(1086 S. K. m. 87) (743 S. K. m. 513) (818 S. K. m. 135, 136)
Dava: B. B. ile N. B. arasındaki tenkis davasının yapılan muhakemesi sonunda davanın reddine dair verilen hüküm davacı tarafından temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü.
Karar:1- Miras şirketinin mümessili, mirasçıların değil, terekinin temsilcisidir. Tenkis davası mirascıya tanınmış bir davadır. Onun için miras şirketinin temsilcisi, mirascı adına tenkis davası açamaz. Oysa olayda davayı miras şirketinin mümessili açmış olup, davanın reddi bu bakımdan sonucu itibariyle doğrudur.
2- Öte yandan, davanın tamamiyle (kamilen) ıslah edilmesi halinde ıslah olunan dava, ilk dava gününde açılmış sayılır. Yani dava için zamanaşımı bu tarihte kesilmiş olur (Prof. Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü 1974, s.621, Prof. Sabri Şakir Ansay, Yargılama Usulleri 1960, sh.194, Prof. İlhan Postacıoğlu, Medeni Usul Hukuku Dersleri 1975, sh. 460, Saim Üstündağ Medeni Yargılama Hukukunun Esasları 1973/335).
Usulün 87. maddesine göre ıslah, bunu yapan tarafın teşmil edeceği noktadan başlayarak usule ilişkin bütün işlemlerin yapılmamış sayılmasına yol açar (Kuru Age. sh.615; Ansay Age. sh.193; Postacıoğlu Age. sh.458; Üstündağ Age. sh.333).
Olayda dava tamamen ıslah edildiğine ve böylece tenkis davası, iptal davasının açıldığı günde açılmış sayılacağına göre, iptal davasının açıldığı tarihte tenkise ait zamanaşımı da kesilmiş olur.
Zamanaşımı, dava devam ederken iki tarafın yargılamaya ilişkin her işleminden ve hakimin her emir ve hükmünden itibaren yeniden işlemeye başlar ve kesilmeden itibaren yeni bir süre işler (B.K. 135-136).
İptal davasının açıldığı günde tenkisle ilgili zamanaşımı kesilmiştir. Ne varki usulün 87. maddesi gereğince ıslah gününe kadar yargılamaya ilişkin bütün usul işlemleri geçersiz hale geldiği için, tenkis davasının zamanaşımı, ıslah gününe kadar herhangi bir sebeple kesilmemiş sayılır. Dava günü ile ıslah dilekçesinin verildiği tarih arasında ise Medeni Kanunun 513. maddesinde yazılı bir yıllık süre çokca geçmiş bulunduğundan, zamanaşımı def'i yerinde olup, davanın bu sebeple reddi kanuna uygun bulunduğundan temyiz itirazları yersizdir.
Sonuç: Yukarıda gösterilen sebeplerden dolayı hükmün ONANMASINA ve aşağıda yazılı onama harcının temyiz edene yükletilmesine 26.4.1979 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Olayda, ihtilaf konusu sorun ilk dava tarihi ile ıslah tarihi arasındaki sürede, zamanaşımını kesen hukuki sebeplerin bulunup bulunmadığı ile bunların nelerden ibaret olduğudur. Ekseriyet görüşünde belirtilen gerekçeye nazaran H.U.M.K.'nun 87. maddesinde davanın ıslahı ile usuli bütün muameleler yapılmamış sayıldığından ve ilk davadan sonra ıslaha kadar zamanaşımını yeniden kesen sebepler de (B.K. 136. mad) ortadan kalkmış olacağından ilk dava tarihi ile ıslah tarihi arasında ıslaha konu iddia hakkında zamanaşımı süresi geçmiş olmakla ıslah konusu davanın zamanaşımı yönünden reddi gerekmektedir. Gerçekten usul ve kanun gereği geçmişi kapsayacak nitelikte hukuki bir durum ortadan kaldırılmış ise ortadan kaldırılan durumun yarattığı sonuçların da keza ortadan kalkması tabiidir. Örneğin: Davanın iptali halinde olduğu gibi (Baki Kuru H.U.M.K. 1974. sh. 614-295). Ancak olayda durum başkadır. Şöyleki: Borçlar Kanununun 136. maddesinde zamanaşımını kesen sebepler (tarafların usule ait her muamelesi), (Hakimin her emri), (Hakimin her hükmü) olarak sayılmıştır. Bu üç hususun bir kanun hükmüne dayanılarak yok farzedilmesi halinde gerçekten zamanaşımı bu haller nedeniyle kesilmiş olsa bile, artık geçmişte zamanaşımını kestiklerinin kabulü mümkün olmayacaktır. Ne varki; kanımızca, H.U.M.K.'nun 87. maddesinde belirtilen (usuli bilcümle muameleler) ibaresinin Borçlar Kanununun 136. maddesinde sayılan üç hali de kapsadığı iddia olunamaz. Zira, bu sonuç Borçlar Kanununun ve H.U.M.K.'nun amacına aykırı düşmektedir. Kanun koyucunun usuli muamele ile Hakim emri ve hükmünü bir tutmadığı
anlaşılmaktadır. Aksi halde her iki kanun hükmünde başka deyimlerle aynı hususun ifade edilmesi yersiz olurdu. Diğer bir hususta H.U.M.K.'nun 87. maddesinde bazı muamele ve delillerin geçerliliği kabul edilirken dayanağı teşkil eden Hakim kararlarının ve bu husustaki Hakim emirlerinin geçersiz sayılmasının çelişki teşkil edeceği muhakkakdır. O halde Hakimin ara karar ve hükümlerinin zamanaşımını kesebileceğinin kabulü ile durumun buna göre değerlendirilmesi icap eder. Bu açıdan dosya incelendiğinde, davanın başından beri verilen ara kararları ve Hakim emirleri tarihine göre tenkise ilişkin zamanaşımının gerçekleşmediği anlaşılmaktadır. Öyle ise, davaya devam ile tarafların bu hususta gösterecekleri deliller toplanarak sonucu uyarınca bir karar verilmek üzere temyiz olunan hükmün bozulması oyundayım.
Full & Egal Universal Law Academy