdağ Emniyet Müdürlüğü Çiftlikönü Karakol Amirliğinin 18.4.2002 tarihli yazılarda sanığın Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları hastanesine teslim edildiği bildirildiğine göre, mahkemece sanığın suç tarihinde TCK.nun 46 ve 47 maddelerinde tanımlanan fiili işlediği zaman suurunun veya hareketinin serbestisini tamamen kaldıracak veya önemli derecede azaltacak surette akıl hastalığı veya akli maluliyete müptela olup olmadığı hususunun araştırılıp sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayin ve tespitinin gerekeceği bu durumda davanın ceza kararnamesi ile sonuçlandırılması mümkün olmayıp, usulen duruşma açılıp yargılama yapılması ve sonucunda hüküm kurulması gerekir.
Yargıtay Ceza Genel kurulunun 10.11.1986 tarih 280/506 sayılı kararında da işaret alındığı gibi "CMUK.nun duruşma yapılmasına ve hüküm kurulmasına ilişkin 261.264,265,266 ve 253 maddesindeki usul ve kurallara uymamak kesin biçimde yasaya aykırılık oluşturur." bunun sonucu olarak da "esas hakkında verilen karar, yargılama yapılmak suretiyle verilmiş hukuken geçerli bir karar olmayıp yok hükmündedir." Esasa ilişkin hükümlerin yazılı emir yoluyla bozulması halinde yeniden yargılama yapılmaması, yargılama yapılarak ittihaz olunmuş kararlar içindir.
Bu itibarla, esası çözümleyen karar yargılama yapılmaksızın verilmiş olduğundan, yeniden yapılacak muhakeme tekriri muhakeme mahiyetinde olmayıp ilk defa yapılacak muhakeme niteliğindedir ve bunda da zorunluluk vardır.
Sonuç: Yazılı emre dayanan ihbarname münderecatı açıklanan sebeplerle yerinde görüldüğünden TEKİRDAĞ Sulh Ceza Mahkemesinden ceza kararnamesi ile verilip kesinleşen 6.5.2002 gün ve 2002/461-390 sayılı kararın CMUK.nun 343. maddesi gereğince BOZULMASINA ve müteakip işlemlerin mahallinde mahkemesince yapılmasına, 31.5.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy