(5237 S. K. m. 32, 50, 125) (5271 S. K. m. 231)
Dava ve Karar: Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
5237 Sayılı TCK. nun 125/1. maddesinde hapis cezası ile adli para cezasının seçenek olarak öngörüldüğü, hapis cezasına hükmedildiğinde bu cezanın artık adli para cezasına çevrilemeyeceği, ancak hapis cezasının adli para cezasına çevrilmiş olmasın hükmün temyiz kabiliyetini ortadan kaldırmayacağı ve bu nedenle hükmün temyiz yeteneğinin bulunduğu ve sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum olduğu anlaşıldığından, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için aranan, 5271 Sayılı CMK. nun 231/6. maddesinin (a) bendinde yazılı kasıtlı bir suçtan mahkum olmama koşulunun bulunmaması nedeniyle, sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemeyeceği belirlenerek yapılan incelemede;
Dosya içeriğine göre sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Ancak;
1- 5237 Sayılı TCK. nun 125/1. maddesinde hapis cezası ile adli para cezasının seçenek olarak öngörüldüğü, aynı kanunun 50/2. maddesinde, hapis cezası ile adli para cezasının seçenek olarak öngörüldüğü hallerde hapis cezasına hükmedilmişse, bu cezanın artık adli para cezasına çevrilmeyeceğinin gözetilmemesi,
2- Dosya içeriğinden 08.02.2005 tarihinde işlediği başka bir suçtan dolayı aldırılan 23.01.2007 tarihli Manisa Ruh Sağlığı Hastalıkları Hastanesinin raporuna göre, oflusıonal bozukluk hastalığı bulunan sanığın 5237 Sayılı TCK. nun 32. maddesi gereğince, akıl hastalığı nedeniyle, işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını tam olarak algılamadığı veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin önemli derecede azalmış olduğunun belirtilmesi karşısında, 19.08.2005 tarihinde işlediği hakaret suçu açısından 5237 Sayılı TCK. nun 32. maddesi gereğince bir araştırma yapılmadan eksik kovuşturma ile yazılı şekilde hüküm kurulması,
Sonuç: Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafii ve katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı istem gibi BOZULMASINA, 30.04.2009 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY:
Sanık hakkında hakaret suçundan açılan davanın yapıp bitirilen duruşması sonucunda 5237 sayılı TCK'nun 125/1, 62, 52. maddeleri uyarınca kısa süreli olarak tayin edilen hürriyeti bağlayıcı ceza, adli para cezasına çevrilmiştir.
Mahkemenin hükmettiği sonuç ceza 1500 YTL adli para cezasıdır. Temyiz isteği sanık ve katılan vekillerinden gelmiştir.
Dairemizin sayın çoğunluğu "yasal düzenlemelere açıkça aykırı olarak, kurulduğu anlaşılan hükmün bu nedenle temyiz edilebilir bulunduğunu kabul ederek inceleme yapılmıştır.
İncelenmesi gereken husus hükmün temyiz edilebilir ve incelenebilir olup olmadığının öncelikle tespitidir.
Ceza Genel Kurulunun 02.05.1983 gün ve 65/199, 02.05.1994 gün ve 97/126 sayılı kararlarında vurgulandığı gibi, hükmün temyiz edilebilir olup olmadığı, hüküm tarihindeki yasal düzenlemelere göre belirlenmelidir.
CMUK'nun 305. maddesi uyarınca 2 milyar liraya kadar para cezasına dair hükümler kesin nitelikte olup temyiz olunamaz, ancak kesin nitelikteki bu hükümler temyize elverişli olabilme ön koşulu ile suç vasfına yönelik temyiz üzerine, bu hususla sınırlı biçimde temyiz incelemesine konu olabilirler. (C.G.K. 29.11.2005 gün ve 2005/7-123-151)
Ceza Muhakemesi Kanunumuz temyiz edilebilme kuralının istisnalarını halen yürürlükte bulunan CMUK'nun 305. maddesi ile düzenlemiştir.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 50. maddesinin beşinci fıkrasında, uygulamada asıl mahkumiyet, bu madde hükümlerine göre çevrilen adli para cezası veya tedbirdir hükmü yer almıştır.
Sanık hakkında verilen sonuç ceza 1500 YTL adli para cezasıdır.
9.CD.11.12.2006 gün ve 5771-7089 sayılı kararında, 5237 sayılı TCK'nun 50. maddesinin 5. fıkrasında uygulamada asıl mahkumiyetin bu madde hükümlerine göre çevrilen adli para cezası olduğunun belirtilmiş olması karşısında CMUK'nun 305. maddesindeki temyiz sınırının 2 milyar liraya çıkarılmış olması ve hükmolunan para cezasının miktarı karşısında kararın kesin olması nedeniyle üst C. Savcısının temyiz isteğinin CMUK'nun 317. maddesi gereğince Reddine karar vermiştir.
Tür ve miktarı itibarı ile kesin olan kararların temyiz kabiliyetleri yoktur. Bu kararların suç vasfına yönelik temyizi halinde, maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasını amaçlayan ceza yargılamasının doğal sonucu olarak Yargıtay denetimine tabi olacaktır. (CGK.04.10.1993 2-187-227)
01.07.1942 gün ve 25/18 sayılı içtihadı birleştirme kararı ile hükmolunan ceza miktarı itibariyle kesin olan hükmün, zoralım ile bağlantılı olarak temyiz yeteneği olduğu kabul edildiği gibi Ceza Genel Kurulu ve Özel Daireler asıl ceza yönünden müsadere, meslek ve sanatın tatili, işyerinin kapatılması, tazminata hükmedilmesi, sürücü belgesinin geri alınması, şahsi hakka ilişkin olması, temyizi olanaklı olarak ertelenmiş cezanın çektirilmesi gibi kararların kesin hükme temyiz edilebilirlilik vasfını kazandırdığına karar vermişlerdir.
İncelenen kararda, yukarıda sayılan, kesin hükme temyiz edilebilirlik vasfını kazandıran hiçbir özellik yoktur.
Mahkeme, kısa süreli olan 2 ay 15 gün olan hapis cezasını, seçimlik cezalarda TCK.nun 50/2. maddesinin hapis cezası seçilmiş ise bu ceza artık adli para cezasına çevrilemez kuralına rağmen adli para cezasına çevirmiştir.
Bu hatalı uygulamanın giderilme yolu temyiz yolu değildir. CMUK'nun 305. maddesi bunun yolunu tayin etmiştir. Adı geçen maddeye göre sonuç ceza 1500 YTL olan adli para cezası temyiz olunamaz. Ancak haklarında CMK'nun 309 ve 310. madde hükümleri dairesinde Yargıtay'a başvurulabilir. Bunun adı Kanun Yararına Bozma'dır.
O halde kesin olan bu hükümde oluşan ve dairemizin tesbit ettiği yasal düzenlemelere açıkça aykırılık hali kanun yararına bozma ile belirlenmelidir.
Temyize elverişli olmayan ve sonuç ceza ile kesin olan bir hükmün istisnaları söz konusu değilse, özel dairece olağan kanun yoluyla denetlenebilmesi mümkün değildir. Aksine uygulama CMUK'nun 305. maddesine aykırılık oluşturur.
Aynı konuda, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Dairemizin, temyiz incelemesi ve kararı üzerine yaptığı itiraz; Yargıtay Ceza Genel Kurulunca 2009 yılında kabul edilmiştir. Bu karar yazılım aşamasındadır.
Sanığın ve katılan vekillerinin temyiz isteğinin CMUK'nun 317. maddesi uyarınca Reddine karar verilmesi gerekirken, esasa girerek inceleme yapan sayın çoğunluğun görüşüne katılmak mümkün değildir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy