(743 S. K. m. 489, 491)
Sadiye B. ile Rahmiye l. arasındaki vasiyetnamenin hükümden düştüğünün tespiti davasının yapılan muhakemesi sonunda davanın reddine dair verilen hüküm davacı tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü.
Vasiyetin düzenlenmesinden sonra, vasiyetçi, yine vasiyet şekillerinden birisi ile vasiyetinden dönebilir (M.K.489). Bir kimse, muayyen bir mal hakkındaki vasiyetnamenin varlığına rağmen, sonradan bu vasiyetle bağdaşmayan (telifi kabil olmayan) bir tasarrufta bulunursa, vasiyeti hükümsüz hale gelir. Buna hukuk alanında fiilen rücu denmektedir (M.K. 491). Bu tür bir dönüş hukuken geçerlidir.
Olayda miras bırakan, 1.10.1986 günlü vasiyetnamede, taşınmazını kızı Rahmiye'ye vasiyet ettikten sonra, aynı taşınmazı 24.2.1987 gününde yine kızı Rahmiye'ye satmış, tapuda mülkiyeti ona devir etmiştir. Miras bırakan bu davranışı ile, ölümü halinde bu malın, terekesinde bulunması imkânını ortadan kaldırmıştır.
Yararına vasiyet yapılan kişinin, ölenin mirasçısı olması, fiili rücu (dönüş) kuralını etkilemez. Mahkemece aksine düşünce ile ve ölüme bağlı tasarrufların hukuki niteliği ile çelişerek ve Medenî Kanunun 491. maddesi ile bağdaşmayan bir düşünce biçimiyle davanın red edilmesi yanlıştır. Oysa yapılacak iş vasiyetnamenin geçerliğini yitirdiğinin tespitinden ibarettir. Bu yönün gözetilmemiş olması Usul ve Kanun'a aykırıdır.
Temyiz edilen kararın gösterilen sebeple BOZULMASINA, oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy