(743 S. K. m. 254) (1086 S. K. m. 65)
Temyiz eden: Davalı S. ve rüfekası taraflarından N.. aleyhine İstanbul Asliye 3.Hukuk Hakimliğinin 17.11.1947 tarih ve 1643 sayılı bir ilamına dayanılarak Ömer Kara ve karısı Aliye Kara'nın davalı edildiğine dair bir mukaveleden bahisle nüfus kaydına bir evlat edinme muamelesi tesis olunarak miras davalıya inhisar ettirilmiş ise de; Bu evlat edinme muamelesi, muris Ö'nün ikametgahı Edremit olduğu halde alınmış olan izin ilamı İstanbul Mahkemesinden verilmiş, izin tarihinde davalı N. reşid olduğu halde davaya iştirak etmeyip muvafakati alınmadan anne ve babası iştirak etmiş ve ilam kesinleşmeden noter senedi tanzim edilmiş ve Ö., karısı A. ve N'nin umumi vekaletnamelerini havi olarak İstanbul'a gitmiş ve orada bir avukat tevkil ederek kendi namına asaleten ve karısı Aliye ile Nuran namına vekaleten aharı tevkil etmek sureti ile senet tanzim ettirmiş ve şu hale göre mevcut evlatlık mukavelesi kanuna aykırı bulunmuş olduğundan iptaline karar verilmesi talebiyle açılan davanın Davacılardan S. ve M. davadan çıkarıldıktan sonra yapılan muhakemesi sonunda; Evlat edinilen kimsenin mahkemede dinlenmesi şart olmasına rağmen dinlenmemiş ve vekilin N'ye vekaleten rızasını beyan ettiğine dair ifadesine istinad edilerek N'den vekaletname istenmeye lüzum görülmemiş ve verilen Karar da mukaveleden evvel kesinleşmemiş ve bu husus Noterce de aranmamış ve evlat edinilen tarafından verilmesi icabedip menfaatleri sarsan kimse tarafından verilmemesi lazım olduğuna ve ahiren alınmış olan rızanın muteber olamayacağına mebni vaki evlatlık mukavelesinin iptaline dair verilen yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün, temyizen mürafaa icrası suretile tetkiki davalı vekili tarafından talep edilmiş ise de; dava mahiyeti itibariyle duruşmaya tabi olmadığından inceleme evrak üzerinde yapıldı, gereği düşünüldü:
1- Medeni Kanunun 254. maddesinde mümeyyiz olan kimsenin rızası olmadıkça evlatlığa alınamayacağı kaydı reşit olmayan mümeyyizleri istihdaf eden bir hükümdür. Yani Kanunla mümessilin arzusuna rağmen evlatlık olmak istemeyen mümeyyizi himaye maksadile konulmuştur. Bittabii reşit olan bir mümeyyiz evlatlık mukavelesini bizzat yapacağı cihetle böyle bir mecburiyet bahis konusu değildir. Bir akitle bir tarafı korumak maksadile kabul edilen bir hüküm; o akdin karşı taraf akidini ızrar için kullanılamaz ve evlatlık rabıtasının devamına arzu eden kimseye bu arzusuna rağmen evlatlık rabıtasının doğmadığı iddiasi ile akdin mutlak butlan ile batıl olduğu iddia edilemez. Buradaki butlan nisbidir ve butlanı iddia hakkı ise vazıı kanunun himaye etmeyi düşündüğü sahsa aittir. Binaenaleyh aksine taalluk eden mahkemenin bu husustaki görüşü isabetsizdir.
2- Evlat edinmeye izin verilmesine muteallik Karar bir ilam mahiyetini haiz değildir. Usul hükümlerine tevfikan katiyet kesbetmesi de düşünülemez.
3- Hadisemizde Davalı N., Ö'ye umumi bir vekaletname vermiş ve bu vekaletnamede mahkemenin evlatlık izin Kararından bahsedilerek Noterde mukavele yapması için de vekili salahiyetli kılmıştır. Bu şahıs da haiz olduğu salahiyete müsteniden bir vekil tayin etmiş bulunmaktadır. İşbu vekile evlat edilen kimsenin bu muameleyi yapması için izin vermediği iddia olunmamıştır. Vekalet akdi şekle bağlı bir akit değildir. Müvekkilin vekiline vekalet verdiğini beyan etmesi kafidir. Usulün 65. maddesine konulan hüküm, vekalet hizmeti dolayısı ile mahkemeye gelen vekilin bu sıfatını ispata münhasır bir kaidedir. Davalı akit yapılırken vekilinin bu akdi yapmasına izni olduğunu beyan etmektedir. Vekilin elinde bir de yazılı vesika mevcut iken artık Davalının Noterden bir 2. vekaletnameyi tanzim ettirmeye icbar olunması lüzumsuz bir külfettir. Yukarıda da izah olunduğu gibi akde muvafakat ve icazet hususları o akdin akidini himaye için vazolunmuş kaidelerdir. (Akde muvafakat ettim ve icazetim lahit oldu.) diyen bir akide o akdin karşı tarafı (Akit yapılırken muvafakati yoktu, icazete de itibar etmiyoruz.) demeye hukukun salahiyetli olamaz. Kaldı ki burada davacılar evlat edinenin külli halefi sıfat ile hareket etmişlerdir. Çünkü bu dava mirasçıların şahsında doğan bir iptal veya tenkis davası değildir. Ancak evlat edinme akdinin akide bulunan murislerinin halefi sıfat ile de davayı ikame edebilmişlerdir. Murisleri dahi evlat edinme akdi yapıldıktan sonra Bu mukavele yapılırken benim de evlat olmaya muvafakatım vardı) diyen evlatlığa karşı böyle bir iddia dermeyan edemez.
Murisin dermeyan edemediği bir hakkı davacıların dermeyana elbette ki hakları yoktur. Binaanaleyh; yukarıda izah edilen hususlar göz önünde tutulmadan yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz ve temyiz itirazları yerinde bulunmuş olduğundan kabulüne hükmün açıklanan sebeplerden dolayı BOZULMASINA ve aşağıda gösterilen temyiz giderlerinin ileride haksız çıkacak taraftan alınmasına 27.06.1963 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy