(743 S. K. m. 5, 480, 489, 490) (818 S. K. m. 11)
Kadriye K. tarafından Sabire Seher K. ve arkadaşları aleyhlerine acilen tasarrufun iptali davasının yapılan muhakemesi sonunda davanın reddine dair verilen yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün temyizen mürafaa icrası suretiyle tetkiki davacı tarafından istenilmekle duruşma için tayin olunan günde mümeyyiz vekili Av.K. Tevfik Alyot ve mümeyyezünaleyhler vekili Av.Y. Dedeoğlu geldiler. Gelenlerin konuşmaları dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için başka güne bırakılması uygun görüldü. Bugün dosyadaki bütün kağıtlar okunup iş anlaşıldıktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü.
Dava, müteveffa Selim K.'in rücu ile ilgili 16 Temmuz 1969 günlü tasarrufunun geçerli olmaması sebebiyle 14 Nisan 1956 tarihli vasiyetinin lüzum ve hüküm ifade ettiğinin tesbitine ilişkindir.
Müteveffa Selim K. 16.07.1969 günü Bakırköy 2. Noterliğine başvurarak gördüğü lüzum üzerine 14.04.1956 günlü vasiyetnamesini fesh eylediğini bildirmiş, Noter bu beyanı tanıklar önünde tesbit etmiş, işbu irade beyanını Selim ve tanıkların müşterek imzalarıyla tevsik eylemiştir. Musaleh vekili ve tarz bir irade beyanının vasiyet hükümlerini ortadan kaldırmayacağını ileri sürerek dava açmış, davalı taraf ise aksini savunmuştur. Böylece uyuşmazlık, yukarıda açıklanan belgenin hukuki sonuç doğurmaya elverişli bir nitelik taşıyıp taşımadığı noktasında düğümlenmiştir.
Vasiyetçi, vasiyet için kanunda yazılı şekillerden biriyle vasiyetinden her zaman rücu edebilir (MK. 489). Kanun metninden açıkça anlaşıldığı üzere rücuun, vasiyetin yapıldığı şekle uyulmak suretiyle vukuuna lüzum olmayıp, vasiyet için kanunda öngörülen şekillerden birinin seçilmesi ile vasiyetten dönülmesi mümkündür. Mesela: Resmi vasiyetten, el yazısı ile düzenlenmiş vasiyetle dönülebileceği gibi, el yazısı vasiyetten de resmi vasiyet şekliyle dönülebilir.
489.madde hükmü emredici nitelik taşıdığı için, aksine hareket tasarrufu geçersiz kılar. Çünkü Medeni Kanunun 5.maddesi delaletiyle Borçlar Kanununa ait hükümler Medeni Hukuk ilişkilerinde de uygulanır. Kanunun emrettiği şekle uyulmadan yapılan işlemler geçersiz olur (BK. 11). Mademki kanun koyucu vasiyet şekillerinden birisiyle vasiyetten rücuu gerekli bulmuştur. O halde, bu şekle uyulmadıkça rücu hüküm ifade etmez. İlmi ve kazai içtihatlar da bu konuda ittifak halindedir. (Dr. İlhan Öztırak, Tek Taraflı Ölüme Bağlı Tasarruflardan Rücu 1964, S. 32-35, Prof Zahit İmre, Türk Miras Hukuku, 1968 S. 149, Prof. Gönensay Birsen, Miras Hukuku S.113, Yargıtay 07/01/1946 gün 6211/76 sayılı kararı).
Her ne kadar Medeni Kanunun 490.maddesi imha suretiyle rücuu kabule müsait ise de, rücuun bu özel şeklinden hareket edilerek 489.maddeyi amacı dışına taşırmak, yani vasiyet şekillerine uyulmaması halinde dahi rücuu geçerli kılmak caiz ve mümkün değildir.
Yukarıda açıklanan belgenin Medeni Kanunun 480.ve sonraki maddelerinde yer alan resmi vasiyet şeklinde uygun olmadığı hususunda tereddüt yoktur. Dayanılan belge müteveffanın rücu iradesini genel olarak notere tesbit için, iradenin açıklanması yeterli olmayıp, rücu için seçilen vasiyet şekline uygun bir belgenin düzenlenmiş olması şarttır. Eğer düzenlemede bir eksiklik varsa rücu iradesi hukuki netice meydana getirmez. Davaya konu 16.07.1969 günlü belge resmi vasiyet niteliğinde bulunmadığına nazaran buna dayanılarak 14.04.1956 günlü vasiyetnamenin geçersizliği ileri sürülemez. Bu itibarla, isteğe uygun hüküm tesisi icabederken, kanunun açık hükmüne ve içtihatlara aykırı düşünceler benimsenerek davanın reddedilmesi usul ve kanuna aykırıdır.
Sonuç: Temyiz edilen kararın gösterilen sebeplerle BOZULMASINA ve duruşma için takdir olunan sekiz yüz elli lira vekalet ücretinin davalılardan alınıp davacıya verilmesine 17.11.1972 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy