(743 S. K. m. 149, 264, 267, 272, 273) (1086 S. K. m. 95)
Dava: Taraflar arasındaki kişisel ilişki davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü.
Karar: Evlilik içinde doğan sahih nesebin hükümleri, ana baba ile çocuk arasında kurulan velayet münasebeti etrafında toplanır. Küçüklerin bakım ve korunmalarını sağlamak için onların malları ve şahısları üzerinde ana babanın sahip oldukları görevlerin, hakların, yetkilerin hepsine birden velayet denir. Ana babanın çocuğun doğrudan şahsına ve mallarına karşı görevleri vardır. Özellikle şahsına karşı görevleri ona bakmak, geçimini sağlamak, onu yetiştirmek, fikri ve ruhi bakımdan terbiye etmektir. Hatta ana baba terbiye haklarını kullanırken çocuğun sağlığını bozmamaya dikkat edecektir.
(M.K. md. 264, 267) Ana ve baba vazifelerini ifa etmedikleri takdirde hakim çocuğun korunması için gerekli tedbirleri alır. (M.K. md. 272) Çocuğun bedeni ve fikri gelişmesi tehlikeye düşerse hakim çocuğu anne ve babadan alabilir. (M.K. md. 273, Tüzük md. 2)
Boşanma veya ayrılık vukuunda hakim ana ve baba ile çocuklar arasındaki şahsi münasebetlere dair gereken tedbirleri alır (M.K. md. 149) Görülüyor ki velayet görevi ve hakkı, analık ve babalık haklarının kullanılmasında odak nokta çocuğun fikren ve bedenen sağlıklı gelişmesidir.
Anılan haklar ve ödevler kamu düzeni ile ilgili olup devletin gözetimindedir.
Hakimin bir hareket vermeye gerek olmaksızın resen müdahale hakkı vardır. Anne ve baba arasındaki bu tür davalarda tarafların kabulleri sonuç doğurmaz. (HUMK. md. 95) Şu noktaya davada açıklık getirmek gerekir. Boşanma veya ayrılık vukuunda velayeti kaybeden eşle çocuk arasında şahsi ilişki kurulması mutlak bir zaruret değildir. Çocuğun ahlaki, fikri ve bedeni gelişmeleri için sakıncalar doğuracaksa görüşme hakkı kaldırılabilir. Bunun yanında çocukla şahsi münasebet kurulması eşler arasında istenmeyen temaslara yol açacak mahiyette de olmamalıdır.
Temyiz incelemesine konu olan kararda ve davada, davacı ile davalı evli iken 1988 yılında boşanmışlar, müşterek çocukları Aslı'nın velayeti anneye tevdi edilmiş, baba ile şahsa ilişki kurulması düzenlenmiştir. Baba şahsi ilişki kurma hakkını bir süre kullanmamış ve bir sefer kullandığında tam anne ve bakım şefkatine muhtaç çocuğu 2,5 yıl kaçırmıştır. Velayeti haiz olan annenin mahkemelere, icra dairelerine çocuk teslimi için müracaatları, çocuğun baba tarafından çeşitli yerlerde saklanması ile iki buçuk yıl süren bir kaçırma ve kovalama olayı yaratılmıştır. Bu arada baba tarafından çocuk değişik isimle çağırılmış çocuk nüfus kaydındaki ismini unutmuştur. Tanık sözlerine göre baba çocuğu alkolik bir kadına bakıcı olarak bırakmıştır.
Görülüyor ki baba, iki buçuk yıl gibi uzun süreli çocuğu kaçırarak annenin velayeti kullanma hakkını engellemiş, çocuğun daha mahiyetinin ne olduğunu kavrayamadığı kavramlar ve saklamalara polisle kaçırılmalara maruz bırakmış, ruh yapısını alt üst edecek, kendisi başka isimle çağırma, resmi mercilerde ya da başka çevrelerde başka isimle bilinme durumları yaratmıştır. Çocuğun sağlıklı ruh ve beden gelişmesini engellemiştir. Bu haller hakimin doğrudan müdahalesini gerektirir. Ayrıca velayeti haiz olan anne ile de çok olumsuz durumlar meydana getirilmiştir. Şu halde mahkemece yapılacak iş, çocuğun farik ve mümeyyiz çağa gelip olayları kavrayacağı yaşa kadar örneğin 11 yaşına kadar baba ile çocuk arasındaki şahsi ilişkiyi kaldırmaya karar vermesi gerekirken yazılı biçimde aynı olayların tekrar edilmesine müsait bir şahsi ilişki kurulması yasaya aykırıdır.
Sonuç: Açıklanan nedenle davacının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme hükmünün BOZULMASINA, 02.10.1992 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy