(743 S. K. m. 149, 264, 273, 275, 354, 372, 414, 416, 427) (1086 S. K. m. 73)
Dava: Taraflar arasındaki velayetin nezi davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü.
Karar: 1- Mahkemelerin nihai kararlarına karşı kanun yolu HUMK. 427. maddesinde gösterilmiştir. Bunun istisnası ise nizasız kaza kararlarıdır.
Nizasız kaza kararlarının doğru olmadığı her zaman açılabilecek bir hasımlı davada iddia ve ispat edilebilir. Davalı annenin hasımsız olarak aldığı 20.11.1990 günlü 829/1023 sayılı karar bu niteliktedir. O halde davacı vasinin 3.12.1990 günlü dilekçe ile açtığı davanın harcı alınarak incelenmesi gerekirken harç alınmadan işin incelenmesi doğru değildir.
2- Velayeti dava konusu yapılan Serhan'ın velayeti boşanma sonucu babası İsmet'e verilmiştir. İsmet'in ölümü üzerine velayet askıda kalmıştır. Bu gibi hallerde ne yolda işlem yapılacağı Medeni Kanunun 149. maddesinde açıklanmıştır. Ana veya babanın... ölümü gibi bir halin ortaya çıkmasında hakim resen veya ana ve babanın birinin talebi üzerine hadisenin gerektirdiği tedbirleri almak zorundadır. Ana veya baba isteğini mahkemeye dava biçiminde arz edeceği şüphesizdir. Böyle bir davanın açılması halinde menfaati tartışılacak olan küçüğün en azından bir kayyımla davada temsil edilmesi de HUMK. 73. maddesi gereğidir.
Alınacak tedbirlerin neler olabileceği yine kanunda gösterilmiştir. Çocuk daha önce velayet kendisine bırakılmayan ana veya babaya verilebileceği (M.K. 264) gibi, kendisine bir vasi de tayin edilebilir. (M.K. 275) Bunlardan başka çocuk bir aile yanına veya bir müesseseye yerleştirilebilir. (M.K. 273) Velayet altında bulunmayan her küçüğe bir vasi nasbolunması zorunludur. (M.K. 354) Her ilgili, muttali olduğu günden itibaren on gün içinde vasi tayininin kanuna aykırı olduğundan söz ederek itiraz edebilir. (M.K. 372/2) Küçük üzerinde vesayet rüşt veya hakimin rüşt kararı ile nihayet bulur. (M.K. 414)
Küçüğün velayeti haiz babası ölünce 1.8.1990 günlü 1188/1141 sayılı kararla vesayet altına alındığı Anasının bu karara karşı hasımlı olarak açtığı Bursa 3.Sulh Hukuk Mahkemesine ait 1990/1573 Esas sayılı davada vasinin değiştirilmesini istediği, ancak bu isteğinin red edildiği anlaşılmaktadır. Anne 1.8.1990 gününden itibaren çocuğu temsil yetkisinin vasiye ait olduğunu 1573 sayılı davayı açtığı 20.8.1990 gününden itibaren bilmektedir.
Velayetin kendisine verilmesi yönünde mahkemeye aynı gün vaki hasımsız müracaatında kendisinden iyi niyetten söz etmek mümkün değildir. Şu halde mahkemece yapılacak iş, taraflardan iddia ve savunmaları çerçevesinde delilleri sorulup sonucu uyarınca karar vermekten ibarettir. Hiç bir delil toplanmadan karar oluşturulması usul ve kanuna aykırıdır.
3- Kabule göre de; Hacir sebebi ortadan kalkınca Asliye Hakimi hacri kendiliğinden (resen) kaldırmak zorundadır. (M.K. 416) Bir kişi hem velayet hem de vesayet altında olamaz. Velayetin anaya bırakılması sebebiyle vesayetin kaldırılmaması da doğru değildir.
Bu sebeplerle mahkemenin temyize konu 4.12.1990 günlü 829 sayılı kararının bozulması gerekirken onandığı anlaşılmış bulunmakla davacı vasinin karar düzeltme isteğinin kabulü ve hükmün bozulması gerekli olmuştur.
