(743 S. K. m. 16, 357)
Dava: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, evrak okunup, gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava ve taraf ehliyeti dava şartlarındandır. Mahkemece re'sen gözetilir. 20.6.1994 tarihli duruşma tutanağında davalı hakkında Konya 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nce verilen 1993/75 Esas, 1994/8 Karar sayılı mahkumiyet kararının Yargıtay'dan döndüğü ve kesinleştiği belirtilmiş, gerekçeli kararda da davalının 17 yıl 6 ay ağır hapis cezasıyla tecziye edildiğinden ve cezanın infazına başlandığından söz edilmiştir. Davalı tutuklu olarak yargılandığına ve 17 yıl 6 ay ağır hapis cezası ile mahkum edildiğine ve mahkumiyet kararının kesinleştiğinden söz edildiğine göre, davalının hükümlülüğü sebebiyle vesayet altına alınıp alınmadığının araştırılması, alınmış ise tayin olunan vasinin usulüne uygun olarak davetiye ile duruşmaya çağrılması, vesayetin vekaleti sona erdirdiğinin göz önünde tutulması, vesayet altına alınmamış ise vesayet dairesine (Sulh Hukuk Mahkemesi'ne) ihbarda bulunularak sonucunun selenmesi ve vasi tayinine dair karar elde edildikten sonra vasinin duruşmaya çağrılarak taraf teşkilinin sağlanması zorunludur. Bunlar gözetilmeden yalnızca şahsa bağlı haklardan olan boşanma dışında mali sonuçlarda doğuran boşanma davasına devam usul ve yasaya aykırıdır (Y.2. HD'nin 8.10.1985 tarihli 7164-7948 ve 23.10.1992 tarihli 8875-10177 sayılı kararları)
Sonuç: Temyiz olunan hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 15.11.1994 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
Davalı, mahkumiyet nedeniyle kısıtlanmış ve kendisine vasi atanmıştır. Vesayet kararından mahkumiyet dışında akıl hastalığı, zeka geriliği gibi ayırtım (temyiz) gücünü ortadan kaldıran bir nedenin varlığından söz edilmemiştir. şu halde davacının ayırtım gücünün bulunduğunun kabulü gerekir.
Boşanma kişiye sıkı sıkıya bağlı haklardandır. Bu tip hakların ddevri, miras yolu ile geçmesi özellikle başkaları eliyle kullanılması mümkün değildir. Yasa kişinin ve kanunun yararını gözeterek kişiye bağlı hakların bazılarının kullanılmasında yesel temsilcinin katılımını öngörmüştür (örnek kazai erginlik işlemi, ismin değiştirilmesi, evlatlık olma, evlatlık bağının çözülmesi ve evlenmeden olduğu gibi).
Boşanma isteğinde yasal temsilcinin katılımı öngörülmemiştir. Hakların kulalnılmasında kişiye mutlak ve bağımsız hak tanındığı halde haklardan vazgeçmede bu hak tanınmamış yasal temsilcinin onayı zorunlu bulunmuştur (MK 394. madde)
Açıklanan yasal nedenlerle ayırtım gücüne sahip olan sınırlı ehliyetli kişinin kişiye sıkı sıkıya bağlı haklarını bizzat kullanması gerekir. Zorunlu bir durum olmadan bu hakların temsil yolu ile kullanılması mümkün değildir. Davada kısıtlının davalı olması belirtilen ilkelerin uygulanmasına engel değildir.
Sonuç: Bu ilkelere uygnu olan hükmün onanması gerekir. Aksine oluşan sayın çoğunluğun görüşlerine katılmıyorum.
Full & Egal Universal Law Academy