Sonuç: HUMK. 440 ve 442. maddeleri uyarınca davacı vasinin karar düzeltme isteğinin kabulü ile dairemiz onama kararının kaldırılmasına, hükmün açıklanan sebeplerle BOZULMASINA, 28.03.1991 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
MUHALEFET ŞERHİ
Türkiye Cumhuriyet Anayasasının 6/2.maddesinde hiçbir kimse veya organın kaynağını Anayasadan almayan bir devlet yetkisi kullanamayacağı hükme bağlanmıştır. Diğer taraftan Anayasanın 154. maddesinde aynen Yargıtay adliye mahkemelerince verilen ve kanunun başka bir adli yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme merciidir. denilmektedir. 2797 sayılı Yargıtay Kanununun 1. maddesinde de ayrıca Yargıtay'ın Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile bu kanun ve diğer kanunların hükümlerine göre görev yapan bağımsız bir yüksek mahkeme olduğu açıklanmıştır. Nihayet Anayasanın 11. maddesinde Anayasa hükümlerinin yargı organlarını bağlıyan temel hukuk kurallarını oluşturduğu açık ve kesin bir biçimde belirtilmiştir. Bütün bu genel açıklamalardan sonra olayımıza gelecek olursak, boşanma ile çocuğun velayetinin verildiği babanın ölümü üzerine ana velayetin kendisine tevdii için hasımsız bir dava açmış ve davanın kabulüne ilişkin hüküm temyiz edilmemek suretiyle kesinleşmiştir. Kesinleşen bu karara karşı çocuğun vasisi babaannenin aynı mahkemeye yaptığı itiraz da reddedilmiş ve itirazın reddine ilişkin karar muteriz babaannenin temyizi üzerine dairemizce onanmıştır.
Şimdi ise değerli çoğunluk velayetin tevdiine ilişkin davada husumetin vasiye tevcih edilmemesi sebebiyle ve açıklanan düşüncelerle itirazın kabulü gerekeceğinden muterizin karar düzeltme isteğinin kabulünü hükme bağlanmıştır.
Hemen söylemek gerekir ki Yargıtay'ın kanun yolu denetim yetkisi (görevi) temyiz edilen karar ile sınırlıdır. Yoksa Yargıtay temyiz edilen karar sebebiyle muttali olduğu kesinleşsin ya da kesinleşmesin başkaca mahkeme kararlarının doğruluğunu denetleyemez. Bunların yasalara uygun yada aykırı olduğu konusunda görüş açıklayamaz ve hele kesinleşmiş hükümler hakkında oy bildiremez. Öyle ise Yargıtay velayetin anaya verilmesine ilişkin karar temyiz edilmemiş olmasına göre karar düzeltme incelemesini aynen temyiz incelemesinde olduğu gibi aynı mahkemenin itiraz üzerine verdiği kararla sınırlı olarak gerçekleştirmek zorundadır.
Burada üzerinde durulması gereken ve kanun yolu denetiminde öncelikli çözümlenmesi önem kazanan husus, hukuk usulü yargılamasında Asliye mahkemesinin temyiz edilmemek suretiyle kesinleşen kararlarına karşı aynı mahkemeye itiraz yolunun mümkün olup olmadığıdır. Asliye Hukuk Mahkemesi herhangi bir davada karar vermiş olmakla o davadan elini çeker ve mahkeme esası kapatılır. Şartları mevcut olduğu takdirde hükmün tashih, tavzih, iade-i muhakeme ya da temyiz bozması dışında mahkemenin dosyayı yeniden ele alması ve eski hükmünü kaldırarak yeni bir hüküm tesis etmesi söz konusu değildir. Diğer taraftan usul ve kanuna aykırılığı ileri sürülen kesin kararlar hakkında Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun kabul ettiği çeşitli kanun yolları arasında İtiraz müessesesi mevcut değildir.
Hal böyle olunca dairemizin onama kararının konu yerel mahkemenin itirazın reddine ilişkin kararın usul ve kanuna uygun bulunduğundan karar düzeltme isteminin reddi gerekmektedir. Bu nedenle çoğunluk kararına katılmıyoruz. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy